İslam Toplumunun Varlık Dinamiği: Âlim

Yazar: 
Muhammad B. Ayaz
Köşe: 
Kapak Dosyası

"Âlimler peygamberlerin vârisleridir" hadis-i şerifi ilme ve âlime ilâhî bir nazarın olduğunu gösteriyor. Allah'ın tecellisi ilim ve âlimler üzerinedir. Onlar ilâhî bilgiyi toplumda ikame ederler. Bir âlimin rahle-i tedrisatı, insanın bihakkın yetişme yeridir.İnsan yetiştirme geleneğinin ilk öğretmenleri peygamberlerdir. Bu eğitim geleneği İslam’da alternatifsiz bir yöntemdir. Çünkü İslam kültüründe bilgi “hal” ile birlikte aktarılır. Bilginin lüzumu eğer arzulanan davranış kalıplarını edindirmek ise, bu yöntem zaruridir. İlmin İslam tarihindeki yeri bu köklü yöntemle yerini almıştır. İlim, aktaran kişinin hüccet seviyesi ile anlam kazanıyor. Yani bilgi ete kemiğe bürünüyor. Tecessüm ederek insanın yetişme sürecine katkıda bulunuyor. İlim köklüdür ve derinden ilerler.

 Tedrisat süreci azim ve sabır ister. Dünyevî ikbalden vazgeçmek ve bedel ödemek gerekebilir. Bir merci üzerinden yürür. Kendi kendine öğrenilmez. Eğer böyle olursa nakısa meydana gelir. Âlimler hep bir öğreticinin önünde diz çökenlerdir. Bugün ilim müktesebatı olan herkese âlim diyemiyoruz. Çünkü âlimliğin önemli bir mütemmim cüzü olan “üstattan öğrenme” esası vardır. Bununla birlikte, âlimin rahle-i tedrisinden geçmek de elbette ki âlimlik için yeterli olmaz. Çünkü ahlak, şahsiyet, menfaate yönelmeme, ümeradan korkmama gibi önemli vasıflar gereklidir. Âlimin ilmi ile amil olması yüksek bir ahlak taşıması ve haysiyet sahibi bir şahsiyette olması topluma aktarılacak örneklik için gereklidir. Peygamberi temsil makamı âlimlere verilmiştir. Veraset âlimdedir. Bugün sadece ilmi düzey yeterli görülmektedir. Bu sebeple toplumun nirengi noktası kaybolmuştur. Artık âlimsiz toplumlar yörüngesiz ve ufuksuz seyretmektedir. Âlimlerin güneşi sayılabilecek Hz. Ali hakkında, Hz. Peygamber: “Ben ilmin şehriyim Ali de onun kapısıdır” buyurmuştur. Hz. Ali’nin âlimlik modeli ilim, hikmet, yakîn dereceleri şecaat, sahavet ve mertlik gibi birçok vasfı kendisinde toplamıştır. Hz. Ali hilafet seçiminde kendi taraftarlarının sükûtunu teenni ile sağlamıştır. Fitnenin birçok defa toplumu kaosa sürükleyeceği dönemlerde sükût ederek toplum maslahatını esas almıştır. İmam-ı Azam ilmin haysiyetini saraylarda ezdirmemek adına şahadete baş koymuştur. Eğer menfaati seçmiş olsa idi, kimliksiz bir toplumun ağır mesuliyetini taşıyacaktı. Demek ki âlim sadece bilgi kaynağı değildir. O ilmin şerefini de taşır. Bunu da herkes adına feda noktasında temsil eder. İslam toplumunun sürdürülebilir varlığı âlimlerin omzundadır. Toplumun manevî dinamiği âlimin varlığı ile kaimdir. Yoksa dünyevî varlığı, ruhsuz ve köksüz olarak devam edebilir. Toplum yapısı fitne ve fesatlarla sürekli bozulabilir bir yapıdadır. Kendi hastalığının tedavisini yapamayan kişi aynı hastalıktan muzdarip başka birini tedavi edemez. Bunun gibi manevî hastalıklara dûçar birisi de başkasının manevî hastalığına çare olamaz. Manevî hastalıkların çürütmeye başladığı toplum bünyesinin ıslahı, tam olarak âlimlerce sağlanabilir. Allah’ın kudret eli onlarla beraberdir. Toplumun manevî dinamikleri olan ulemanın ülkemizde bugün yetişemiyor olmasının sebeplerine baktığımızda; dünyevî gelecek kaygısı ön plandadır. Modern dünyanın dayatması olan bireysel gelecek planları çok yaygındır. Ayrıca mevcut eğitim kurumları, memurluğun ve mutaassıplığın önemsendiği ama âlemşümul fesahate kapı kapayan bir çarka dönüşmüştür. Mevcut ilim ortamına baktığımızda “klişeleşmiş” bir tablo ile karşılaşıyoruz. Yaygın kanaatlerden biri; “bilgi edinmek artık parmağımızın altında” ifadesidir. Bu ifade artık “bilgiyi” faydadan vâreste kılarak, anlam kaybına neden olmuştur. Bilginin kolay elde edilebilir olması, doğrudan bilginin faydası anlamına gelmediği bilinmektedir. Bu çarpık yapı bize Batı’dan geçti. Batı kültürü ilmi, kitaptan ve bilgisayardan edinilebilir saymaya başladı. Bu kanaat bugün bizim dünyamızda da yankısını bulmuştur. Bu ilim değil malumattır. Malumat bir bilginin genel geçer suretidir. Malumat geniş bilgi akışının herkesçe paylaşılan popülerleşmiş biçimidir. Malumat bilgisi tedrisatla öğrenilmez. Onun kaynağı pekâlâ günlük enforme araçlarıdır. İlmi, ilâhî bir sır gibi taşıyan âlimleri bugün yitirdiğimiz malumdur. Bu artık daha az havanın ciğerlerimize girmesi gibi bizi soluksuz bırakıyor. Ancak yelkenlerini dünyanın malumatı ile geren kalabalıkların sesleri dünyayı sarıyor. Bu sesler arasında yönünü âlimlerle belirlemek isteyenlerin varlığı da artık çok anlamlı hâle geldi.