Sıkıntılı Bekleyiş Ak Parti Kapatılacak mı, Kapatılmayacak mı? Ergenekon Nereye Kadar?

Yazar: 
İlhan Öztürk
Köşe: 
Haber Yorum

Türkiye'de olup bitenler, burada başlayıp, burada sonlanmıyor. Her seferinde bir de dışarıya bakmamız gerekiyor. İhtilaller, muhtıralar ve darbeler yalnızca iç meselelerimizden doğmuyor. Gözler her seferinde okyanus ötesine çevriliyor. ABD birkaç planından biriyle karşımıza çıkıyor, şaşırtan sonuçlarla karşılaşıyoruz.
Şimdi de böyle bir durum var. ABD’de bir grup AK Parti ve hükümetinden memnun değil. Bir şekilde iktidardan uzaklaştırmak istiyor. İçerde zaten ellerini ovuşturarak bekleyenler var. Otuz seçim olsa iktidara gelemeyecek bir ana muhalefetimiz var. Ayrıca yıllar içinde devlet içinde kümelenmiş ve iktidar odağı olmuş oligarşik gruplar var. Birlikte şimdiye kadar elde ettikleri tüm kazanımları kaybetme korkusunu yaşıyorlar. AK Partinin de biraz hizaya getirilme ihtiyacı var. Dış izinle harekât başlıyor. Önce ABD’de toplantılar ve senaryolar hazırlanıyor. Sonra da Türkiye’de uygulamaya geçiliyor.
Ancak ABD’de ikinci bir “taraf” daha var. Onlar dünya düzeninin paranın hâkimiyeti ile gerçekleşmesi düşüncesinde olanlar. Kısaca küresel sermaye deniliyor. Türkiye’de yapılacak operasyonun, kendilerinin lehine olmayacağını düşünüyorlar. Bu plan Türkiye’yi küresel sermayeden koparabilir. Oysa AK Parti ekonomiyi, küresel ekonomiye bütünleştirdiği için onların desteğine sahip. Onlara göre, AK Parti bu süreçte yeterince ehlileştirilmiş olduğuna göre kurban edilemez. Saldırılar durdurulmalıdır. Harekete geçilmelidir.
 

Şimdi son günlerde “Taraf” gazetesinin pozisyonuna ve olaylara bir bakalım:
Önce ABD’deki vahim senaryoyu ortaya çıkaran bir yazar Türkiye’ye dönüyor ve kendisi gibi düşünenlerle birlikte bir gazete çıkarıyor. Gazete attığı manşetler, haberler, yorumlar ve belgelerle diğer tarafı hayli yıpratıyor.
Ardından Derviş apar topar getiriliyor. AK Partililer bile kendilerine karşı bir komplo için geldiğini sanıyorlar. Oysa aksine, o karşı tarafın harekete geçirdiği bir isim. Toplantıda daha önce başka tarafın ekmeğine yağ süren derneğin yetkilileri kendileri için hiç de kolay olmayan bir dönüş ifadesi taşıyan konuşmalarını titreyerek ve terleyerek okuyorlar. Yeni Anayasadan bahsediyorlar. AK partililer bunu da doğru okuyamıyorlar ve karşı çıkıyorlar. Neredeyse kendilerinin korkularından rafa kaldırdıkları yeni anayasa düşüncesi, eldeki tek çıkış yolu ve bunu önerenler şimdiye kadar pek kan uyuşması bulunmayan bir kesim ve AK Parti bunu es geçiyor. Herhalde akıl tutulması bu olsa gerek.
Sonra “Taraf”ın haberine çok önemli iki destek geliyor. Hürriyetten Ertuğrul Özkök ve Milliyetten Derya Sazak birbirine benzeyen ifadelerle ilk defa askeriye cephesine karşı ifadeler kullanıyorlar. ABD dışişleri Bakanı ve AB yetkilileri söylemlerini sertleştiriyorlar. ABD’de demokrat bir iktidarın ayak sesleri de belirginleşiyor. Sanki çılgınların son girişimleri çok ilgi çekmiyor ya da taraftar bulmuyor.
İçerde kime sorsanız, parti kapanacak derken, yavaş yavaş durum değişmeye başlıyor. Özellikle Ergenekon soruşturması ve iddianamesi hiç de olağan olmayan bir dönemi yaşadığımıza dikkat çekiyor. Partiyi kapatmaya çok hevesli görünenler birdenbire darbecilerle ve çetelerle yan yana düşme korkusu yaşıyorlar. İki dava birbirinin alternatifi olmadığı halde öyle göstermeye çalışanları sıkıntıya sokacak bir sonuç çıkması muhtemel görünüyor. Gerçi CHP’liler Ergenekon oluşumunu onaylıyor ve terör örgütü olmadığını iddia ediyorlar. Tıpkı DTP’nin PKK konusundaki tavrına benzer bir tutum sergiliyorlar. Ancak herkes CHP’liler gibi pervasız değil. İddialar artık sahiplenme boyutlarının ötesine geçmiş bulunuyor. Yargıda ve bürokraside yer alanlar böyle bir suç örgütü ile birlikte anılmaktan çekiniyorlar. Medyadaki hızlı destekçiler bile araya mesafe koyma ihtiyacı hissediyorlar.
Anayasa Mahkemesi raportörünün mütalaası, partinin kapatılmaması yönünde. Ancak Anayasa mahkemesi üyeleri bu raporlara göre hareket etmediklerini daha önce gösterdiler. Tam tersi karar verebiliyorlar. Kısa süre önce açıklanan HAKPAR davasının gerekçeleri, nesnel ve her dava için geçerli ise AK Partiyi kapatmama gerekçeleri olarak da okunabilir. Ayrıca eski Genelkurmay Başkanının yapmış olduğu açıklamalar TSK içinde tek yönlü bir görüşün olmadığını anlatabilir. Emekli generallerin tutuklanması ve bunların hukuk içinde meşru olarak algılanması da bir işaret sayılabilir.
Ergenekon davası içinde darbe günlüklerinin bulunmaması, tıpkı Şemdinli’de olduğu gibi bir mutabakatın sonucu mu? Parti kapatma, Ergenekon davaları böyle bir mutabakatın sonuçlarına göre mi şekillenecek? Bütün bunlar diğer “taraf”ın harekete geçtiğini gösteriyor mu?
 Hâlâ AK Parti kapatılacak ve bir devir sona erecek diyenler varsa elbette onların da bir bildikleri vardır. Böyle bir tarafın olduğunu zaten kimse inkâr da etmiyor. Bakalım hangi tarafın dediği olacak?
Dergimizin bu sayısı yayımlandığında, tarih olarak her iki davada da önemli gelişmeler olabilir. Ancak yeni sayımızda net bilgiler ve sonuçlarla daha iyi bir değerlendirme yapabiliriz.
 
 
ERGENEKON NEREYE KADAR?
 
Ergenekon terör örgütü ile ilgili iddialar ve bu iddialar çerçevesinde yürütülen tartışmalar bu ayın en dikkat çekici konusu oldu. Daha uzun süre de tartışılacağa benziyor. Bu yazıyı yazdığımızda henüz mahkeme iddianameyi kabul etmemişti, incelemesi sürüyordu. Bu kadar tartışma, rüzgârın esintisiyle çiseleyen bilgiler üzerinde yapıldı.
Biz benzer araştırma ve iddiaların başına gelenleri bildiğimiz için biraz ihtiyat payı bırakmak niyetindeyiz. Bu konuda önümüzdeki sayımızda daha net bir yorum yapmayı umuyoruz. Daha önce Susurluk ve Şemdinli konularında hayal kırıklıkları yaşamış bir kamuoyunu yeni heyecanlara sürükledikten sonra, aynı sonuca katlanmak zorunda bırakmak gibi bir potansiyel var. Davanın bir duvara dayanması ve ötesini karanlıkta bırakıp, kapanması ihtimali ürkütücü.
Bu konuda bizim yaşadıklarımız, ülkemizin geçirdiği badireler, failleri bulunamamış cinayetler, ne olduğu belirsiz terör örgütleri, uğruna canlar verdiğimiz, ekmeğimizin bir parçasını bölüp, güvenlik için yoksulluğa razı olduğumuz karanlık yıllar, bir çırpıda aydınlanacak mı? Bir daha yaşamak istemediğimiz o meşum olaylar hiçbir şey olmamış gibi yine devam edecek mi? Hesap sorulamayanlardan hesap sorulabilecek mi?
Adı ister Ergenekon isterse başka bir şey olsun, var olduğunu hepimizin bildiği bu kirli ve eli kanlı yapılanma konusunda nereye kadar gidilebilecek?