İstiridye

Yazar: 
Mustafa Suna
Köşe: 
Deneme

İnsan israf etmekte üzerimize yoktur. Hep, bardağın boş yanını görürüz. Çevremizdeki, uyumsuzluk gösteren, katı, geçimsiz insanlara karşı ilk düşündüğümüz; onları dışlamak, değersiz kılıp uzaklaştırmak, ya da uzaklaşmaktır. Uzaklaşılan, ya da uzaklaştırılan insandan toplum kurtulmuş olmaz. O, o haliyle insanları incitmeye, problem olmaya devam eder.
Yüce Rabbimiz, insanları, farklı karakterlerde yaratmıştır. Fıtratlar farklıdır. İnsanlar, bu farklılıklarıyla birbirini bütünler, birbirinin eksiklerini tamamlar.
Kimisi serttir, kimisi yumuşak. Kimisi acelecidir. Kimisi, sabırlı, temkinli… Kimisi cimridir, kimisi eli açık. Kimileri geçimlidir, kimileri de geçimsiz. Kâinatta, her şey zıddıyla kaimdir. Yoksa “farklar fark edilmez.”
İstiridye, yumuşakçalar sınıfındandır. Deniz diplerinde yaşarlar. Kabukları serttir. Bu şekilde, vücutlarını sert cisimlerden, düşmanlarından, deniz dibi dalgalarından korumuş olurlar.
Deniz diplerinde yaşadıklarından, sürekli deniz kumuyla temas halindedirler. Teneffüs etmek, besin almak için kabuklarını açıp kapamaları sırasında, bazen, kum taneciklerinin içlerine girmelerine engel olamazlar.
Sert kum, yumuşak vücutlarına acı verir. Ondan kurtulmaları gerekir. Bilirler ki yumuşak vücutlarıyla sert kuma karşı koymak, ancak acılarını artırır. Tam tersini yaparlar, onu içlerine çekerler. Daha yumuşak davranırlar. Salgıladıkları sedef sıvısıyla etrafını kaplarlar. Vücutlarının bir parçası haline getirirler. Kum, içeride kalmış, dışı sedef ile kaplanmış, kum olmaktan çıkmış, inci haline gelmiştir. İstiridye, değersiz bir maddeyi, daha değerli hale getirmiştir.
İnci avcıları, deniz diplerinde istiridye ararlar. İstiridyeyi değerli kılan, ürettiği incidir. Üretebilmesi için de “kum”a ihtiyacı vardır. Yani canını yakan, sert, değersiz cisim; onun değerli olma sebebidir.
 

İnci avcıları, kabukları arasından inciyi alarak istiridyeyi canının yanmasından kurtarırlar. Sonuçta, değersiz “kum”u değerli kılarak ondan kurtulmuş olur.
Belki insanların uygulamakta zorlandıkları bir metottur bu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, dışlamak, değersiz kılmak çözüm değildir. Bu şekilde, uyumsuz insanların problem olmalarından kurtulmuş olmayız. Kesin çözüm onları değerli kılmaktır, kabullenmektir, sıcaklığımızla, yumuşaklığımızla onları kuşatmaktır. Eğer biz değerli isek, istiridyenin yaptığı gibi, değerlerimizden değer katmaktır. Değersizleri değerlendirerek, değer transferi için kullanmaktır. Bu şekilde, bizim değerli olduğumuz toplum katmanlarına ulaşacak; toplum katmanları, değerli kıldıklarımızı bulmak için bizi arar hale gelecektir. Bizim değerimiz, hem fark edilecek hem de daha da artmış olacaktır.
Belki sabır ve zaman isteyen, bizi nihâî sonuca götüren bir çözümdür istiridye metodu!
Eğitimciler, yöneticiler, iş adamları, babalar, eğitmekle, yönetmekle yükümlü oldukları grup fertlerine yaklaşırken işin kolayına kaçmamalılar. Allah, âlemlerin Rabbidir. “Rabb”; eğiten demektir ve her doğan eğitilebilir nitelikte, eşit değerde doğar. Sonra insanlar onları, değersiz, değerli diye ayırırlar.
Değişmeyen gerçek, insanın etiketinin, karşısındakine biçtiği değer kadar olmasıdır.
Sınıflarda, en geride, yani başarısız görülen öğrencilerin, ileriki yıllarda, hayatta en önde olabildikleri bilinen bir gerçektir. Yine birçok mûcit ve kâşifin, okullarını bitiremedikleri, kaçtıkları, öğretmenlerince dışlandıkları bilinmektedir.
İstiridyenin öğrettiği, inci gibi insanlar üretme, “cefası önce, sefâsı sonra çekilen” eğitim yoludur. Kolayına kaçıp, önce sefâ sürmeye kalkanlar, zaman içerisinde, değersiz kıldıkları, dışladıklarının gücü onlara yetmeğe başladığında, cefâlarına sürekli katlanmak durumundadırlar...