Hakkı Tavsiye -1

Yazar: 
Zeki Soyak
Köşe: 
Cuma Sohbetleri

Muhterem müslümanlar, Bugünkü sohbetimizde hakkı tavsiyeden bahsedeceğiz. Bu hususta Asr suresi isimli bir sûre-i celile nazil olmuştur. Allah Teâlâ bu sure-i celilede şöyle buyuruyor: "Asra yemin olsun ki bütün insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna."
Allah Teâlâ asra, zamana yemin ederek insanın hüsranda olduğunu beyan buyuruyor. Sonra da bunun müstesnalarına işaret ediyor. Elbette ki her şeyden önce lazım olan imandır. İman girmeyen kalp, baykuşların mekân tuttukları harabelerden farksızdır. Kalp imanla nurlanır ise o kalbin sahibi olan beden bir mana ifade eder. İnanmayan insanda hayır yoktur. İnanmayan insan hayvanlardan daha da aşağıdır. Çünkü yaratan, yoktan var eden, çeşit çeşit nimetler ihsan eden Allah Teâlâ, bunca ihsanlarda bulunmuş iken O’na iman etmemek, inanıp da isyan etmek, tuğyan etmek ve itaatsizlik etmek bir kula asla yakışmaz. Onun için iman her şeyin önündedir.

Sadece iman ettim demekle de iş bitmiyor; iman ettikten sonra imanımızın gereği olan amelleri yapmamız, salih ameller işlememiz gerekir. Çünkü salih ameller olmazsa, imanı muhafaza da çok zordur. Fanussuz bir ışık gibidir. Küfür, şirk, nifak, ahlaksızlık fırtınalarının içinde amelle sırlanmamış, fanuslanmamış imanın her zaman sönme, kaybedilme ihtimali vardır. Onun için Allah Teâlâ biz müminlere imandan sonra amel-i salih yapmamızı emretmektedir.
Salih ameller, riya karışmamış, sadece ve sadece Allah Teâlâ’ya tahsis edilmiş, sadece O’nun rızası gözetilmiş amellerdir. Riya karışmış olan ameller, kulların takdirini kazanmak, beğenisini kazanmak için yapılmış işler Allah indinde hiçbir kıymeti olmayan amellerdir. Onun için biz müslümanlar riyadan, gösterişten hazer etmeli, sakınmalıyız.
Diğer istisnalar da hakkı tavsiyeleşenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenlerdir. Bu dört zümre kurtulmuşlardır. Bu dört zümrenin dışındakiler muhakkak ziyanda olanlardır. İman edeceğiz, amel-i salih yapacağız ve birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edeceğiz.
Değerli müminler, hakkı tavsiye, iman ve amel-i salihten sonra üçüncü sırayı teşkil ediyor. Çünkü insanlar iman ettikten ve âmâl-i saliha işledikten sonra zaman zaman yine yanlış yapabilir, isyan edebilirler. Nefsin, şeytanın, kötü çevrenin çeşit çeşit aldatmacaları karşısında birçok hata ve kusur işleyebilirler. İşte böyle durumlara meydan vermemek, hatalara düşmemek için; doğruluğu, hakkı bulduktan sonra sapıtmamak, yanılmamak için; birbirlerini hata ve kusurlardan arındırmak, yanlışlardan isyan ve tuğyanlardan korumak için müminlerin birbirlerine karşı çok duyarlı olması, hakkı tavsiye etmeleri lazımdır.
“Hak” elbette ki Kur’an’ın gerçekleridir. “Hak” muhakkak ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek sünnetleridir. Kur’an’ın, sünnetin, tek kelimeyle İslam’ın dışında “hak” arayanlar, hukuk arayanlar, adalet arayanlar, medeniyet arayanlar, çağdaşlık arayanlar her zaman yok olanı arıyorlar demektir. Çünkü İslam’ın dışında bir hakikat, bir “hak” yoktur. İslam’ın dışında bir adalet, bir gerçek yoktur. İslam’ın dışında bir medeniyet yoktur.
Öyleyse değerli müminler, hakkı tavsiyeden maksat İslam’ın bize bildirdiği gerçekleri tavsiye etmektir. Her ne kadar insanlar zaman zaman bozulup birçok kötülükleri, birçok yanlışları kendilerine yol edinseler, hakkı küçümseseler bile asla ve asla biz böyle bir akıma boyun eğmeyeceğiz, böyle bir akıntıya kapılıp helak olanlardan olmayacağız. Kınansak da, çeşit çeşit hakaretlere hatta zulüm ve işkencelere maruz kalsak da İslam’ın gerçeklerini, İslam’ın hakikatlerini, İslam’ın doğrularını tavsiye etmekten asla yılmayacak, usanmayacak ve bıkmayacağız. Bilelim ki bu, peygamberlerin yoludur, sıddıkların yoludur, salihlerin yoludur. Onların güzergâhında yürüyenler, o sırat-ı müstakimi takip edenler mutlaka kurtuluşa erecek ve Hakk’ın o göz kamaştıran nuraniyetine gark olacaklardır.
Elbette ki iman, amel-i salih ve hakkı tavsiye insanlara bir takım engeller getirir. Birçok insan, bu yolda yürüyenlere engeller koyar. Hatta zulmederler, hakaret ederler. Çeşit çeşit baskılar uygularlar. Allah yolunda, hak yolunda yürürken biz müslümanlar birçok musibet ve belalara maruz kalabiliriz. İşte böyle durumlarda da biz birbirimize sabrı tavsiye etmekle mükellefiz. Allah yolunda uğranılan bela ve musibetlere sabretmek ne güzel bir haslettir. İşte böyleleri Allah indinde nice derecelere ulaşırlar. Allah’ın makbul, salih kulları zümresine dâhil olurlar.
O bakımdan bizler böyle durumlarda hakkı ve sabrı tavsiye eden zümreye, âlimlere, salihlere, Allah dostlarına çok muhtacız. Hele şu içinde yaşadığımız, insanların iman zaafına uğradığı, behimîleştiği, her şeyi çıkar ve menfaat hesabına göre yaptığı zamanımızda böylesi insanlara çok daha muhtacız. Bütün kötülüklerin karşısında direnç gösterebilen, saf tutabilen, yalnız ve yalnız Allah rızasını gözeterek Allah yolunda hizmet eden insanlara çok daha muhtacız. Böyle zamanlarda bu gibi davranışlar, bu gibi ameller yani hakkı ve sabrı tavsiye amelleri kibrit-i ahmerdir. Yakut, elmas gibi kıymetli bir metadır. Hatta onlardan çok daha kıymetlidir.
Öyleyse değerli müslümanlar, biz en kıymetli olan şeye ulaşmaya gayret edelim. En kıymetli olan şeyi elde etmeye çalışalım. Yani iman, amel-i salih, hakkı tavsiye, sabrı tavsiye güzergâhında yürüyelim. Amel-i salihlerle imanımızı muhafaza edelim. Bir toplum olarak, bir cemaat olarak, bir cemiyet olarak dimdik Allah yolunda durabilmek ve yürüyebilmek için birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edelim.
Bu sure-i celile hakkında İmam-ı Şafii Hazretleri şöyle diyor:
“Şayet insanlar bu sure üzerinde hakkıyla düşünselerdi kendilerine yeterli gelirdi” başka bir rivayette: “Şayet Allah Teala insanlara sadece bu sureyi indirseydi bile onlara yeterdi” demiştir. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir)
Eğer müslümanlar olarak bu sûre-i celile üzerinde çok düşünsek, çok tefekkür etsek, buradaki ilâhî mesajları almaya çalışsak şu içinde bulunduğumuz gafletten muhakkak kurtulacağız. İşte o zaman bizler iyilikte, güzellikte, hakta birbirimize yardımcı olacak, kötülüklerde, kötülüklerin önüne geçmekte ise birbirimize destek olacağız. Kötülere değil iyilere yardımcı olacağız. Kötülüklerin yaygınlaşmasında değil, güzelliklerin, iyiliklerin, hakkın yayılmasında birbirimize yardımcı olacağız.
Bu hususta Allah Teâlâ Maide suresi ayet 2’de şöyle buyuruyor:
“Ey müminler! Sizler, ‘birr’de (iyilik ve takvada) birbirinizle yardımlaşınız. Günahta ve düşmanlıkta birbirinize yardımcı olmayınız. Allah’tan korkunuz. Çünkü böyle yaparsanız (isyanda, günah ve düşmanlıkta birbirinize yardımcı olursanız) Allah şiddetli azab edicidir.”
Değerli müslümanlar, bugün en büyük sıkıntılarımızdan birisini de bu konuda yaşamaktayız. Biz müslümanlar, iyilikte, güzellikte, İslam’a hizmette birbirimize yardımcı olacağımız yerde maalesef dünyevî birçok kötü işlerde, çıkar ve menfaatte birbirimize yardımcı oluyoruz. Dünyamız için, çeşit çeşit çıkar ve menfaatlerimiz için katlandığımız hakaretlere, zulümlere, işkencelere, sıkıntılara ahiretimiz için katlanmıyoruz. Rabbimiz için katlanmıyoruz. Dinimiz için katlanmıyor ve bu hususta birbirimize sabır tavsiye etmiyoruz. Hak üzerinde kaim olma hususunda zaaf gösteriyoruz. Allah Teâlâ bize iyilikte ve takvada yardımlaşmamızı emrederken bu hususta birbirimize gevşeklik tavsiye ediyoruz. Hatta ve hatta en yakınlarımız bile: “Dünyayı sen mi kurtaracaksın? Bu insanları sen mi kurtaracaksın? Bu dava sana mı kaldı? Bırak biraz da başkaları meşgul olsunlar. Bak filanlar filanlar nice dünyalıklar elde ettiler. Nice makam ve mevkiler elde ettiler. Sen ise hâlâ yerinde sayıyorsun. Hatta daha önce elde ettiğin dünyevî imkânları da kaybettin.” gibi gevşekliği tavsiye eden ve bizi dînî hizmetlerden alıkoymaya çalışan yanlış telkinlerde bulunabiliyor. Bu durum İslam âleminin güvesidir.
Değerli müminler, muhterem müslümanlar, Allah Teâlâ bize hakkı tavsiye etmemizi, sabrı tavsiye etmemizi emrederken biz tam aksini yapıyor, gevşeklik gösteriyor ve birbirimizi İslamî hizmetlerden alıkoymaya çalışıyoruz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Din nasihattir.” buyuruyorlar ve bunu üç defa tekrar ediyorlar.
Sonra sahabe-i kiram “ya Rasulullah kim için nasihattir?” diye sorunca Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam şöyle buyuruyorlar:
“Allah için, kitabı için, rasûlü için, müslümanların önderleri için ve ümmetin tamamı için” buyuruyor. (Müslim, İman 25; Ebu Davud, Edeb 67; Nesai, Bey’at 31)
Allah için nasihat Allah Teâlâ’ya tam kulluk yapmak, Allah Teâlâ’nın bizim üzerindeki hakkını ífá etmeye çalışmaktır. Kitap için olan nasihat Kur’an-ı mübini okumasını öğrenmek, onun mesajlarını almak, onunla amel etmektir. Rasûlü için olan nasihat da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine ittiba etmek, O’nun ahlakıyla ahlaklanmak, O’nun hayatında nasıl bir Kur’anî çizgi varsa o çizgiyi takip etmektir. Müslümanların imamlarına yani yöneticilerine nasihat ise Allah’a kulluk etmeleri, Rasulullah aleyhissalatü vesselamın sünnetine ittiba etmeleri, Kur’an’a tâbi olmaları ve asla nefislerine, şeytana tâbi olmamaları, zulüm etmemeleri, milletin inancına, dinine, örfüne, âdetine karşı savaş açmamaları hususunda onlara nasihat etmek, onları uyarmaktır. Bir diğeri de müminlerin tamamına nasihat etmek, tamamını Allah’ın Teâlâ kitabıyla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetiyle uyarmak yani bu hakikatleri onlara tavsiye etmektir.