Ergenekon, Derin Çıkar İlişkileri Ve Karanlıktaki Cinayetler
Ergenekon iddianamesi ve deliller bir bir açıklandıkça, sanki çöplük deşilmiş gibi, pislikler ortaya çıkıyor, pisliğin kokusu burun direklerini kırıyor. Bazen gazetelere bakınca pehlivan tefrikaları gibi geliyor. O kadar gizli kalmış olay aydınlanıyor ki, inanılması güç geliyor.Oysa ülke maalesef bu olayları yaşadı. Bizim gibiler yaşadığımız o günlerde de olayların göründüğü gibi olmadığının farkındaydık. Bir gizli elin olayların üzerini örttüğünü biliyorduk. Hatta sıcaklığını yüzümüzde hissettiğimiz olayların bile kamuoyuna nasıl farklı yansıtıldığını görüyorduk. O zaman bütün bu olayları izah eden sihirli iki kelime vardı. Derin devlet. Bu iki kelime üzerine yazılmış yüzlerce makale ve çok sayıda kitap okuduk. Aslında bilinmeyen bir şey de yoktu. Bugün olan ise her şeyin apaçık ortaya çıkması, komplocu olarak nitelenemeyen kimseler ve çevrelerin de gerçeğin farkına varmış olmalarıdır
Ergenekon iddianamesi ve delilleri, daha önce yaşanmış birçok adli olayı da yeniden gündeme taşıyor. Gazetelerin çarşaf çarşaf aktardıkları belgeler, telefon kayıtları binlerce sayfalık iddianame ve eklerinden sadece bir kısmını oluşturuyor. İçimizden şöyle geçiriyor olabiliriz:”Vay anasına be! Neler neler olmuş da bizim haberimiz olmamış! Şimdi bunları yapanlar cezalanmayacak mı? Gazete haberleri ihbar kabul edilmeli değil mi? Olayların tarafları hâlâ aramızda olduğu halde niçin dokunan çıkmıyor?”
Pamukbank’ın satışı ile ilgili telefon görüşmeleri Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı. Sonra diğer gazete ve televizyonlar da olayın peşine düştüler. İşin ucu Karamehmet’e de dokunduğu için onun medyası da birlikte tavır almaya başladı. Basında yeni bir savaşın sinyalleri belirdi. Türk medyasının meşhur kayıkçı kavgalarından biri mi yaşanacak, yoksa bu sefer iş ciddi mi zamanla anlayacağız.
Aynı şekilde Sabancı Cinayeti ile de Vakit gazetesi ilgileniyor. Koç grubunu sıkıştırıyor. Sabancı cinayetinin de ideolojik değil siyasî ve ticarî bir cinayet olduğu öteden beri söyleniyordu. Katillerin arkasındaki gücün çok güçlü olduğu ve Sabancı gibi bir devin bile bir şey yapamadığı biliniyordu. Neredeyse her şey kıvrılıp bükülmüş ve olay karanlığa gömülmüştü. Eğer işin arkasında ticarî rakip aranacaksa Türkiye’nin iki zengininden diğeri dışında buna kalkışabilecek de kimse yoktu. Şimdi bazı belgelerde katil diye bilinen kimselerin Koç adasında saklandıklarını ifade eden açıklamalar var. Vakit de günlerdir soruyor. Koçlar kendi adalarında katillerin saklandığını biliyorlar mıydı? Cevap gelmiyor.
Hâlâ bazı endişeler var. Dokunulmazlara dokunulmaz. Dokunulmazlara dokunan yanar. Daha önce bazı savcıların başına gelenler düşünülünce de bu yargı yanlış da denilemez. Ancak bir hukuk devletinde dokunulmazlar olabilir mi? İşlenen suçlar görmezden gelinebilir mi? Eğer böyle bir duruma göz yumulursa o ülke ancak suç cenneti olur. Ergenekon davasına bakan savcıların gösterdikleri cesaret ve hukuk bilincinin diğer savcılarımızda da olduğuna inanıyoruz.
Kamuoyunun yargıyı yüreklendirmesi gerekiyor. Dokunulmayanlara dokunulabilmek ancak geniş bir kamuoyu desteği ile mümkün. Savcılar harekete geçtiğinde tüm toplumun arkalarında durmaları çok önemli. O zaman yağmur gibi dava yağacak. O yağmurlar tüm kirleri temizleyecek.
KAFKASLARDA SAVAŞ VE TÜRKİYE
Gürcistan’ın Güney Osetya’ya askerî müdahalesi sonrasında Rusya Gürcistan’a girdi. Gürcistan’ın büyük bir bölümünü işgal etti. Hem Osetya’da hem de diğer Gürcü kentlerinde yağmalamalar yaşandı. Halk yaşadıkları yerleri terk etti. Binlerce sivil hayatını kaybetti. Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlık ümitleri arttı. Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ise tehlikeye girdi. Ayrıca Gürcü rejimi de tehlike altında. ABD, AB adına Fransa ve Türkiye devreye girdi. Savaş sona ermiş gözükmesine rağmen şiddet devam ediyor. Endişeli bekleyiş sürüyor.
Bu savaş niçin çıktı? Nasıl değerlendirmeliyiz? Türkiye nasıl hareket etmeli? Gelin kendi bakış açımızdan bu soruları cevaplamaya çalışalım:
Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra büyük bir belirsizlik oldu ABD fırsattan istifade yeni nüfuz alanları edindi. Daha önce Sovyetlerin nüfuz alanında olan bazı bölgeler ABD’nin nüfuz alanına girdi. Ancak Çin, Hindistan ve İran’ın kendilerine nüfuz alanları oluşturma girişimleri iki eski gücü işbirliğine itti. Bu sefer ABD ve Rusya belirsizliği giderecek bir uzlaşma arayışına girdiler. Rusya için bu uzlaşma eski nüfuz alanlarının bir kısmına geri dönme imkânı verirken AB ve diğer güçleri devre dışı bırakarak ABD’nin kazandıklarını korumasını sağlayan yeni bir dönemin başlangıcı idi.
Gürcistan’da başlayan savaş, bu belirsizliği giderebilir. Bu durumda önümüzde iki seçenek bulunmaktadır. Eğer Gürcistan Rusya’nın nüfuzuna bırakılmış ise, savaşı kaybedecektir. ABD ve Batı şöyle böyle diyerek, işin laf kısmında kalarak buna bir bakıma göz yumacaktır. Eğer ABD nüfuzuna bırakılmış ise Rusya sembolik saldırılar yaptıktan sonra daha önce desteklediği Osetya ve Abhazyalıları yalnız bırakacaktır. Böylece her iki halde de Gürcistan için belirsizlik ortadan kalkacaktır. Özerk bölgelerin bağımsızlık istekleri Rusya’yı da zorlayacağından bir uzlaşma sağlanacaktır. Küçük çatışmalar sonunda bazı bölgeler Rusya’ya bırakılabilir. Çeçenistan örneğinde olduğu gibi.
Bütün bunlar çatışma olmadan yapılamaz mı? Yapılmadığı ortada. Sınırların kalemle çizilmesi demek, daha önce birlikte oldukları yerel güçleri bir kalemde satmak demek. Çatışmalar sonunda herkes sonuçlara razı edilmiş olmaktadır.
Kafkaslarda çatışmaların yayılması ve sürmesi bu nedenle muhtemeldir. Arada bir ateşkes yapılsa da plan yerine gelinceye kadar devam edecektir.
Böyle bir durumda Türkiye’nin bir tarafa angaje olması kendisini çatışmanın içine itebileceği gibi, bölgesel bir güç olmaktan uzaklaştıracak, oyun içinde bir piyon durumun düşürecektir. Bölgede taşlar yerine otururken Türkiye’nin çok dikkatli olması gerekmektedir.
Türkiye şu anda Rusya ile çok iyi ilişkiler sürdürmektedir. Kafkasya ve enerji hatları üzerindeki çıkarları bu dengeleri sürdürmesi ile mümkündür. Dünya enerji politikaları içindeki rolünü sürdürebilmesi bu dönemdeki politikaları ile belli olacaktır. Tüm bölgeye insanî yardım ve desteği ayrım yapmaksızın sürmelidir. Saflar belli oluncaya kadar ancak insanî boyutta ve barış talepleri içinde olmalı. Çatışmaları bitirecek arabulucu rolünü üslenmelidir.
Gürcistan veya bölge ABD ya da Rusya’nın nüfuzunda olmuş, Türkiye’nin çıkarları açısından fazla bir değişiklik getirmeyecektir. Bölge halklarıyla dostane ilişkiler sürdüğü müddetçe, çıkar ilişkileri devam edecektir. Gürcistan için Türkiye çok hayatî çıkar ilişkileri olan bir ülkedir, Rusya için de öyle. Meşhur bir sözdür “dünya yeniden kurulur Türkiye yerini alır.” Önemli olanın bu dönemi hasarsız atlatılmasıdır.
Bölge için Türkiye’nin dostane tavrı, diğer bölgeler için de örnek olacaktır. Etkisini artıracaktır. Başbakan’ın girişimleri görünürde bir sonuç vermemiş gibi olsa da derindeki etkileri daha sonra görülecektir. Bu olay bir şeyi daha ortaya çıkarmıştır. O da Türkiye ve bu hükümetin ve Başbakanın ne kadar önemli olduğunu. Bu önem dışarısı için vazgeçilmez önceliktedir. Hükümete ve Başbakana karşı yapılan yıkıcı girişimlerin dünyada neden taraftar bulamadığını da açıkça ortaya koymaktadır. Dünya ve bölge için elzem olanı kaybetmek kimsenin işine gelmemektedir.
