Kur'an Ayı Ramazan
Ramazan-ı Şerif Kur'an ayıdır. Kur'an'ın bu ayda nazil olduğunu bizzat Kur'an-ı kerim haber veriyor. Bu ayda Kur'an terbiyesi daha çok dikkate alınmalıdır. Esasen müslüman her ay ve her gün, her saat Kur'an'la beraber olmalı, onun terbiyesiyle yaşamalı. Kur'an terbiyesinin başında güzel ahlak ve cömertlik gelir.
Rasulullah (S.A.V.) Bir hadis-i şeriflerinde ; '' Ey insanlar, Allah sizin için din olarak İslam’ı seçti, İslam’la olan sohbetinizi güzel ahlak ve cömertlikle süsleyiniz, bilesiniz ki, cömertlik Cennetten bir ağaçtır onun dalları dünyaya uzanmıştır bu daldan tutunanı Cennete götürür, Cömertlik Allah içindir, cömertlik Allah içindir.''(2 defa) Buyurmuşlardır. Bilindiği gibi Rasulullah her zaman cömertti, Ramazan ayında ise esen ruzgâr gibi açılırdı. O korkmadan, esirgemeden verirdi. Bir gün kendilerinden bir sadaka isteyen birine verdi, bir daha istedi verdi, bir daha istedi verdi,bir daha isteyince kendisinde olmadığı için başkasından alıp borcu kendisine yazdırmasını söylediler.
Bunun üzerine Hz. Ömer ;''Ya Rasulallah ! olduğu zaman verdin, olmadığı zaman da ne den kendinizi üzüyorsunuz '' diye araya girince Rasulullah üzüldüler ve üzüntüleri yüzünden belli oldu. Bunun üzerine hazırda bulunanlardan Abdullah bin Huzeyfe; ” Ver Ya Rasulallah!, Arşın sahibi seni mahrum bırakmayacaktır.” deyince Rasuluullahın yüzü güldü ve; '' Evet Arşın sahibi Bana böyle talimat verdiler.'' Diye konuştular. Rasulullah (S.A.V.) Dinin ana direği olan cihat vazifesini yürütüyorken elbette maddiyatsız olmuyordu. Maddi yardım talebinde bulunduğu bir yerde Hz. Ömer, bugün ben buna hazırlıklıyım ve Ebubekirin önüne geçerim diye düşünüyor ve malının yarısını götürüp Rasulullah’a veriyor. Rasulullah; Ya Ömer , bu kadarını bize getirince çocuklarına ne bıraktın ? diye soruyor. O da ;”Bu kadar da onlara bıraktım.'' diyor. Biraz sonra Hz. Ebubekir yardımını getirir Rasulullah’a verirler. O malının tamamını getirmişlerdi. Ona da ayni soruyu sorar Rasulullah; Çocuklarına ne bıraktın ? Deyince, O da; Ya Rasulallah, Onlara da Allah’ı ve Rasulunu bıraktım derler. Hz. Ömer; ” Bugünde Ebubekr’in önüne geçemedim'' derler. Hz. Osman yüzlerce Develerini tam takımları ile bağışladıktan sonra külliyetli miktarda altın ve gümüş karışık olarak getirdi Rasulullah’ın kucağına döktüler. Rasulullah bunları bir taraftan elleri ile karıştırıyorken diğer taraftan da ;” Bundan sonra Osmana ne zarar verir!“ Yani bu fedakârlıktan sonra Osman hata veya kusurdan zarar görmez ki, ona hangi şey zarar verir ? diyordu. O anda Rasulullah’ın hissiyatını anlamak zor olmasa gerektir. Bir toplumun maslahatından sorumlu, bir dini yaymak için çırpınan bir liderin, bir imamın, bir Peygamberin gördüğü bu destek ve muzaharat Onu ne kadar duygulandırmış, ne kadar rahatlamıştı ki, onu bagışlayanın geleceğini ve hayatını teminat altına alıyor. Bundan sonra ona herhangi birşeyin zarar veremeyeceğini açıklıyor, müjdesini bildiriyorlardı. Rasulullah (S.A.V.), Abdurrahman bin Avf’u ruyasında gördüğünü söylüyor. Abdurrahman Cennet kapısına emekleyerek gidiyordu. Diyor.Bunu Abdurrahman haber alınca; ”Ben neden emekleyerek gideyim ki, rahat ayakta yürüyerek gitmeliyim” diyor ve 700 Deve bağışta bulunuyor. Bunların gösterdikleri feragat ve fedakârlıkları saymakla bitiremeyiz ancak bizim görevimiz bunları saymak ya da bunların hikâyelerini ezberlemekten ibaret değildir. Bunlar örnektir, bunlar liderdir. Onların yaptığını yapmak ve izlerinden gitmek için bunların bilinmesi gerekiyor. Ama sadece bunların tarihini ve hikâyesini öğrenmek yetmez, kurtarmaz. Günümüz Alimlerinin , konuşmacılarının kısm-ı azamı bunların hikâyelerini anlatmakla yetiniyor. Bunların yolunu takip etmeyenlerin bunlara layık bir toplum ve bir insan olamayacağı mesajı verilemiyor. Halbuki esasen verilmesi ve bilinmesi gereken husus budur. Onların yapmış olması günümüz insanını kurtarmaz. Asıl görev onların yaptığını yapmak, onların gösterdiği azım ve gayreti göstermek, açtıkları yoldan yürümektir. Zaten Namazlarımızda bunu istemiyor muyuz ;” Ya Rabbi bizleri istikamet yoluna ilet, nimetine erenlerin yoluna erdir.” Derken, Fatiha-i şerifeyi okurken dileğimiz bu değil midir ? Rasulullah (S.A.V.) ın ; '' Güneşi sağ avucuma, Ayı sol avucuma koysanız da Ben bu davadan vaz geçecek değilim.'' derken biz Ümmetine bir mesaj vermiş olmuyor mu ? Bizler de Rasulullah’ın Ümmetindeniz derken bu sorumluluğu üzerimize almış olmuyor muyuz ? Her hangi bir menfaati, bir hava-î arzu, bir iltifat, bir şöhret, bir makam ve mevki adına bu metanet ve azımdan feragat edecek, en azından ihmal edecek Müslümanlar bu Ümmetin terekesine nasıl varis olsunlar, şeref ve kıymetlerine nasıl ortak olsunlar ? Bunların uyğulana bilmesi için Ramazan-i Şerif her halde en elverişli bir zamandır. Bu fe’aliyetlerin içinde olanlar için azım tazelemek, iradeye güç kazandırmak üzere hamle yapmak ve bu yolu ihmal edenlerin de toparlanarak yolu bulmak ve yola koyulmak hususunda bir uyanış göstermek, bu işleri hiç hesaba katmayan gafilleri de bilen ve anlayan Alimler tarafından uyarılarak gafletlerini hatırlatmak, uyanmalarına yardımcı olmak için birer fırsat ve paha biçilmez zemindir. Bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesi bu ayın içindedir. Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabır ise İymanın yarısıdır. Oruç ta sabrın yarısıdır. Hiçbir başarı sabırsız olmaz. İradeye hakim olmadan da sabır olmaz. Onun için Cenabu- Hak ; ''Sabırlıların mükâfatı hesapsız ödenecektir.'' Derler. İradenin iki yönü vardır. 1 – Kendisne düşen şeyde kusur etmemek – eksik bırakmamak- ,2 – Kendisine ait olan sınırı aşmamaktır. Bunlardan herikisi için de irade gücü gerekiyor. Görevi hakkıyla ifa etmek , sabır ister, vefa ister ve sebat ister. Bunlar irade ile olur. Haddını aşmamak , ilim ister, hilim ister, semahat- hoş görü - ister. Bunlar da ancak ve sadece irade gücü ile olur. İradesie hakim olamayan insan hür olduğunu iddi’a edemez. Zira o, havâ-î arzusunun kölesidir ki, en rezil köleliktir, bir güne hürriyette bulamaz. Dikkat edilirse bir insanın Namaz kılması, oruç tutması, sadaka ve zekât vermesi, müsibetlerde metanet göstermesi irade hakimiyetiyle değil mi? Başkalarının mal, ırz ve namuslerine sayğı göstermek, onlara nakısa getirecek şeylerden sakınmak, gıybet etmemek, iffeti korumak irade ile değil mi ? Oruç ta bunların temamaı mevcüttür. Onun için ;” Ramazanda iyman ile ve sevabını hisabederek Oruç tutan ve Namaz kılan Müslümanlar için , geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdelenmitir. Bu paha biçilmez müjdeyi duyan ve buna inanan Müslümanlar bu fırsatı değerlendirmezler de, kıymetini bilmezlerse yazıklar olsun !.. Demeyi haketmiş olmazlar mı ? Allah,(C.C.) mu’inimiz olsun da iymanınmıza,şu’urumuza ve irademize güç ihsan etsin !
