Eğitim Ve Öğretime Dair
İnsanın konumunu, Allah celle celaluh, âlem, hemcinsleri ve kendisi karşısındaki durumunu doğru okumak, doğru anlamak önemlidir. Tâlim ve terbiye/ eğitim ve öğretim bu doğru okumayla yakın alakalıdır.“İnsan yaratılmıştır” dediğimizde, peşinden, “kim yaratmış, niçin yaratmış” sualleri gelir. Bunlara verilecek doğru cevaplar tâlim ve terbiyenin muhtevasını belirler. “İnsan bir yosundan türedi” derseniz daha başka bir muhteva, “Allah tarafından yaratıldı” derseniz, daha başka bir muhteva belirlemek gerekir. Meseleyi şöyle de ortaya koyabiliriz: İnsanın mahiyetini ve âlemdeki vazifelerini belirlerken ona, Kur’an gözlüğüyle mi bakacağız, yoksa başka gözlüklerle mi? Velhâsıl , “insanın talim-terbiyesi” dediğimizde evvel-emirde/işin başında, bu noktada netleşmek durumundayız. “İnsanın eğitimi, inançlarıyla çok yakından alakalıdır.
İnançlar göz önünde bulundurulmalıdır” derseniz, öğretmenler imanı ve tezahürleri bilmelidir. Aksi takdirde, ikide bir kafa karışıklığına sebep olacak, eğitilmesi gereken çocukları eriteceklerdir. Müslüman oluşumuz hangi gözlüğü kullanacağımızı söylemektedir. Kur’an ve sünnetin doğruluğuna inanmış insanlar ilâhî rehberliği benimsemiş demektir. Bu durum işimizi kolaylaştırmaktadır. Benimseyememek, karanlıklar içinde, el yordamına yol almaktır, son derece tehlikeli bir gidiştir. İnsanı, bilhassa ruh ve gönül dünyasını, vahyin rehberliği olmadan nasıl kavrayacaksınız? Nereden gelip nereye gittiğini, ölümlü dünyada işinin ne olduğunu nereden bileceksiniz? Çok hassas dengeler bütünü olan bu muammanın ihtiyaçlarını, dengelere riayet ederek nasıl karşılayacaksınız? Rastgele bir eğitim öğretim programıyla insanı perişan etmeyecek misiniz? Rehberimiz vahiy olduğuna göre, hayatın hedefini de eğitimin temellerini de vahiy belirleyerek demektir. Bu noktada çağın gidişini doğru okumak, insanı mümkün mertebe iyi anlamak, Kur’an ve sünneti çok gelişmiş kafalarla, esnek kafalarla yorumlamak diye bir meselemizin olduğunu düşünüyorum. İnsan Allah Teala tarafından yaratılmış ve O’na vekillik makamına yükseltilmiştir. Bu makam, ağır mesuliyetleri olan bir makamdır. Allah celle celaluh âlemleri yaratmış, geçici olarak insana teslim etmiştir. Allah’ın vekili olan insan, kendisi dâhil cümle varlıklara, murad-ı ilahi doğrultusunda muamele edecektir. Kendisini yaratan, donatan, vekilliğe layık gören Halik-ı Zülcelal’e şükranını arz edecektir. Bu işler bilgi, düşünce ve seviye ister. Allah celle celaluha vekâlet kolay değildir, talim-terbiye gerektirir. Âdem’in evlatları beşerlikten insanlığa, balçıktan arş-ı alâya, hayvan-ı natıklıktan insan-ı kâmilliğe doğru seyru süluk edecek, gelişim sürecini yaşayacaktır ki vekilliğe layık olsun. Evlilik öncesindeki hayırlı niyetlerle, maddeyi aşan duygularla başlayan talim terbiye süreci, “göz baktıkça, yürek attıkça” sürüp gidecektir. Aksi takdirde hayvanî insiyaklar/içgüdüler seviyesine kalınacak vekâlete layık olunamayacaktır. Şimdi istikamet ve yol haritası belli olduğuna göre eğitim ve öğretimin muhtevası da tebarüz etmiş/ortaya çıkmış demektir. Hayat, Allah rızası istikametinde yaşanacak, maddi şartlar, insanlık şerefine uygun hale getirilecek, gelişim sürüp gidecektir. Yani eğitim-öğretim bu işleri yapacaktır. Söylediklerimizi netleştirelim: Allah rızası asıl hedef, metafizik duygular bunun olmazsa olmazı maddî şartlar da tamamlayıcı unsurlardır. İnsan hem insanlığını, hem müslümanlığını, hem de içinde yaşadığı maddî şartlarını tanıyacak ve geliştirecektir. Eğitim ve öğretim bu üç yöne de yönelecektir. Ortada bir sonsuzluk yolcusu (talebe), bu yolcuya kazandırılacak muhteva, bu muhtevanın şahsiye dönüşmesi, bu kazanımlarda yolcumuza yardımcı olacak öğretmen var. Öğrencide talep ve kabiliyet, muhtevada isabet, öğretmende liyakat olmalı. Metafiziğe saygılı, liyakatli bir kadro muhteva belirlemeli, bu muhtevanı eğitim öğretim kademelerine dağıtımı aceleye getirilmemeli öğretmen meselesi ciddiye alınmalı. Kur’an gözlüğünü takınmayanlar niyetleri ne olursa olsun eğitim ve öğretimde başarılı olamayacaklardır. Çünkü insan insanı kavrayamayacak kavrayamadığına rehber olamayacaktır. Öyleyse insan Allah’a bırakılmalıdır. Arzu edilir ki insanlık âleminde bütün öğrenciler kabiliyet ve temayülleri doğrultusunda eğitim öğretim görsün, farklılıklar hesaba katılsın. Muhteva kişinin bedeni, ruhu, aklı, gönlü hesaba katarak belirlensin. Öğretmen öğretmen olsun. Aksi takdirde güller gibi çocuklar âlemde perişan olup gidecektir. İnsan dimağdan ibaret değildir, ruh ve gönül dünyalarına da sahiptir. Dolayısıyla ilme, düşünceye ihtiyaç duyduğu kadar, ibadet ve estetiğe de ihtiyaç duyacaktır. İnsan evreni dolduran ses ve şekil ahenginden, yerlerden göklerden taşan ilâhî tecellilerden de nasibini almalıdır. Bu sebeple okul cami ile yan yana, tabiatla iç içe olmalıdır. Estetik ve metafizik boyutu budanmış bir eğitim-öğretim yüz güldürmeyecektir. Okullarımız okuma arzusunu açığa çıkarıp geliştirebilseydi, talebeye çok büyük iyilik yapmış, vazifesini büyük ölçüde başarmış olacaktı. Bu sayede öğrenci dünyanın en büyük beyinleri, en geniş gönülleriyle tanışacak, konuşacak, dost olacaktı. Boş zaman bunalım sebebi olmaktan çıkıp renkli dünyalar kazandıracaktı. Ne ki, fıtratı okuyup takip etmek diye bir derdi olmayan müfredatla okuma potansiyelimiz buharlaşmaktadır. İlim aşkla, şevkle meşgul olduğumuz bir meşgale olmalıydı. Fıtratımızda mevcut olan bilme arzusu usta eğitimciler tarafından alevlendirilmeliydi. Bu, ömrümüzün yüksek heyecanlar, ulvî zevklerle dolması demek olacaktır. İlimde hedefin doğru tespit edilememesinden midir nedir, bu aşk-u şevke bir türlü eremedik. Okullar bizi hayata değil, imtihanlara hazırlıyordu. Diploma, kendi kendine öğrenebilir hâle gelmiş olmanın belgesi değil, ekmek karnesi olarak benimsetiliyor, vasıta gayeleştiriliyor. Bu durum bıkkınlık, bezginlik ve bunalım doğuruyordu. İlim yolculuğu ömür boyu süren bir yolculuktur. Zorlama usullerle, “biraz daha gayret” mantığıyla bu kadar uzun mesafeleri aşmak mümkün değildir. İlle de öğrenme, öğretme, meydana getirme aşk ve şevki olmalıdır. Aksi takdirde yola yatmak, yolu satmak, yoldan sapmak kaçınılmaz olacaktır. Bu, ömürleri dolduran gayretlerin, göz nurunun getirisi alkış ve üç, beş kuruş olamaz. O’nun mükâfatı dünyada huzur, ahirette sonsuzluklardır. Hasretiz artık çoğu ”Allah’ın şaheseri” olarak kabul eden zihniyete, unutulması imkânsız nezaketlere. Hasretiz öğrencisine zihin açıklığı, gönül ferahlığı dileyen, ilmiyle âmil olmaları, sabır ve şuura kavuşmaları için Allah’a yalvaran Hanife Arışahin’lere. Hasretiz sınıfa bir mabede girer gibi edeple, hürmetle girenlere. “Bir talebenin yetişmesi için bin münafığın kahrını çekmeye hazırım” diyenlere. Hasretiz, “ölürsek ölürüz, bu sorun değil, kitap bitmedi, ona üzülüyorum” diyenlere. Ömürleri bittiği halde öğrenme ve öğretme arzuları bitmeyenlere.
