Haramlara Dikkat!

Yazar: 
Cemil Usta
Köşe: 
Fıkıh

"Zamanımızda haramların hafife alındığı ve çok kolay fetvalar verildiğini görüyoruz. Haramlar hususunda açıklama yapabilir misiniz? Süleyman Kalkan, Kayseri
HARAMIN ÇEŞİTLERİ
Bir şeyi helal yapan da haram kılan da Allah Teala’dır. O, makamı, mevkisi, yetkisi ne olursa olsun, hiç kimseye haram ve helal belirleme yetkisi vermemiştir. Hatta ilmine güvenilen kâmil ilim adamları, hakkında kesin delil olmayan hiçbir şeye haram dememiş, bunun yerine hoş değil, çirkindir gibi sözleri tercih etmişlerdir. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor:
“De ki. "Allah’ın kulları için yarattığı güzelliği, rızkın iyisini, temizini yasaklayan kim?" De ki: "Bunlar dünya hayatında imana erenler için (meşru)durlar; kıyamet gününde ise yalnızca onlara özgü olacaklardır." Anlama-kavrama yeteneği olan insanlar için bu mesajları Biz işte böyle açık açık dile getiriyoruz!” (Araf 32)

“De ki: "Hiç Allah'ın sizin için rızık olarak indirdiği şeyler üzerinde düşündünüz mü? O rızıklar ki, bir kısmını yasaklıyor, bir kısmını da meşru görüyorsunuz". De ki: "(Böyle yapmanız konusunda) size Allah mı izin verdi; yoksa (düpedüz) kendi tahminlerinizi mi Allah'a yakıştırıyorsunuz?" (Yunus 59)
Kur’an-ı Kerimdeki helal ve haramlar kıyamet gününe kadar devam edecektir. Zamanın değişmesi, ilerlemesi ile haram ve helaller değişmez. Hiç kimsenin de haram ve helali değiştirmeye yetkisi yoktur. Her ne kadar son zamanlarda haramlar resmen teşvik edilir, helaller kınanır halde olsa da yine de kâmil mümin, helal ve haram sınırını aşmamalıdırlar.
Allah’a masiyet konusunda kimseye itaat gerekmez. Bazı kişiler yeterle ilimleri olmadığı halde İslam’a uymayan, müctehid ulemanın kabul etmediği fetvalar verebilirler. Bunlara uyup da sonra da “falan hoca(!) böyle dedi” demek bizi kurtarmayacaktır. Bilelim ki mezarda ve mahşerde tek başımıza kalacak ve tek başımıza hesaba çekileceğiz Allah’a asi gelenler, helal ve haram hükümlerini hiçe sayanlar için cehennem azabı pek şiddetlidir. Böyleleri için kabir azabı da vardır. Ecel yastığında ruhun bedenden büyük bir hüzün ve mahrumiyetle ayrılması ne acıdır. Keşke bir bilebilsek!
 
İÇECEKLERDE HARAM OLANLAR
İçki, içildiği zaman azı veya çoğu sarhoşluk veren içecektir. Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:
“Siz ey imana ermiş olanlar! Sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir. O halde onlardan kaçının ki mutluluğa eresiniz! Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde, (artık) vazgeçmeyecek misiniz?” (Maide 90-91)
Her ne kadar ayette yasaklanan şarap (hamr) ise de Peygamberimiz, “sarhoşluk veren her şey şaraptır ve her şarap haramdır.” (Müslim) buyurmuş ve sarhoşluk veren her içkinin şarap gibi haram olduğunu bildirmiştir. Yine Peygamberimiz aleyhisselam: “çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” (Tirmizî) buyurarak sarhoşluk veren şeyin azı ile çoğu arasında haram olması bakımından bir fark olmadığını açıklamıştır.
İçki insanlar arasına düşmanlık ve kin sokar. Kur’an-ı Kerimde içki ile kumarın zararlarından söz edilirken: “Şeytan içki ve kumar ile ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister” buyrulur. İçki insanın aklını başından alır. İnsan sağlığına olumsuz etki yapar. Büyük ölçüde can, mal, kaybına sebep olan ve pek çok kimsenin sakat kalması sonucunu doğuran menhiyattandır. Nice aile hayatını felce uğratır. Bazen de boşanmalara, çocukların anneli babalı yetim kalmasına neden olabilir. Peygamberimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor:
“İçkiden sakının çünkü o, bütün pisliklerin anasıdır.” (Müslim) (Diyanet İlmihali)
Şunu da hatırlamada ve hatırlatmada fayda vardır. Dünyada içki içenler, bunda ısrarcı olurlar, gafletle yaşar gafletle ölürlerse, bu sebeple mahşerde havz-ı kevserden mahrum olurlar. Allah Teala cennet nimetlerinden ve cennetten bahsederken şöyle buyurur.
“Muttakilere vaat olunan cennetin durumu şöyledir. İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlanma vardır. Hiç bu (cennet), ateşte ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?” (Muhammed 15)
Haramlar dünyada bereketi kaldırır. Ahirette ise cennet nimetlerinden mahrumiyete sebep olur. Netice, tevbe istiğfarda bulunup haramları terk etmeliyiz. Bu sayede kemal-i imanla ahirete göçüp dünya ve ahiret saadetine nail olmalıyız.
 
HARAMLARLA TEDAVİ MÜMKÜN MÜ?
Helal, temiz olmayan şeylerle tedavide bulunmak esasen caiz değildir. Şu kadar var ki bazı fukahaya göre başka bir ilaç bulunamadığı takdirde, müslüman, adil bir tabibin görüşü üzerine caizdir. İslam âlimleri içkiyi ilaç olarak kullanmanın haram olduğunu söylemişlerdir. Tarık b. Süveyde el-Cûfî Peygamberimiz aleyhisselama şarabın hükmünü sormuş; o da onu şaraptan menetmişti. Bunun üzerine Tarık: “Ama ben onu sadece ilaç için yapıyorum” deyince Peygamberimiz aleyhisselam “o ilaç değil derttir.” (Müslim) buyurmuştur.
Nebatatlardan insanı öldüren veya aklını gideren, vücudu zehirleyen veya herhangi bir suretle sıhhate zararlı olan şeyleri yemek haramdır. Esrar, afyon, eroin, kokain ve morfin gibi maddeler de insanın sağlığına ve aklın gitmesine sebep olduğu için haramdır. Hatta bunlar alkollü içkilerin etkisini fazlasıyla taşımakta, zararları da etkileri ölçüsünde daha çok olmaktadır.
Uyuşturucu maddelerin kullanılması haram olduğu gibi alınıp satılmaları da caiz değildir. Uyuşturucunun kötü bir sonucu da ailevî ve sosyal ilişkilerin tamamen bozulmasıdır. Böylece kişi ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluğunu kaybeder. Aile fertleri onun için bir değer ifade etmez. Uyuşturucu kullananlar aldıkları maddenin ekstra bir dozu ile ölüme mahkûm olur. İnsanı ruhen ve bedenen çöküntüye götürür. Madden ve manen zarar görür. Bilelim ki en büyük zarar, amel noksanlığı ve iman mahrumiyetidir.
ZERAYİ
Şer’î hükümlerin fer’î hükümlerinden sayılan, Malikî ve Hanbelî usul-i fıkıh kitaplarında yer alan bir usül terimidir. Hanefî ve Şafiiler de muhtevasını kısmen kabul ederler. Zerayi vesile anlamına gelir. Haram ve helale vasıta olan şeylere denir. Harama vasıta olan şey haram, mubaha vesile olan mubah, vacip için zaruri olan şey vacip olur. Zina haramdır. Zinaya vasıta teşkil ettiği için kadının mahrem yerine bakmak da haramdır. Kadınların elbiselerini, İslam’da tarif edildiği gibi giymeleri gerekir; avret yerlerini örtmeleri farzdır.
İslam hukukunda her şey bellidir. Buna uymayanlar, aksi fetva verenler mahşerde hesapta zorlanırlar. Allah’ın kitabındaki hükümlere binaen aksi hüküm bildirenlere Allah Teala şöyle buyuruyor:
“Allah ve rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.” (Ahzab 36)
“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)
İman kuru bir sözden ibaret değildir. Gönülden bağlanmak, inanmak ve kabullenmektir. Hem Allah ve rasulüne inandım deyip hem de hükümlerine razı olmamak tipik münafıklık alametidir. Takvası olmayanların, makam, mevki, tahsili, ne olursa olsun fetvasına itibar edilmez. Kur’an’da değer ölçüsü takva iledir.
Allah’ım ümmet-i Muhammedi Kur’an’a mahkûm et. Âmin