Öğretmen Ve Çantası

Yazar: 
Mustafa Suna
Köşe: 
Deneme

Çocukluğunda, sofada, son ses açık olan komşuların radyodan saat yedi türkülerini dinlerdi; Nuri SESİGÜZELDEN: "Kara tiren gelmez mola Düdüğünü çalmaz mola" "Aldım çantayı elime Çıktım gurbetin yoluna" Bazen de Muzaffer AKGÜN" ikokulu bitirip de, girmiş olduğu Devlet Parasız Yatılı İmtihanını kazanınca, aldı çantayı eline ve düştü gurbetin yoluna. “Git gel! Konya altı saat” derlerdi. Giderken gelirken hep çanta hazırladı. Yıllar içerisinde başına neler gelmedi ki! Her deneyim çantasının içerisine yeni şeyler eklemesine sebep oldu. Yetmişli, yetmiş beşli, seksenli yıllar; sıkıntılı, anarşi dolu öğrencilik yılları... Üniversiteli oldu. Çantasının farkı, fark edilmeye başlandı. Bazen arkadaşları takılmak için olmadık şeyler isterlerdi. Pratikte gerekli olan şeyler. Onları da katmağa başladı çantasının içeriğine Üniversiteyi bitirip de, beş yıl boyunca önünden geçtiği, Erzurum’un gözbebeği ortaokullardan birine tayini çıkınca, çanta kültürünü Şehir´e taşıdı. Öğleyin derslerini bitirip, Cumhuriyet Caddesi’nden, Ali RAVİ’ye doğru ağır adımlarla, yorgun, çantası elinde, evine doğru yürürken; kıyafetlerinden ve yaş durumlarından ortaokul(o yıllarda) öğrencileri olduğu anlaşılan iki delikanlı aralarında şöyle konuşuyorlardı ki, onları tanımıyordu bile: “Şu giden öğretmen var ya! Ayakkabı boyasını bile çantasında taşır.” Hâlbuki çantasında o yoktu.

 “Bilindiğim gibi olmalıyım” dedi, kendi kendine. Çantası öğrencilerin dertlerine ilaç gibiydi. Aynı zamanda öğretmenlerin de. Öğrencileri elinde çantası ile fotoğraflarını çektiler, okul koridorlarında. Yılsonu gösterilerinde, çantası ile taklidini yaptılar, sayarak, dökerek, neler var, neler yok içinde. Ankara’da, Kızılay’da, telefon kulübesi önünde sıra beklerken; Erzurum’da okuluna komşu bir resmî kurumda görevli mühendis, onu çantası ile hatırlamıştı: “Cadde boyunca yürüyen onca insan arasından göze batarak, nasıl karşıdan karşıya geçtiğini, her sabah gözlemlediğini” anlatmıştı. Zorunlu hizmet yıllarını bitirdi. Kendi tabiriyle, “Toprağın çocuklarına” döndü; ama kopamadı ilk göz ağrısı olan, öğrencilik ve öğretmenlik yıllarının geçtiği, iklimi soğuk, insanları sıcak mı sıcak, doğu şehrinden. Her ziyarete gidişinde, hep, çantasıyla tanıttılar eşe dosta, kadim dostları onu. Bir öğretmenin yanında bulundurması gereken resmÎ evrakın fazlasıyla bulunduğunu tahmin edersiniz: Anayasa, temel kanunlar, yönetmelikler, ders müfredatları, planlar, değişik eğitsel kollarla ilgili dokümanlar, rehberlik malzemeleri. Eğitim çarkı içinde bir dişli idi. Diğer dişlilerin de ahenkli çalışması gerekirdi ki, eğitim saati doğru gitsin. Çarktaki bir öğretmen o anda gerekli olan malzemeyi bulamadığında, eğitim saatinin zaman kaybı olur; hammadde olan öğrenciler, mamul madde olup kamunun hizmetine sunulmaya doğru giderken, defolu yetişirler, kaliteleri eksik olurdu. Bu, insan şekillendiren hattın geriye dönüşü yoktu. Defolu üretilen insan malzemesi, o haliyle kamunun hizmetine sunulurdu. Ziller çalmağa devam ediyor, kronolojik zaman çalışıyor... Eğitim zamanı geri kalmamalı, kronolojik zamanla uyumlu gitmeli. Diğer öğretmenlere de gerekli olan malzemeler küçük boyutlarda yer almağa başladı çantada, eğitim çarklarının ahenginin bozulmaması için. Yaşamak, en iyi öğretme yoludur. Elbisesi tozlu, çamurlu öğrenciler için elbise fırçası, düğmesi kopuk, söküğü olan öğrenciler için iğne-iplik, ergenlik sivilcelerini patlatanlar için yara bandı, başı, dişi ağrıyanlar için birkaç tablet ağrı kesici, tırnağı uzamışlar için tırnak makası (“Tırnağını kes!” denmez; makas hediye edilir.), ortaya çıkabilecek problemlerin çözümü için çok işlevli çakı (makası, bıçağı, tornavidası, vb. bulunan), unutanlar, ya da o anda alma imkânı bulunmayanlar için kalem, silgi... Okula ansızın müfettişler gelirler. Müdür bey o gün tıraşını olmamıştır, telaşla gezinmektedir; zira başmüfettişin, bu konuya çok dikkat eden biri olduğunu öğrenmiştir. Yine çanta imdada yetişir. Bir kullanımlık tıraş bıçağı müdür beye sunulur, hemen lavaboda tıraşını olur. Öğrenci duygusal gelişimi için gençlik şiirleri, türkü, şarkı sözleri ve tabii ki Diyarbakırlı Celal GÜZELSES’in ölümsüz eseri; “Yaş Destanı”. Soru örnekleri, ödev örnekleri, el altı telefon numaraları, takip çizelgeleri, yedek kravat, değişik ebatlarda poşetler, çakmak... Şimdilerde, zil çalıp, öğrenciler saygı için ayağa kalktıklarında; öğretmen, çantasının kapağını kapatır, masaya dik şekilde koyar, der ki: “Çocuklar, Saygı çantaya! Beni değerli kılan çantam, marifet çantamda, çantayı görün bakalım!”. Tüm öğrenciler çantayı görmeden sınıftan çıkmazlar.