Eti Senin, Kemiği Senin; Derdi, Acısı Benim:F tipi

Köşe: 
Dua Ekseni

Genç bir adam... Ölüm orucuna yatmış. Yaşı mı? Bilmem, resminden kestirmek mümkün değil. Sımsıkı kapalı gözleri... Besbelli ki umutlarına, hayallerine, yaşama, insanlara her şeye kapatmış bakışlarını, yüreğini.
Siyah saçları, sakalları, bıyıkları... Ne kadar zamandır tıraş olmadığını da anlamak imkânsız. Zira saçı nerde başlıyor, sakalı - bıyığı nerede bitiyor belli değil. Muhtemeldir bir zamanlar onun da gülen gözleri, öfkesini yansıtan sesi, umutlarını paylaştığı sevdikleri, dostları, akrabaları vardı.
Adı mı? Ne önemi var! Ahmet, Mehmet, George, Hans... Şaşırdınız değil mi? Yarısı tanıdık gelen isimlerin yanında, bu yabancı isimler de neyin nesi?
Evet, tüm insanlığın ortak acısının, derdinin ortak adı: F Tipi İşkence.
Çağımızda tüm işkencelerin, zulümlerin, acıların ilk doğduğu, icatçı başı ABD firavunî sisteminin buluşu F Tipi İşkence Yöntemi.
ABD'de idam hükmü kesinleşmiş “çok yüksek koruma gerektiren” mahkûmların infazının gerçekleştirileceği güne kadar tutsak edildiği tecrit yöntemi. Daha sonra diğer ülkelere de yayılarak Türkiye'de de “beş yıldızlı hapishane” reklâmlarıyla övünülerek tanıtımı yapılan, tüm tepkilere rağmen uygulamaya geçilen bir yara, F Tipi.

Bu yazımı yazmaya karar vereli bir hayli oldu. Epey bir doküman ve bilgi de topladım. Hatta Türkiye'nin  “en namlı F Tipi” olan bir cezaevinin yetkililerinden de bir takım bilgiler edindim. Kaç mahkûm kaldığı, hayat standartları, görüş yöntemi, sosyal alanları vs…
Sonra ne mi yaptım? Hepsini yırttım attım!
Tüm bu maddî bilgiler arasında boğulup gidecek olan manevî yönünü, derin acı ve zülüm boyutunu yansıtamadıktan sonra ne önemi vardı ki bunca teknik bilginin? Dileyen de zaten internette  “bir tıkla“ bu bilgilere ulaşabilirdi.
Elbette suç işleyen cezasını çekmeli. Ama ceza o kişiyi rehabilite edip, topluma kazandırmaya yönelik olmak zorunda. Daha da önemlisi fıtratına dönmesini sağlamalı.
Üstelik F Tipi mahkûmlarının tamamı düşünce suçlusu. Kendi düşüncesine karşıt, her türlü düşünceyi suç sayan, düşüneni, ceberut sistemine tehlike olarak addeden yönetimler  “suçlu” bulduğu insanı düşünemez hâle getiren bu yöntemi icat edip, tavizsiz uygulamaktalar.
Haberlerinin kaynağı “Minik Kuş” sahibi bir gazeteci F Tipi zulme dikkat çekmek için müvekkilleri adına ölüm orucuna yatan bir avukatın bunca zaman geçmesine rağmen neden hâlâ ölmediğine hayret edip şüpheyle bakabilmekte.
İlk uygulamanın başladığı zamanın Adalet Bakanının uygulamayı protesto amacıyla ölüm orucu başlatanlara:  “Ben şüpheleniyorum. Bu ölüm orucundaki mahkûmlar gizli gizli yiyorlar galiba, hâlâ ölen olmadı” derkenki aynı zihniyetle örtüşürcesine.
Sivil Toplum Kurumları da  “Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” tavrıyla (birkaçının cılız aralıklı eylemleri dışında) sessiz, tepkisiz, seyirci kalmaktalar.
Hani bir tek kedinin, köpeğin bile  “burnu kanasa” medyayı peşine takıp, ortalığı yıkan  “Panter Emel” kadar bile olamıyorlar.
Toplumun büyük kesimi  “Onlar suçlu, her şeye müstahaklar” gözüyle bakmaktadır. Oysaki insan hakları hepimiz içindir, bu suçlu bile olsa. Üstelik de her cezaevine düşenin ne kadar adil yargılanıp, bağımsız mahkemelerce mahkûm edildiği, işin çok su götürür başka bir boyutu malûm.
Bir gün siz de çocuğunuzla birlikte birkaç komşu çocuğuna Kur'an öğretmeye kalkarsanız irticaî bir örgüt militanı olarak adil(!) bir yargılamayla kendinizi F Tipi beş yıldızlı hapishanede buluverirsiniz maazallah!
Ya da toplumda yaygın olan “41 Yâ-Sîn Günlerine” katılan anneniz, eşiniz, kardeşinizin de aynı akıbete uğramayacağının garantisi yok.
Haa, şu da mümkün. Yazdığınız bir yazı, sesli okuduğunuz bir şiir, başımı örtmek istiyorum diye ağlayan bir müslüman bayanın yanında yer alıp, sesine sesinizi, gönlüne gönlünüzü kattığınız bir yüksek avazınız da, F tipi zorunlu ikamete tâbi tutulmanıza sebep teşkil edebilir. Bugün sırtınızı döndüğünüz F tipine, yarın yüzünüzü dönmek zorunda kalabilirsiniz.
Cezaevine girmesine girersiniz de, “hayata dönüş” operasyonuyla ebediyen hayata da veda edebilir, bir daha dışarı da çıkamayabilirsiniz aman dikkat! İyisi mi piyangodan böyle bir beş yıldızlı F Tipi çıkmadan, hepimiz bu yaraya bir sıkımlık merhem olmak zorundayız.
 
Peki nedir F Tipi ?
Zindan içeri zindan hali. Birinci zindan, hücreye kapatılman. İkincisi ve daha korkuncu; kızgınlığını, öfkeni, sevgini, sevincini hülasa tüm duygularını paylaşacağın, kendini ifade etme ihtiyacın olan, seni sen yapan tüm insanlardan tecrit edilip, seni  “senin içine” hapsedip, ikinci zindana mahkûm edilmenin adıdır, F Tipi.
Tüm duyguların boşluğa akmasıdır. Duygularını yansıtan, elindeki insan aynasının kırılıp yok edilmesidir. İnsanın, insan olma halinden  “izole” edilip, öznelikten, nesneliğe dönüştürülmesinin, benliğinin dağılıp, duygusal yalıtım uygulanarak bilincinin yok edilmesinin adıdır; F tipi.
Kısaca tüm sinir uçlarının boşluğa alınıp, birbiriyle irtibatının koparılması, kontak yapamamasıdır: F Tipi. 
F Tipi mahkûmlarında oluşan rahatsızlıklardan bazıları şunlardır;
-Çevresel uyaranlar olan materyallerden arındırılan mekanların, tek düzeyliliği, 1 ya da 3 kişilik hücrelerde kalan kişilerin göz kornealarının ayarını yitirip, uzağa ve yakına odaklanmasında kalıcı tahribatlar yapmakta, körlüklerine sebep olmaktadır.
-Gerçekle hayal ayırımı bir süre sonra ortadan kalkıp kişi halüsinasyonlar görmeye başlıyor.
- Düşünme ve konuşma yeteneğini kaybedip, konuştuğunu zannederken düşündüğü, düşünürken de konuştuğunun ayırtına varamamaktadır.
-Fiziksel çok büyük değişiklikler (kilo kaybı), uykusuzluk ya da tersi hep uyuma, iştahsızlık, şiddetli beden ağrıları, kâbus görme, el ayak titremesi, agresif tavırlar, kendini kontrol edememe…
-Sosyal hayata döndüğünde uyumsuzluk, insanlarla ilişki kuramama, sözel ifade edememe, kuşku duyma, intihar eğiliminin artması, mizacın önemli ölçüde değişmesi.
- Ses ve ışık gibi uyaranlara karşı aşırı duyarlılık, tedirginlik, rahatsızlık.
Kısaca sistem, tahliye olan mahkûmu öyle bir  “terbiye ve ıslah ediyor ki” biyolojik, psikolojik ve sosyolojik tüm yönlerine koyduğu atom bombasıyla parçalayıp, bir daha düşünemez, dolayısıyla ebediyen düşünce suçu işleyemez hale getiriyor.
İçeriye akıllı ve sağlam giren babanız, eşiniz, kardeşiniz, dostunuz delirmiş, sakat, hafızasına format atılmış, paylaşacak anılarınız, geleceğe yönelik hayalleriniz, planlarınız yok edilerek dönüyor. Evet, bu tanımakta zorluk çektiğiniz kişi sizin sevdiğiniz insandan bambaşka birisi.
Sadece suç işlediği var sayılan/işleyen kişi değil, sevenlerinin de cezalandırıldığı, gözünün önündeki DEĞERLİSİNİN haline her gün ağlamaya mahkûm edildiği bir adalet (!) anlayışı adaletle bağdaşır mı?
Siz hiç olaya, ıslah edilmek üzere F Tipine alınırken giden kişinin;
Dünyanın en güçlüsü, en bilgilisi, en seveceni olan babasının bir gün tanımadığı “ot gibi” döndüğünü gören çocuğunun gözüyle baktınız mı?
Sevgisini, muhabbetini, yoksulluğunu, sırrını, kavgasını paylaştığı eşinin artık kavgasını bile paylaşamadığı “bozulmuş et yığını” haline dönen, “tamamlayanım” derken, yarımının yok edildiğinin acısıyla kıvranan eşi yerine koydunuz mu?
Giderken oğul-evlat-can-ciğerpâre kokan, dönüşte kokusu alınmış boş bir çuvala sarılan anne-babanın hissettiklerini düşündünüz mü?

Bir zamanlar babalar çocuklarını eğitilmek üzere götürüp eğitim kurumuna teslim ederken eti senin, kemiği benim derlermiş.
“Allah'a, topluma, ana babasına, insanlığa faydalı olsun için ne gerekiyorsa şefkatle yapmaktan aman çekinmeyin” dercesine.
Şimdi de suçluyu (ya da suçlu zannedileni) devlet baba eğitmek, ıslah etmek sonra da topluma kazandırmak adına eğitimini üstleniyor. Ama etini, kemiğini, sağlığını, aklını alıp acıya, derde dönüştürerek iade ediyor. Bazen de canı sağ teslim etmek istemez ise al götür de göm diye ölüsünü verebiliyor.
Haksızlık bir tek kişiye dahi yapılsa yüreğimizi acıtmıyor, rahatımızı kaçırmıyorsa insanlığımızı, kimliğimizi, inancımızı yeniden sorgulamamız gerekir.
Mazlumla birlikte, zalime karşı tavır almak zorundayız.
Rabbim tüm sıkıntıda olanları felâha eriştirsin dualarımla…
(-Suç işleyenlerin adil olarak yargılanıp cezalandırılması hakkın gereğidir. Vurgulamak istediğim suçlu bile olsa zulme maruz bırakılmamalarıdır. Zira zulümle âbad olunmaz. Bir Ağır Ceza Hâkiminin deyimiyle  “Suçluyu kazırsanız, altından insan çıkar”)
(- Ölüm Orucu tasvip etmediğim bir yöntem.)