İlim Ve Alimin Önemi

Yazar: 
Bilal Göksün
Köşe: 
Kapak Dosyası

Öncelikle ilim nedir? sorusuna verilen cevaplardan biriyle başlayalım. İlim; bir şeyin hakikatini idrak etmek ve bilinmesi gerekeni hâli üzere bilmek demektir. İlâhi vahyin son halkası olan Kur'an'ın ilk seslenişinde 'ilim' kelimesinin geçmesi konumuzun önemini dikkatlerimize açıyor. 'Ellezi alleme bil galem' 'kalemle öğreten O'dur'. Ayette geçen 'alleme' 'öğreten' kelimesi öğretenin kim ve öğrenilmesi gerekenin ne olması gerektiğini gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu minval üzere biz de ilim ve âlim kavramları hakkında söz söylersek isabet etmiş oluruz diye düşünüyorum. Kur’an’da sıkça geçen ‘ilim’ kelimesi mefhum olarak ilmin bizatihi kaynağının Allah Teala olduğunu gösterir. Bu noktadan hareketle ilim, Allah Teala’yı bilmektir. O’nu bilmek adına O’ndan gelen her şey ilme aracıdır. Yani vahiy, ilmin kendisi değil, ilmin sebeb-i vücuduna götüren yoldur. Bu manada kâinat ilme aracıdır. Ulvî maksat Allah Teala’yı tanımak ise katında kendisine ibadet eden, tesbîh eden melâikenin bilemediği ve Hz. Âdem aleyhisselama öğretilen eşyanın esması ilim değil, Allah Teala’yı tanımaktır. Aynı zamanda acziyetini anlamaktır ilim…

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, vahye muhatap olduğunda ilâhî sırları müsaade edilen kadar kavramış ve işinin ehemmiyeti, O’na davası uğruna her şeyi göze aldırmıştı. Varlığını borçlu olduğu Rabbine vâsıl olmak için yapması gereken ne ise o olmalıydı. Bundan dolayı belki ‘âlimler’ enbiyanın varisleriydi. Şeytan ise bildiği şeylerin hakikatini inkâr etmişti ve şeytanın izinden giden ‘ebu cehil’ de ilmin zıddı olan cehlin sembolü olmuştu. Devrimizin ebu cehilleri de hâkezadır. Öyleyse burada durmak düşünmek zorundayız. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısı…” Hz. Ali radıyallahu anh: “Bilmediklerimi ayağımın altına koysaydım başım göğe ulaşırdı.” Efendimizin, dostu Şah-ı merdan ile ilgili sözü ve Haydar-ı kerrar’ın kendisini tavsifi böyle. İnsanlığın manevî anlamda kıtlığını çektiği ilim-âlim gerçeğini bu meyanda değerlendirmeli değil miyiz? Unvanları prof. olmuş, gerek pozitif gerekse dînî bilgi sahasında nice zevat; son peygamber Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve bilcümle enbiyanın ümmetine ulaştırmak için canları pahasına taşıdıkları ‘ilâhi neşeyi’ tanımadıkları sürece vahlar yazıklar onlara… Ve yazık onlara ki karanlıklar içinde bocalayan insanlığa ilmin aydınlığını değil; hırs, kariyer putu, makam, unvan ve bir takım dünyevî menfaatleri uğruna ekranlarda din pazarlayan din bezirgânı milenyum ebu cehillerine! Bu noktada âlim nedir? sorusuna da cevap bulmuş olduk.Yine de biz daha net cevap alabilmek için Kur’an’a yönelelim ve Yüce Kitabımızın ‘âlim’ vasıflarına bir göz atalım: Allah’ın emirlerini duyurur ve O’ndan başkasından korkmaz (Ahzab 39). Bildiği doğruları ve hidayet yolunu ketmetmez (Bakara 159). İlmini az bir paha karşılığı satmaz (Bakara 174). İlmini önce kendine aydınlık seçer, merkepler misali yük olarak taşımaz (Cuma 5). Kâfirlerin, tağutların savaşçıları olduğunu bilen, müminlerin Allah Teâlâ yolunun savaşçıları olduğunu bilen (Nisa 76) âlimler… İşte daha birçok misallerinde görüleceği gibi Kur’an’ın ilim cevherini taşıyanlara verdiği âlimlik vasfı bu âyat-ı kerimeler mucibince olmalıdır. Yunus Emre’mizin: “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, Ha bir kuru emektir” mısraları bu konudaki anlayışımızı kolaylaştırıyor. Büyüklerimiz, çok hasta oldukları, sıhhatleri elvermediği halde sohbetlerini tam yaparlardı. Öğrencileri, müridanı gelmediğinde gözleri yola düşer: Bugün gelen olmadı, kimseye hayır söz anlatamadık diye kahırlanıp üzülürlermiş. Allah Teala bizi Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şu mübarek, hikmet deryası sözünden nasiplenenlerden eylesin: “Ya öğrenen ol, ya öğreten, ya dinleyen ya da onlara sevgi besleyen ol! Sakın beşincisi olma helak olursun!” Rabbimiz! Bizi sözün en güzelini dinleyip itaat edenlerden eyle(âmin)