Kur'an'da Bilgi Ve Bilginin Kaynakları-1

Yazar: 
Dr. Vahit Göktaş
Köşe: 
Kapak

Bismillahirrahmanirrahim. Hamd, gaybı ve şehadeti bilen, insana bilmediğini öğreten, tüm ilmin kaynağı ve sahibi olan Rabbimiz Teâlâ'ya; salât ve selam, muallim olarak gönderilen, ilmin şehri, âlimlerin baş tacı, hazreti şah-ı rusül Peygamber efendimiz üzerine olsun. Allah'ın (c.c.) İlmi Rabbimiz âlim-i mutlaktır. O (c.c.), ilmin kaynağı ve tüm ilmin sahibidir. Varlık O'na ait olduğu gibi varlığın bilgisi de O'na aittir.
Allah’ın (c.c.) İlmi
Rabbimiz âlim-i mutlaktır. O (c.c.), ilmin kaynağı ve tüm ilmin sahibidir. Varlık O’na ait olduğu gibi varlığın bilgisi de O’na aittir.
“Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir…” (Zuhruf 43/85)
“Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.” (Mülk 67/14)
Ayet-i kerîmenin beyanı mucibince yaratmak bilgi ile olduğu gibi yaratanın yarattığını bilmesi de yaratmanın tabii bir neticesidir. Varlığı yaratan, varlığı bildiği gibi varlığın bildiklerini de bilir. Bu düşünce bizi, ilim olarak ne bilirsek bilelim o ilmin Rabbimiz katında mevcut olduğu ve O’nun ilminin dışında hiçbir ilmin bulunamayacağı sonucuna götürür.
Burada konu ettiğimiz husus Rabbimizin her şeyi bildiği hususu değildir. Konumuz ilmin tamamının O’na ait olduğu ve diğer tüm varlıkların sahip oldukları ilmin O’nun ilminden bir parça olduğu hususudur.
“Onlar (insanlar vb.) O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar.” (Bakara 2/255) ayet-i celîlesi bu hakikati ifade eder.

 
Allah Teâlâ Her Şeyi Bilir
İlmin hakiki sahibi olan Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Bu gerçek, Yüce Kitabımız’da:
“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.” (Tegabun 64/4)
“Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tesbih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: ‘Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” (Zümer 39/ 7)
“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’am 6/59)
“…Allah, her şeyi hakkıyla bilir.” (Mücadele 58/7) buyrularak açıklanmıştır.
 
İnsanın Bilgisi
İnsan yaratılışı itibariyle cahildir. Rabbimiz bu durumu şöylece ifade etmiştir:
“Şüphesiz insan çok cahil ve pek zalimdir.” (Ahzâb 33/72)
Hz. Âdem aleyhisselam yaratıldığında Rabbimiz ona eşyanın isimlerini öğretmiş ve bu ilk talim ile ilk insan cehaletten kurtulmuş oldu. “Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.” (Bakara 2/31) Ayet-i kerîmeden de anlaşılacağı üzere insanın bilgisinin kaynağı Yüce Allah’tır.
Rabbimizin Hz. Âdem’e eşyanın isimlerini öğretmesi klasik tefsir kitaplarımızda ilk anlaşılan anlamda açıklanmıştır. Yüce Allah’ın Hz. Âdem’e gündelik hayatta kullanacağı eşyanın isimlerini öğretmesi olarak tefsir edilmiştir. Bu talim, insana, ilim elde edecek bir kapasite yani öğrenme ve öğretme kabiliyeti verilmesi olarak da açıklanabilir. Bu durumda insan meleklerden farklı olarak ilim üretebilme imkânına kavuşmuş ve böylece onlardan öne geçmiştir.
Bu gerçek Kur’an’da: “Melekler, ‘(Ey Rabbimiz!) Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin’ dediler.” (Bakara 2/32) buyrularak ifade edilir.
İnsanın ilmi sınırlıdır. Hiçbir insan her şeyi bildiğini iddia edemez. Bu durum insana haddini bilmesi edebini öğretir. Rabbimiz: “Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” (Yusuf 12/76) buyurarak bu gerçeği ferman eder.
Yine insana ilimden çok az bir nasip verilmiştir:
“…Size pek az ilim verilmiştir.” (İsra 17/85)
Bu ayet genellikle ruh hakkında insana çok az bilgi verildiği şeklinde açıklanmış olsa bile ayetin anlamını bu anlamda daraltacak bir karine mevcut değildir. Ayet insana verilen ilmin mutlak manada az olduğunu da ifade etmektedir.
Rabbimiz insana ilim vasıtalarını da vermiştir.
“Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi/konuşmayı) öğretti.” (Rahman 55/1-3)
Konuşmak ve kendini ifade edebilmek insana verilmiş büyük bir nimettir. İlmin nakli ve talimi ancak ifade-i meram ile mümkündür ki buna ise ancak konuşma veya yazma ile imkân bulunabilir.
“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”tan yarattı.
Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.
O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.” (Alak 96/1-5)
Konuşmak ve yazmak, diğer bir deyişle beyan ve kalem, Rabbimizin insana sunduğu ilmin vasıtalarıdır.
İnsanın bilgisi insan üzerinde kalıcı bir cevher değildir. İlmi ve vasıtalarını veren Rabbimiz dilerse verdiği ilmi geri de alabilir.
“Ey insanlar! Hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin…” (Hacc 22/5)
Yüce Allah kullarından dilediğine ilim vererek onu diğer insanlardan üstün hâle getirebilir. Buna Hz. Yakub aleyhisselamı örnek verebiliriz.
“…Şüphesiz o (Yakub), biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 12/68)
Görüleceği üzere Hz. Yakub aleyhisselam Rabbimiz tarafından verilmiş olan bir ilimle âlim olmuştur. Başka örnekler de vardır:
“Olgunluk çağına erişince, ona (Yusuf) hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.” (Yusuf 12/22)
“Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi.” (Neml 27/15-16)
“Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık.” (Enbiya 21/74)
Kur’an-ı Kerim’de peygamber olmayan bazı kişilere de ilim verildiğinden bahsedilir. Tefsir kitaplarında Hz. Hızır olarak açıklanan zâta da ilim verilmiştir:
“Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf 18/65)
Örneklerden, insana verilen ilmin Rabbimizin bir lütfu ve in’amı olduğu ve iyilik yapanlara bu iyiliklerinin bir karşılığı olarak verildiği anlaşılmaktadır.
Yüce Allah bazı kavimlere de verdiği ilim ile onları devirlerinde diğer milletlerden üstün kılmıştır:
“Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi. Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.” (Duhan 44/30-32)
İnsanların sahip oldukları ilim bazen onların haddi aşmasına ve şımarmasına da sebep olmuştur. Bunun sonucunda ise bu insanlar helake duçar olmuşlardır:
“Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.” (Mümin 40/83)
Görüldüğü üzere ilim, bazı kavimleri diğer milletlerden üstün kılabilirken, sahip olunan ilim ile şımarmak ve hakkı kabulden yüz çevirmek ise bir helak sebebi olabilmektedir.
 
İnanmayanların ilmi
Kur’an-ı Kerim’de inanmayanların ahiret ilminden nasipleri olmadığı açıkça ifade edilir. İnanmayanlar sadece dünyevî ilimlere sahip olabilirler. Bu durum şu şekilde açıklanır:
“Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir. İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.” (Necm 53/29-30)
Devam edecek...
* (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi)