Hakkı Tavsiye-2
Değerli müslümanlar, hakkı tavsiye, sabrı tavsiye vazifeleri çok mühim vazifelerdir. Yani tebliğ çok mühim bir iştir. Elbette ki bu işi herkes yapamaz ama ümmetin içerisinde bu işi yapan insanlar olmalıdır. İçimizde bir kısım insanlar hakkı ve sabrı tavsiyeyi kendi için bir meslek edinmelidir. Bu hususta Allah Teâlâ Âl-i İmran sûresi 104. ayette şöyle buyuruyor.“İçinizden bir topluluk bulunsun. O topluluk insanları hayra davet etsin. Marufu emretsinler. Kötülüklerden men etsinler. İşte bunlar felaha, kurtuluşa erenlerdir.” Muhterem müminler, ayet-i kerimeye dikkat buyrulsun. İçinizden bir topluluk bulunsun buyruluyor. Bu emr-i ilâhîdir. Bu ümmete, Ümmet-i Muhammed’e bir emirdir. Peki, bu topluluk ne yapacak. O topluluk hayra davet edecek, iyilikleri emredecek, kötülüklerden nehy edecek. Bu topluluğun, yani emri bil maruf, Nehyi anil münker yapan ve insanları hayra davet eden insanların da bir takım özelliklere sahip olması gerekmektedir.
Bu özelliklerin ilki tebliğ ettiği konuyu çok iyi bilmektir. Dinini bilmeyen, Kur’an’ı tanımayan, sünnet-i seniyeyi bilmeyen, Rasulullah aleyhisselatü vesselama mahrem olmayan, Allah Teâlâ’ya mahrem olmayan insanlar nasıl olur da dinin gerçeklerini, Kur’an’ın hakikatlerini, sünnet-i seniyyeyi insanlara doğru bir şekilde yansıtabilirler, doğru bir şekilde anlatabilirler. Öyleyse bu topluluk dini iyi bilecek sonra mahrem olacak. Değerli müslümanlar, önce teslim olmak gerekir. Teslim ol ki mahrem olasın. Evet, mahrem olmayana sır kapısı açılmaz. Allah’a mahrem olacaksın, Rasulullah aleyhisselatü vesselama mahrem olacaksın. Allah ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yoluna giden sadık ve salihlere mahrem olacaksın ki Kur’an’ın sır kapıları, sünnet-i seniyyenin sır kapıları sana açılsın ve o sır kapılarının ötesindeki gerçeklere muttali olabilesin. Zahirde, şekilde kalmayasın. Vitrinlere takılıp gönül ve gözünü yormayasın. Öyleyse bu tebliğ vazifesiyle muvazzaf olan yani Allah’ın bu ümmetin içinden bir topluluk olsun diye emir buyurduğu kişiler öncelikle dinini çok iyi bilecek. Rabbine, Rasulullah’a, salih ve sadıklara mahrem olacak. Sonra da bildikleriyle amel edecek, her vazifesini Allah rızası için yapacaktır. Bu vasıflarla muttasıf olan bir topluluk bir milletin içinde var olduğu müddetçe o topluluk toptan helak olmaz ve o topluluk tamamen ifsat olmaz. Zaman zaman bozulmalar, zaman zaman yoldan çıkmalar olsa bile ırmak misali çeşitli vadileri dereleri dağları aşarak nihayet menziline yani okyanusa, denize ulaşılır. Değerli müslümanlar bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyuruyor: “Benden önce Allah’ın hiçbir ümmete gönderdiği bir peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden havarileri ve sünnetine tâbi olan, emrine uyan ashabı olmasın. Kıssa şu ki, sonra onların ardından yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan bir takım kötü nesiller meydana çıkar. İşte kim bunlara karşı eliyle mücadele ederse o mümindir. Kim onlara karşı diliyle mücadele ederse o mümindir. Kim onlara karşı kalbiyle mücadele ederse o da mümindir. Ama bunun ötesinde imandan bir hardal tanesi yoktur.” Evet, peygamberimizden önce gelen peygamberlerden sonra çeşit çeşit insanlar, kavimler devam ede geldiler. Fakat peygamberlerin kendilerine getirdiği vahyi almadılar. Onunla amel etmediler. Akıllarını, kuru bilgilerini ön plana çıkardılar. Vahyin önüne akıllarını koydular. Yalan yanlış, adına ilim koydukları nice hezeyanlarını vahyin önüne geçirdiler ve neticede saptılar, helak olup gittiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra da biz ümmet-i Muhammed kıyamet sabahına kadar yaşayacağız. Çeşit çeşit devreler geçirdik bundan sonra da geçireceğiz. Bu insanlar içinde salihler geçti, sadıklar geçti, Allah yolunda canlarını, mallarını her şeylerini bezleden toplumlar geçti. Bir kısmı da saptı, sapıttı, yoldan çıktılar ve zamanımızda bu durum hat safhaya ulaştı. Yöneticilerden başlamak üzere en alt birimdeki insanlara kadar din-i mübini İslam’ın tanınmaması, bilinmemesi yani cehalet bir nevi çağdaşlık kabul edildi. Dine, İslam’a, Allah’a ve peygambere savaş bir nevi çağdaşlık, bir nevi medeniyet kabul edildi. İşte böyle zamanlarda yukarıda ayet-i kerimede ifade edildiği gibi ümmetin içerisinde bir topluluk bulunmalı, bu bozulmaya karşı durmalı ve bu bozulmayı düzeltmek için gayret sarf etmelidir. Böyle zamanlarda ne yapacak bu topluluk? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadisin devamında şöyle buyuruyor: “Kim ki bu insanlarla, bozulan insanlarla, dine karşı savaş açan insanlarla, Kur’an’a karşı savaş açan insanlarla, müslümanları doğrayan insanlarla eliyle mücadele ederse, cihat ederse o mümindir. Kim ki bu dinden yoldan çıkmış insanlara karşı lisanlarıyla cihad ederse o da mümindir.” Evet, Hakkı tavsiye etmek, İslam’ın gerçeklerini, hakikatlerini, Kur’an’ı, nebevî hakikatleri insanlara tebliğ etmek, lisanıyla ilim öğretmek, dînî ilimleri insanlara ulaştırmak lisan ile cihaddır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem devamla: “Kişi, eliyle bu kötülüklere mani olamıyor, lisanıyla da bu kötülüklere mani olamıyorsa ilmi yok, konuşma kabiliyeti yok ve fakat bu kötülüklere, bu din dışılıklara, bu ahlaksızlıklara kalbiyle buğz ediyorsa o da mümindir.” buyuruyor. Evet, kalbiyle cihad da kalbin kötülüklere, din dışılıklara, ahlaksızlıklara tavır alması buğz etmesidir ve bunu yapabilen de mümindir. Fakat bu imanın en zayıf noktasıdır. Yukarıdaki hadisin son bölümünde de: “Bunun arkasında yani bir insanın kalbinde din dışılığa, ahlaksızlığa, dine karşı açılan savaşa, müslümanlara karşı açılan savaşa karşı bir buğz da yoksa artık böylesi bir insanın kalbinde hardal tanesi kadar bile iman yoktur.” buyuruyor âlemlerin efendisi ahir zaman nebisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Değerli müslümanlar, bu hadis-i şerife dikkat buyurunuz. Bize nice manalar, nice ikazlar, ne yüce mesajlar ulaştırıyor; ikaz olunuyoruz. Hem de imanî noktada. Şimdi herkes başını şöyle iki eli arasına alsın, kendi halini, kendi ahvalini tefekkür etsin, tezekkür etsin. Şu dünyada olanlar, şu memleketimizde olanlar karşısında vicdanını yoklasın, kalbini yoklasın. Kötülüklere, müslümanlara karşı yapılanlara, dine karşı açılan savaşa, Allah ve Rasûlüne karşı açılan savaşlar karşısında kalbi nasıl, dili nasıl, eli nasıl kendini bir yoklasın. Evet, imani noktada ikaz olunuyoruz. Değerli müminler, müslüman dünyalık hesaplar yaparak dinini tahrip edemez. Müslüman dünyevî çıkarlar ve menfaatler için ahiretini harap edemez. Öylesi insanlar ahmağın ahmağıdır. Bakınız Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne buyuruyor: “Cihadın en faziletlisi, cihadın en üstünü zalim bir yöneticinin huzurunda hak bir kelimeyi konuşmaktır.” Zalimin karşısında hak olan sözü konuşmak cihadın en efdali en faziletlisidir, buyuruyor canımız efendimiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Öyleyse mümin korkak olamaz. Mümin asla ve asla dünyası için ahiretini tahrip edemez. Değerli müslümanlar, sıkıntılarımızdan birisi de burada yatmaktadır. Dünyamız mevzubahis olduğu zaman dilimiz kekeme oluyor. Menfaat ve çıkarımız mevzubahis olduğu zaman dilimiz kekeme oluyor. Yani dünyamız zarar görecek diye, menfaatimiz zarar görecek diye, dünyamızdan bir şeyleri kaybedeceğiz diye hakkı söyleyemiyoruz. Gerçekleri ifade edemiyoruz. Efendimiz Rasulullah aleyhissalatü vesselamın o güzel sünnetini gündeme getiremiyoruz. Sözlerin en güzeli, en doğrusu olan Kur’an’ın hakikatlerini dillendiremiyoruz. Birçoğumuz da maalesef düzenin zalimlerine yaranmak için veya kendimizi insanlara beğendirmek için Kur’anî hakikatleri, nebevî hakikatleri tevil ediyoruz. Yazık ki yazık böylesi kişilere değerli müslümanlar. Öyleyse biz kim olursa olsun, durumu ne olursa olsun bildiğimiz doğruları, gerçekleri hakaret etmeden, kimseyi şu veya bu şekilde itham etmeden söylemekle mükellefiz. Hele bazı insanlar dini biliyorlar, İslam’ı belirli ölçülerde talim etmişler, hakikatlerin bir bölümüne olsun vâkıf olmuşlar yani Allah’ın Teâlâ ümmetten istediği o topluluktan bir fert olmuşlar ise onlar için artık bu farize-i diniyedir, farz-ı ayındır. Bakınız Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize başka bir ikazda bulunuyor. Bu gibi insanlar, dinini, diyaneti, sünnet-i seniyyeyi bilen insanlar bu bildiklerini şayet söylemezlerse, kötülüklere mani olacak bir güce sahip oldukları halde bu kötülüklere mani olmazlar ise onların kötü akıbetini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle ifade buyuruyor: “Bir adam ki bir kavmin içinde bulunuyor ve o kavmin içinde de birçok masiyetler, kötülükler işleniyor. O kişi veya kişiler de bu kötülüğü önlemeye muktedirler. Bunlara gücü yetiyor. Fakat bu kötülüğü önlemeye güçleri yettiği halde o kötülüğü önlemiyorlar, o masiyetleri değiştirmiyorlarsa onlara da ölmeden önce muhakkak Allah Teâlâ ikab edecektir. O kötülerden birisi gibi o da o azaba düçar olacaktır.” Evet, ne müthiş bir ikazdır değerli müminler! Siz bu toplumda kötülüklere karşı güç yetirebileceksiniz. Kötülükleri önleyecek bir imkâna sahipsiniz. Ve fakat kötülükleri önlemiyorsunuz. Engellemiyorsunuz. Muktedir olduğunuz halde zaaf gösteriyorsunuz. İşte o zaman o kötülerle beraber siz de azabı hak ediyorsunuz buyuruyor âlemlerin efendisi canımız efendimiz. Şimdi düşünelim, iktidar sahipleri düşünsün, şu veya bu şekilde kötülüklere mani olma güç ve imkânına sahip olanlar düşünsünler ve ona göre akıbetlerini teemmül, tezekkür etsinler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem diğer bir hadis-i şerifte: “Âdemoğlunun her sözü lehine değil aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmesi, kötülükten nehy etmesi, Allah Teala’yı zikretmesi hariç.” buyuruyor. Rabbimiz Teâlâ bizleri bu güzellikleri yapanlardan eylesin. Hakkı tavsiye eden, emri bil maruf yapan, kötülüklerden nehy eden ve sürekli daimi zikir halinde olan sadece dilin zikri değil, sadece kalbin zikri değil, bütün azalarımızın zikri; her an Allah’ın Teâlâ yüce kudreti karşında olduğumuzu, O’nun murakabesi altında olduğumuzu düşünerek, bilerek ona göre Allah Teâlâ’yı zikredenlerden eylesin. Yani O’nun yüce kudretinin murakabesi altında olduğumuzu ve O’na her an kulluk yapmakla mükellef olduğumuzu düşünerek kulluk eden, hakkı tavsiye, sabrı tavsiye eden, emri bil maruf, nehyi anil münker yapan ve her şeyden önce nefsimizi kötülüklerden arındıran salihlerden eylesin. Böyle mutluluğa ermiş kulların zümresine ilhak eylesin
