Sohbeti Bitirmek Ya da Muhaver-i Tebâbüliye

Yazar: 
Nuri Ercan
Köşe: 
İmbik

Doğduğunda ağlayarak dünyaya gözlerini açan insanoğlu, dünyaya veda ederken de bir şeyler konuşarak, ya da konuşmaya azmederek gözlerini kapar. Konuşmak, meramını anlatmaya gayret etmek insanın en belli başlı özelliğidir. Konuşmak, kendini ifade etmenin en mükemmel ve en son sistematik yoludur.
Konuşamayan, kendisinde konuşma kabiliyeti yok olmuş insanlar bile yine de bir takım işaretlerle konuşurlar. Meram anlatacak, kendini ifade edecek kelimeleri farklı harf ve telaffuzlardan oluşan insanlar bile bu isteklerini ima ve işaretlerle yerine getirebilmektedirler. Hatta bütün vücudu felç olmuş, sadece sol göz kapağını hareket ettirebilen bir insan gözkapağı ile konuşarak zihninden geçenleri yanındakilerle paylaşabiliyor.
Kuşdili ile konuşanlar olduğu gibi, ıslıkla, evet evet ıslıkla bile anlaşabilen kişileri gözlerinizle görebilirsiniz.
İlk kelimeleri öğrenen ve bu kelimelerle konuşabilen ilk kişi Hz. Âdem olmuştur. Belki de konuşurken elde ettiğimiz bir takım jest ve mimikler ta babamız Âdem’e dayanmaktadır. Şu anda bile Havva annemizin kullandığı kelimeleri belki de hiç değiştirmeden aynen onun gibi telaffuz ederek dile getirdiğimizi bilmek gerçekten ilginç olmalı.

 
Konuşma ilk insanla başladı, binyıllar geçmesine rağmen önemini hiç kaybetmedi. Peygamberler, Allah’ın cümlelerini, konuşarak naklettiler insanlığa… Krallar, imparatorlar konuşarak tebaasını yönetti. İnsanları konuşarak etkileyenlere “hatip” denilmiş ve meşhur hatipler tarihteki yerlerini almışlardır.
Konuşmakla ilgili birçok gelenek, âdet, şekil, sanat ve metot oluşmuştur. Bunlardan yüzde yüz bize ait olan ve hâlâ da din eğitimimizde metot olarak çok önemli bir yer işgal eden sohbet, dostluğun, arkadaşlığın ve muhabbetin nasıl yapılacağını insanlığa göstermiştir.
Şiir de bir tür zihin konuşması olsa gerek. Nice şairler, kendileri başka bir âlemde olmalarına rağmen, şiirleri ile hâlâ insanlarla konuşmaktadırlar.
Konuşma ihtiyacımızı, harflerden oluşmuş kelimeleri yan yana getirerek gideririz. Sevgimizi, gönlümüzün tercümanı dilimizle ve hançeremizin ses tellerine dokunması ile anlatırız sevdiğimize. Kur’an okuyarak Rabbimizle konuşmuş oluruz. Yaradan’a yakarmamız hislerle karışık gözyaşları eşliğinde terennüm edilen gizli konuşma cümleleri ile vücut bulur.
Bazen kızarak konuşuruz, bağırırız, bu “haykırma” olur. Bazen içimizden konuşuruz, bu “düşünme” olur. Gizli konuşuruz bu “fısıltı” olur. Soru sorarız, konuşarak. Cevap veririz, konuşarak. Selam veririz konuşarak.
Hitaplarımız konuşmayla muhataba ulaşır. Türküler söyleyip, geçmişle konuşmuş oluruz. Şarkılar mırıldanıp, hayallerimizi konuşmuş oluruz. Ezgiler, ilâhîler söyleyip ruhumuza nutuk çekmiş oluruz.
Fazla uzatmayalım, “insan, konuşan canlıdır” demişler zaten. Bize düşen konuşmanın, sohbetin mahremiyetine halel getirmemektir. Gelin görün ki, insan konuşma kabiliyetini yitiriyor. “Konuşma” bozuluyor, niteliklerini kaybediyor veya “konuşmanın” hakkı verilemiyor. “Sohbet” toplum içindeki yerini sessizliğe terk ediyor.
Dertleşmeler, yarenlik etmeler, azaldığı için intiharlar, akıl hastalıkları çoğalmaktadır. Vatandaşlar gittikçe derdini açacak anne-babalar, kardeşler, arkadaşlar, meslektaşlar bulmakta zorlanmaktadırlar. Ayıplanma korkusu, kendine güven eksikliği ve bencillik, yalnızlığı olağanlaştırmaktadır. Fizikî bir donanım eksikliği değil insanın konuşma kabiliyetini yok etmekte olan. Tersine insan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kendini, fizikî özelliklerini iyi tanımakta ve kullanabilmektedir. İnsanın konuşma istidadını tüketen, sohbeti bitiren, başka insanların hırsları ve insanın kendini yekdiğerlerinden müstağni kılmasıdır.
Seyretme eğilimi, dinleme ameliyesinin önüne geçti çağımızda. Seyreden falanların sayısı, dinleyen feşmekanların sayısını kat kat aşmış durumda. Sohbet tek kişinin kendi kendine gerçekleştireceği bir konuşma değildir. Teknoloji, konuşan tek varlık olan insanı kendine râm ettikçe, insan sessizleşmekte kabuğuna çekilmekte, kendi zevklerine yönelmektedir. Kendi zevkleri ile baş başa bir hayat yönelimi kişileri, başkalarını düşünemez hâle dönüştürmektedir.
Toplumda uydurulan sahte statü ve roller nedeniyle fertler daima kendilerini isbata zorlanmaktadır. Kendini ispat ederken insanların ihtiyaç duyduğu en son sıradaki özellik, güzel haslet olmaktadır. Bu sebeple güzel hasletlerle donanmış insan sayısı da azalmaktadır. Diğerkâm, cömert, fedakâr, hoşsohbet, insanlar içtimaî mevkilerini günbegün kaybetmektedirler. Kendini seven, kendinden başka gerçek kabul etmekte zorlanan kişiler diğerleri ile kendinden başka ne konuşabilir ki!
Ufku daralmış, misyonu olmayan, ilgi alanı sadece nefsi olmuş sıradan tanıdıklarınızla saatlerce konuşsanız bile sizle en fazla kaç kelimeyle konuşabilirler ki! Oysa “sohbet”i devam ettiren en önemli zenginlik kelime hazinesidir. Öbür taraftan insanlarla konuşmaya ve dinlemeye ihtiyaç hissetmek de önemlidir. Zihni meşgul eden meseleler yoksa ya da paylaşacak kadar önemi haiz değilse konuşmaya ne hacet!
Öte dünya anlayışı zedelendikçe ahirete olan inanç zayıflamaktadır. Buna karşılık, dünyevîleşme dikkat çekici bir biçimde hepimizi kuşatmaktadır. Dünyamız, hırslarımız, ihtiyaçlarımız, zevklerimiz kadar küçülmüştür. Sonuçta dünyadan da ölüme kadar olan süre hakkında mevzu-ı bahis edebilirsiniz.
Tecrübelerimizin yetersizliği de gelecek nesillere nasihat edebilecek cesareti vermemektedir. Sıradan hayatlar örnekler üretemiyor, bu yüzden örnek almak için gerekli ortamları oluşturamıyoruz. Ve örnek almak için konuşma, dinleme ihtiyacı yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.
Geleceğe, “Ebedî Geleceğe” yönelik söz söyleme ve söz dinleme zaruretini bertaraf etme gayretleri oldukça fazla. Geleceğe yönelik olmayan, ama çok zevkli zannettiğimiz sohbetler, eften püften, ceviz kabuğunu doldurmayan meselelerin evrilip çevrilmesinden ibaret. Bu ise sohbetin randımanını yok etmektedir.
Günlük hayatta insan en az konuşarak hayatını idame ettirmeye gayret ediyor. Bunu sevap olduğu için yapıyor değildir. İnsanların eksiklerini yüzlerine vuran, dilleri pabuç gibi uzamış zavallılar ise türedikçe türüyor.
Camilerimiz, vakıflarımız, derneklerimiz ve müesseslerimizde, insana ebedî saadet yollarını zihinlere nakşeden dersler ve sohbetlerin adedi, eskisine nazaran nerdeyse bir elin parmak sayısı kadardır.
Bir konuşma ve dinleme adabını bile yeni nesillere aktarabildiğimizi söyleyebilmek oldukça zor. Eşimizle, çocuklarımızla, sıradan konuşmalarımız dışında evimizde sıcak sohbet ortamları oluşturamıyoruz.
Arkadaşımızın derdini sorarken, onu kırmadan bunu gerçekleştirecek donanımlara sahip olabildiğimize inancımız gittikçe zayıflıyor. Yaşadığımız mahallerde ilmine, ameline, sohbetine değer vereceğimiz şahsiyetler yerine psikologlardan medet bekler hâle geliyoruz.
Bir akşam, bir dostla sohbet etmek yerine televizyon karşısında dilsiz robotlar gibi oturmayı yeğliyoruz. Veya arkadaşımızla birlikte uyduruk dizilerden bir şeyler alamayacağımızı bile bile gözümüzü televizyona dikiyoruz. İnternet ile hiç konuşmadan, tepki vermeden bir şeyler elde ederken neler kaybettiğimizin farkında bile olamıyoruz. Çocuklarımız, arkadaşlarıyla internet marifetiyle “çetleşme”lerine “konuşma” diyorlar.
Yanı başımızda gördüğümüz yanlışlara ses çıkartmıyoruz. Önceleri dilimizin ucuna gelen “hakikat cümleleri”, şimdilerde zihnimizde asılı kalıyor. Yakınımızda işlenen cürümlerin sebeplerini ve mahiyetlerini cürüm sahiplerine ifade etmekten çekiniyoruz.
Elhasıl hayatımızda birçok şeyi tükettiğimiz gibi sohbeti, konuşmayı tüketiyoruz. Belki de konuşma tamamen ortadan kalkmayacak ama korkarım ki, herkes “muhavere-i tebâbüliye”yi andırır bir şekilde birbiriyle konuşacak.
 Böylece konuşa konuşa anlaşmak yerine; vuruşa vuruşa, dövüşe dövüşe, hasımlaşa hasımlaşa, sırt dönerek, kin besleyerek, nefret ederek, surat asarak, anlaşma tek çare olarak kalacak! (Allah Muhafaza)
 

  • Babillilerin konuşmaları: Hz. Nuh’un torunları, Allah’a şirk koşmak maksadıyla gökyüzüne tırmanmak için Babil Kulesini inşa ederken Allah Teâlâ onların dillerini değiştirmiş. Hiç biri diğerinin ne söylediğini anlamaz hâle gelmiş. O zamandan beri her kafadan bir sesin çıktığı, konuşurken meclis adabının çiğnendiği, seslerin uğultuya dönüştüğü konuşma ortamlarına bu ad verilir olmuş.