Edeb-1
Kaliteli insanı, kaliteli ve mükemmel yapan onun edebidir. Çünkü edep her şeyin başıdır. Edep ve hayâ imanın gereğidir ve imanın şubelerinden sayılmıştır. Kim edebe riayet ederse o, olgunluğa ve kemalata da ilk adımını atmış olur. Aynı zamanda dinini, iffetini, şerefini ve haysiyetini de korumuş olur. Kim edepten yoksun ise, o kendi haline bırakılmıştır. Çünkü İslam'ın izzeti güzel ahlaktadır, buna dikkat etmeyen kişi kural tanımayan kişi demektir.
Allah’ın Rasûlü insanları hayâya teşvik eder, hayânın, imânın bir parçası olduğunu ifade buyurur, onları harama gitmekten sakındırırdı.
Bir gün bir genç geldi ve O’ndan zinâ etmesine izin vermesini istedi. Huzurda bulunan sahabeler, onu susturmak istedilerse de, O, “Bırakın, yanıma gelsin.” buyurdu.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, yanına gelen gence sırayla:
“Bu kötülüğün anana, kızına, kız kardeşine, halana, teyzene yapılmasını ister misin?” diye sordu.
Genç her defasında “Hayır, istemem.” diye cevap veriyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:
“İnsanlar böyle bir kötülüğün kendi akrabalarına yapılmasını istemezler” buyurdu. Ve elini gencin göğsü üzerine koyarak: “Allah’ım, bunun günahlarını affet, kalbini ve edeb yerini haramlardan koru.” diye dua etti.
Bu genç bir daha böyle bir kötülüğe dönüp bakmaz oldu. (M. Zekâi Konrapa, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem)
Hazreti Mevlana kuddise sırruh: “İman nedir diye aklıma sordum. Aklım kalbimin kulağına eğilip:
-İman, edepten ibarettir, diye fısıldadı.” demiştir.
Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
- Beni Rabbim edeblendirdi, edebimi de üstün ve güzel eyledi.
Gene buyurdular:
- Kişinin çocuğunu terbiye etmesi, ona edeb öğretmesi her gün yarım sa’ (1750 gram hurma ve saire gibi) sadaka vermesinden daha hayırlıdır.
İnsanda utanma ve hayâ duyguları fıtrîdir. Bunun ilk belirtisi, bir kişinin başka birisinin önünde mahrem yerleri açıldığında tabiî olarak duyduğu utanma hissidir. Şehevî duygular, insanoğlunun en zayıf tarafıdır. O nedenle şeytan, hücum için düşmanının bu zayıf noktasını seçmiş ve planlarını onların hayâ duygusunu zayıflatmak hesabı üzerine kurmuştur.
Şair şöyle diyor:
“Edep bir taç imiş nur-i Huda’dan,
Giy ol tacı emin ol her beladan.”
Örtünme ihtiyacı insanda, suni olarak değil, aksine insan yaratılışının önemli bir eğilimi olarak vardır. Bundan dolayı Allah, diğer canlılarda olduğu gibi insan vücudunda doğal bir örtü yaratmamıştır. Bunun yerine, insanın tabiatında, utanma ve hayâ duygusu daha yaratılırken yerleştirilmiştir.
Elbise ve örtünme sadece ayıp yerleri örten, bedeni koruyan ve süsleyen birer nesne olmaktan çıkıp aynı zamanda insanı takva sahibi kılan bir araç olarak görülmelidir.
Terbiye başlı başına bir güzelliktir ve kimde olursa olsun takdir edilir. Evet, câhil dahi olsa, terbiyeli olduğu takdirde sevilir. Millî kültür ve millî terbiyeden mahrum milletler, kaba, câhil ve serseri fertlere benzerler ki; bunların ne dostluğunda vefâ ne de düşmanlıklarında ciddiyet olur. Böylelerine güvenenler hep inkisâr-ı hayâle uğrar, bunlara dayananlar er geç desteksiz kalırlar.
Bir üstada çıraklık yapmamış ve sağlam bir kaynaktan terbiye almamış mürebbî ve mürebbiyeler, başkalarının yollarına fener tutan körler gibidirler. Çocukta görülen arsızlık, şımarıklık, bağrında geliştiği kaynağın bulanık olmasından meydana gelmektedir. Ailedeki duygu, düşünce ve hareket intizamsızlığı katlanarak çocuğun ruhuna akseder. Tabiî ondan da topluma...
Terbiye metotlarının en güzellerinden biri de kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmektir. Böylece düşmanın düşmanlığı ortadan kalkar; dost ise daha yakın olur. Bu husus yönetimle de alakalandırılırsa iyi yönetim yakındakini mutlu eder, uzaktakini kendine çeker diyebiliriz.
Edep ve hayâ konusunda Muhyiddin Arabî şu veciz ifadelerde bulunmuştur ki, herkesin kendisine pay çıkarabileceği sözlerdir. Diyor ki:
“Azalarını korumalısın. Kim azalarını korumaz da başıboş salarsa kalbini yorar.”
“Hayâ kalkarsa, yerine bir bela gelir yerleşir.”
İnsanı, diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik, akıl ve hayâdır. Çünkü insan, ancak bu iki meziyetiyle güzel ahlak ve edep sahibi bir kişiliğe kavuşur. Doğuştan insanda var olan utanma hissi, şüphe yok ki onu, kendiliğinden bazı tedbirler almaya sevk eder. Nitekim en ilkel toplumlarda insanların, ağaç yapraklarından elde ettikleri veya bitki liflerinden ördükleri parçalarla örtünmeleri, bunun açık bir delilidir. Böyle bir his, akıl ve imanla birleşince, o zaman, çoğunluğun benimsediği ahlâk ve edep kuralları, daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. İnsan, işte böyle bir utanma duygusuyla Allah’ın emirlerine uyarak, mahrem yerlerini örtmeyi, bir ihtiyaç olarak hisseder.
Hz. Mevlana edep hususunda:
“Her kim edepten mahrum kalmışsa, o insan değildir. Çünkü insanla hayvan arasındaki fark, edeptir. Gözünü aç da Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim’e dikkatli bak! Göreceksin ki o, ayet ayet edepten ibarettir.”
“Kur’an-ı Kerim’in manasını, ancak heva ve hevesini ateşe vermiş kül etmiş (yani nefsini ve benliğini yok etmiş), böylece Kur’an’ın önünde eriyip kurban olmuş ve ruhu Kur’an kesilmiş kimseler anlar.” diyerek o ince görüşlerini ne güzel dile getirmiştir.
Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin Edeb ve Hayâsı:
İbn Mes'ud radıyallâhu anh anlatıyor: "Rasûlullah aleyhissalâtü vesselâm:
"Allah'tan hakkıyla hayâ edin!" buyurdular. Biz:
"Ey Allah'ın Rasûlü, elhamdülillah, biz Allah'tan hayâ ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı:
"Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının ziynetini terk etmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur. " (Tirmizî, Kıyâmet 25, 2460).
Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, örtüsüne bürünmüş bâkire bir genç kızdan daha edepli idi. Aşırı hayâsından, ömründe hiç bir adamı azarlamamış, yürürken sükûnetle yürümüş, hiçbir zaman kahkaha ile gülmemiştir.
O devirde Arabistan'da ve diğer memleketlerde edeb ve hayâya riâyet edilmez, Araplar çırılçıplak yıkanırlar, hatta Kâbe'yi çırılçıplak tavaf ederlerdi. Rasûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu denaetten tiksinirdi.
Allah’ın Rasûlü, hayâsından halk içinde, kalabalık yerlerde, çarsı ve pazarlarda yüksek sesle konuşmazdı. Hoşa gitmeyecek sözler söylemezdi. Yine hayâsından hiçbir kimsenin yüzüne dikkatlice bakmazdı. İnsanların görülmesini istemedikleri yerlerine ve kusurlarına bakmaz, görse bile görmezden gelirdi. (Eş-Şemâilu'l-Muhammediye)
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde: “Akıllı kimse, nefsinin heva ve hevesine uymayan ve ölümden sonrası için hazırlık yapan kimsedir.” buyurmuşlardır.
















