Savcılar Desteklenmeli
Ergenekon iddianamesi ve delilleri, daha önce yaşanmış birçok adlî olayı yeniden gündeme taşıyor. Gazetelerin çarşaf çarşaf aktardıkları belgeler, telefon kayıtları binlerce sayfalık iddianame ve eklerinden sadece bir kısmını oluşturuyor.İçimizden şöyle geçiriyor olabiliriz: “Vay anasına be! Neler neler olmuş da bizim haberimiz olmamış! Şimdi bunları yapanlar cezalanmayacak mı? Gazete haberleri ihbar kabul edilmeli değil mi? Olayların tarafları hala aramızda olduğu halde niçin dokunan çıkmıyor?”
Doğrusu bizim de içimizden bunlar geçiyor. Bazı savcıların harekete geçtikleri konusunda gazetelerde küçük haberler çıkıyor. Umutlanıyoruz. Gazetelerin olayları sadece duyurup bırakmaları dikkatimizden kaçmıyor. Vakit Gazetesinin Sabancı katillerinin Koç adasında saklandıkları haberi üzerine gitmesi ve Koç ailesinden bilgi istemesi, güzel bir gazetecilik, ancak diğer gazetelerin de aynı şeyi yapması gerekiyor. Olayın mağdurlarının da hareketsizlikleri dikkat çekiyor. Sözgelimi Sabancı ailesi niçin sessiz kalıyor. Son iddiada olduğu gibi çok güçlü kişilere hazırlanan tuzaklar konusunda niçin tuzağa düşürülenler haklarının peşine düşmüyor. Pamukbank olayında Karamehmet ailesi mağdur olmuştu. Medyadaki rakipleri, siyasî kişiler ve bürokratlar arasında geçen konuşmalar deşifre olduğuna göre, niçin kendileri suç duyurusunda bulunmuyorlar?
Hâlâ bazı endişeler var. Dokunulmazlara dokunulmaz. Dokunulmazlara dokunan yanar. Daha önce bazı savcıların başına gelenler düşünülünce de bu yargı yanlış da denilemez. Ancak bir hukuk devletinde dokunulmazlar olabilir mi? İşlenen suçlar görmezden gelinebilir mi? Eğer böyle bir duruma göz yumulursa o ülke ancak suç cenneti olur. Ergenekon davasına bakan savcıların gösterdikleri cesaret ve hukuk bilincinin diğer savcılarımızda da olduğuna inanıyoruz.
Belki bazı beklenenler var. Ergenekon davasının mahkemesinin beklenmesi, basında çıkan ancak resmiyet kazanmamış bazı ek belgelerin resmiyet kazanması ve gerçekliğinin belgelenmesi gibi bazı gelişmeler sonrasında; birçokları için dava tufanı diyebileceğimiz, çok sayıda dava açılabilir. Peşpeşe açılacak davalar sonucunda kapanmış dosyalar yeniden açılabilir. Bu aynı zamanda yakın tarihimizin yeniden yazılması anlamına gelecektir.
Gerçekten Savcılar harekete geçince, İtalya’da olduğu gibi, çok yüksek mevkilerde görev almış devlet adamları, büyük sermaye gruplarının başındaki ünlü iş adamları, anlı şanlı kişiler teker teker yargı önüne çıkarılabilir. Bunun tereddütlerin ortadan kalkmasından sonra belki de kısa süre sonra olabileceği ümidini taşıyorum.
Ergenekon Savcılarını hiç tereddütleri yok. Tereddüt kamuoyunda, medyada devam ediyor. Biraz da malum medya tereddütleri artıracak yayınlar yaptığı için geçici bir bekleme var. Diğer medya kuruluşlarının çabaları takdire şayan, ancak takip konusunda onların da eksik kaldıkları görülüyor.
BOZGUN İŞARETLERİ
Ergenekon soruşturması derinleştikçe bozgun görüntüleri de ortaya çıkıyor. Artık yavaş yavaş birbirlerini suçlamalar başlıyor. Birilerine göre diğerleri hain oluyor. Solun geleneksel zayıflığı adam satma devri başlıyor. Şimdilik satarım ha denilse de içerde satışların olduğu konusunda genel bir izlenim bulunuyor.
Ulusalcılar, Genel Başkan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un tutuklanmasından sonra Atatürkçü Düşünce Derneği'ne (ADD) yönelik ağır eleştiriler yöneltmeye başladı. Almanya'da bir dönem Recklinghausen Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanlığını, şimdi ise İsviçre'de Avrupa Düşünce Kulübü başkanlığını yürüten Dr. Yüksel Çavlak, ADD'nin kurulduğundan bugüne Atatürk'ü anlatamadığını söylüyor. Çavlak, "ADD kapansın daha iyi. Faydadan çok zarar veriyor." diyor.
Bir taraftan da el altından güçlü kesimlere, daha önce iş birliği yapıp şimdi saf değiştirenlere aba altından sopa gösteriliyor. Sanıklardan birinin açıklamaları haberlere yansıdı. Habere dikkat edersek hem tehdit hem de suçlama var:
Ergenekon davası sanıklarından İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin'e ağır suçlamalarda bulundu. Ergin, gazetesinde Ergenekon'un üzerine gidilmesi yolunda yayınlar yapmıştı. Sağlık sorunları sebebiyle cezaevinden tahliye edilen İlsever de, çıkar çıkmaz basının karşısına geçip Ergin'i hedef aldı. Çelişkili açıklamalar yapan İlsever, Ergin'i 'Bilderberg çetesinin temsilcisi' olmakla itham etti, Aydın Doğan'ın da Ergenekon iddianamesinde suçlandığını savundu.
Ferda Paksüt de öfkeyle bazı isimler söylemiş, bir bakıma onları da töhmet altında gösteren ifadeler kullanmıştı. Eğer böyle birbirlerini suçlamalar başlarsa bu iş çabuk çözülür. Siyaseten bozgun diyebileceğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Etraflarında imdatlarına yetişecek kimse kalmadı. Baykal bile avukatlık iddiasını unutturmaya çalışıyor. CHP’liler sanıklara eski iştahlarıyla sahip çıkmıyorlar, çıkamıyorlar.
BOZGUN ENGELLENEBİLİR Mİ?
Ergenekon sanıklarını bir Orgeneralin ziyaret etmesi ve bunun Genelkurmayın bilgisi dâhilinde yapıldığı açıklaması, bana ilk sorulduğunda normal bir ziyaret demiştim. Ne de olsa komutanları uzun zamandır tutuklu ve kurum olarak bir vefa gösterisi mahiyetinde bir ziyaret gerçekleştirilmiş kabul edilebilir. Başbakanın açıklamasına bakılırsa, o da böyle düşünmüş.
Ancak daha önce yaşananları dikkate alan bazı yazarlarımız bunu yargıya bir müdahale olarak görmek eğilimindeler. Şemdinli örneği hâlâ bütün sıcaklığı ile hafızalarda duruyor. Şemdinli’de yargı kurumu büyük bir bozgun yaşamıştı. İki astsubay için koparılan fırtına general rütbeli sanıklar için de kopar mı diye soruluyor. Bu endişelere yersiz demek mümkün değil. Basında birçok kalemin bu ziyareti normal bulmaması, bir bakıma yargının yalnız bırakılmayacağı ümidini taşımamıza da bir vesile teşkil ediyor.
Örgütlü yargı çevrelerinden ses çıkmaması hayret verici. Acaba onlar da bu ziyareti normal mi görüyorlar yahut önceden yaşanan andıçlardan biriyle mi karşı karşıyayız. Zamanla anlayacağız.
Yeni komutanla birlikte tutum değişikliği olduğu da bazı yazarların kaygıları arasında. Yeni komuta kademesinin vesayet anlamına gelebilecek yapının zayıflamasından rahatsız olduğu ve bu yapıyı güçlendirmek istediği gibi görüşler var. Belki bu ölçüde olmasa da normalleşmenin gerçekleşmediği düşüncesi birçoklarında olduğu gibi bizde de var. Devlet içinde odaklanmış bazı güçlerin varlığı devam ediyor. Yargıdan zaman zaman çatlak sesler geliyor. Yine de mahkemenin geçirdiği safhalar dikkate alındığında Ergenekon davası öyle kapatılacak gibi görünmüyor. Bu dava yargı içinden ve TSK’den destek görmeseydi bu safhaya da gelemezdi.
Mahir Kaynak’ın görüşlerini önemserim. Darbelerin tersten işlediğini yazdığı yazısı kafa karıştırıcı idi. Eğer Ergenekon davası gizli yapıya düzenlenmiş bir darbe girişimi olarak kabul edilecek olursa tersine bir darbe etkisi yaparak Ergenekonu değil de hükümeti yıkabileceği ihtimalini dile getiren yazısında, önce yaşanan girişimleri örnek veriyordu. Susurluk örneği gibi. Eğer bu pencereden bakacak olursak, kırılma noktasının bu ziyaret olabileceğini söyleyebiliriz. O zaman en çok dikkat etmesi gereken hükümet olmalıdır.
Bu ziyaretler bozgunu engellemek içindir demek doğru mu? Bu şekilde bozgun engellenebilir mi? Hükümet savcılar hakkında soruşturmaya izin vermedi. Şemdinli’de olan yaşanmadı. Mahkeme başladığında her şey daha açık görülecek, sorularımız cevabını bulacaktır. Biraz daha sabır.
