Nesli Korumak
Rabbimizin ana babaya yüklediği en önemli sorumluluklardan biri de nesillerine sahip olmalarıdır. Genç nesillerin ifsadının bütün boyutları ile ileri seviyede gerçekleştirildiği günümüzde, onların imanının, ahlakının, aklının, ruhunun ve bedeninin korunup kollanması bir kat daha ehemmiyet kazanmaktadır.
İns ve cin şeytanlar, Allah’ın yolu üzerine durmuş, bütün araç ve gereçlerini kullanarak nesli Allah’ın yolundan alıkoymaya çalışmaktadır. Ahlaksız yayın yapan dergi, gazete, radyo, televizyon da sınır tanımaz ahlaksızlığı ile internet de genç neslin ifsadında en etkin araçların başında gelmektedir.
Dr. Alexis Carrel, “İnsan Bu Meçhul” kitabında diyor ki:
“Cinsel ifrazla ilgili guddeler harekete geçince, ifraz ettiği bir çeşit madde, kanla birlikte beyne hücum eder de beynin bazı merkezlerini uyuşturur ve bu sebeple insan berrak şekilde düşünemez olur.”
Sürekli cinsel konularla haşır neşir olmanın, gençlerin akıllarını dumura uğratması yanında onları sapkınlaştıran pek çok olumsuzlukları da vardır. Sosyal eğitimcilerin tespitine göre, öğrencilerin başarısızlıklarının önemli nedenlerinden biri de derslerinden çok cinsel konularla meşgul olmalarıdır.
Bunun için sorumluluk taşıyan ana, baba ve eğitimcilerin gençleri ahlak dışı cinsel konulardan uzak tutmaya çalışmaları gerekmektedir. Gençlerin kafasına ve kalbine, şeref, haysiyet, kişilik, yüksek ahlak ve faziletler yerleştirip Allah korkusu ve sevgisiyle süslemeleri gerekmektedir.
Nitekim Rabbimiz bu hususta kullarını uyararak:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun!” (Tahrim 6) buyurmuştur.
Ayet-i celileden anlaşıldığına göre sadece iman etmek cehennem ateşinden kurtulmak için yeterli değildir. İmanla birlikte, ibadetlerimizde, ahlakımızda ve sosyal münasebetlerimizde de İslam ahkâmına uymak zorundayız. Ancak bu şekilde nefsimizi ve neslimizi koruyabiliriz.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, neslimize sahip çıkmamız gerektiğini bize şöyle haber vermekte:
“Koca kendi ailesi içinde bir çobandır. Koruyup güttüğünden sorumludur. Kadın kocasının evinde bir koruyucu çobandır ve koruyup güttüğü şeylerden sorumludur.” (Buharî, Müslim)
Bugün aç kurtların bile sürüye veremeyeceği zararı, köşe başlarını tutmuş çakallar nesillerimize vermekte; onları içki, kumar, fuhuş, uyuşturucu tuzakları ile avlayarak hem dünyalarını hem de ahiretlerini helak etmektedirler. Allah’tan korkup çocuklarımıza sahip çıkmalıyız.
Artık “saldım çayıra Mevlam kayıra” anlayışını terk edip, işte, okulda, çarşıda, pazarda ne yaptıklarından haberdar olarak onlara sahip çıkmalıyız. Daha sonra ahlar vahlar işe yaramamaktadır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz nesle sahip çıkmanın yollarından birini bize şu şekilde haber vermektedir:
“Hiçbir baba çocuğuna güzel edepten daha üstün bir şey bağışlayamaz.”
Bugünün maneviyattan uzak gençlerine bu mübarek sözü söylediğinizde vereceği cevabı söyleyeyim: “Edep karın doyurmuyor ki!” Tabii sadece gençliği suçlamak kolaycılık olur; onları yetiştirenler nasıl yetiştiriyor ona bakmalı.
Bir adam Hz. Ömer radıyallahu anha gelerek, oğlunun serkeşliğinden, ana babasına karşı geldiğinden şikayette bulundu. Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh onun oğlunu huzuruna getirtip ana babasının haklarına riayet hususunda uyardı. Bunun üzerine çocuk:
“Ya Emira’l-mü’minin, çocuğun ana babası üzerinde hakkı yok mudur?” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Evet vardır” diye cevap verince çocuk “onlar nelerdir?” diye sordu. Ömer radıyallahu anh şöyle cevap verdi:
“Evlenirken anasını araştırıp seçmesi, çocuğu doğunca ona güzel bir isim koyması ve Allah’ın kitabını ona öğretmesi, bu haklardandır.” Çocuk bunları dinledikten sonra dedi ki:
“Ya Emira’l-müminin! Doğrusu babam bunlardan hiçbirisini yerine getirmemiştir. Annem mecusî olan zenci bir kadındır. Benim ismimi Cual, yani “kara böcek” koymuş ve Allah’ın kitabını da bana öğretmemiştir.”
Bu sözler üzerine Ömer radıyallahu anh o adama dönerek dedi ki:
“Be adam bana gelip oğlunun serkeşliğinden, ana-babasına asi olduğundan şikâyet ediyorsun; oysa ondan önce sen ona asi olmuş haklarını çiğnemişsin. O sana kötülük etmeden sen ona kötülükte bulunmuşsun.”
Bu olaydan da anlaşılmaktadır ki neslin korunması ta eş seçimine kadar dayanmaktadır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin evlilikle ilgili tavsiyeleri de bu hususu açıkça ortaya koymaktadır:
“Kadın dört özelliğinden dolayı nikâh edilir, malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanını seç ki huzur bulasın.” (Buharî- Müslim)
- Hadra-i dimen’den sakının!
Bunun üzerine soruldu:
-Hadra-i dimen nedir ya Rasulallah? Cevap verdi:
- Çöplükte yetişen güzel kadın! (Darekutnî)
“Nutfeleriniz için araştırıp seçin (uygun ve denk, nezih kadınlar bulun). Çünkü soy ve kan çok hilekâr ve aldatıcıdır.” (İbn-i Mace)
Bu ve benzeri pek çok hadis-i şerif de göstermektedir ki neslin korunmasındaki önemli hususlardan biri de saliha eş seçimidir. Aynı husus bayanların eş seçimi için de geçerlidir.
İşte bu Kur’anî ve nebevî ölçüler dâhilinde kurulan aile yuvası, eşlerin de birbirlerinin hak ve hukukuna riayetiyle, cennet bahçelerine dönüşür. Burada yetişen güller de bu bahçenin nadide süsleri olur.
Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Her çocuk fıtrat üzerine doğar. Sonra ana-babası ya onun yahudileştirir, ya hıristiyanlaştırır ya da mecusîleştirir.” (Buharî) buyurarak çocuğu, yetiştiği ailenin kendi boyasıyla boyadığını bildirmektedir.
İmam Gazali de:
“Çocuk ana-babası yanında bir emanettir. Temiz kalbi nefis bir cevherdir. Hayra yöneltilip alıştırılırsa hayır üzere gelişir, dünya ve ahirette mutlu olur. Çocuk şerre alıştırılır, onu adet edinir ve hayvanlar gibi ihmal edilirse azıp sapıtır ve yok olup gider. Çocuğun korunması iyi edep ve terbiye verilmesiyle, ahlakının güzelleştirilmesiyle, güzel ahlak örnekleri işlenmekle gerçekleşir” der.
Aile yuvası İslamî temeller üzerine bina edilmez, ana baba birbirinin hak, hukukuna riayet etmezlerse o ailede huzur ve sükûn olmaz. Burada yetişen çocuklardan da hayır gelmez. Allah celle celaluh bize evlada karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen ana-babaların akıbetlerini haber vermektedir.
“O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. O gün herkes kendi derdine düşer.” (Abese 34-37)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, evlatların ana-babalarını Allah celle celaluha şikâyetlerinden dolayı ana-babaların evlatlarından kaçacaklarını haber vermektedir.
Evlatların korunmasında önemle üzerinde durulması gereken hususlardan biri de kötü arkadaştır. Bilhassa zayıf inançlı, zayıf iradeli gençlerin kötü ahlaklı kişilerle arkadaşlık ettiklerinde kısa zamanda onların kötü ahlak ve alışkanlıklarını taklide başladıkları bir gerçektir.
İslam, ana-baba ve eğitimcileri, temyiz ve ergenlik çağındaki çocukları murakabeye yöneltmiştir. Ana baba ve eğitimciler, sahip oldukları çocukların kiminle oturup kalktıklarını, kiminle arkadaşlık ettiklerini, nerelere gittiklerini, nerede akşamlayıp nerede sabahladıklarını çok iyi bilip takip etmelidirler. Bunu yaparken de yavrularımıza asıl murakabenin, Allah celle celaluhun murakabesi olduğunu, hiçbirimizin O’nun denetim ve gözetiminden uzak kalamayacağımızı, dolayısıyla söz fiil ve hareketlerimizin Allah celle celaluhun rızasına uygun olması gerektiğini de öğretmeliyiz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Çocuklarınıza ilk söz olarak LA İLAHE İLLALLAH = Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur, kelimelerini öğretin.” (Hâkim)
“Allah’a taat üzere amel ediniz. O’na karşı isyandan sakınız. Çocuklarınıza ilâhi buyruklara uymalarını, yasaklardan kaçınmayı emrediniz. Bu hem onları hem sizleri cehennem ateşinden korumaya yöneliktir.” (İbni Cerir)
İmam Gazali, İhya adlı kitabında çocuklara Kur’an-ı Kerim, hadisler, salih kişilerin hayatlarını, sonra da dînî bazı hükümleri öğretmeyi tavsiye etmektedir.
Bedevî bir kadının oğlundaki terbiye, nezaket, güzel söz ve davranışın mükemmelliğini gören bir kişi kadına sorar. Oğlunu nasıl bu kadar güzel yetiştirebildin?
Kadın şu cevabı verir.
- Çocuğum beş yaşını doldurunca onu iyi bir terbiyeciye verdim. O, ona önce Kur’an’ı okutup ezberletti. Sonra yararlı şiirler nakledip öğretti. Kendi milletinin öz değerlerini, iftihar vesilesi geçmişlerini anlatarak çocuğa tarihini ve milletini sevdirdi. Dede ve babalarının güzel eserlerini iyi hasletlerini bir bir sayıp döktü. Çocuk ergenlik çağına girince ona ata binmeyi, ok atmayı talim etti. Kabile ve oymakların arasında dolaştırıp bağırıp çağıranların, inleyip sızlayanların sesini duymasını sağladı.
Nesle sahip olma konusunda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edilen hadislerden şu hususları özetleyebiliriz:
Nesle sahip olmada öncelikle ana babalara büyük sorumluluklar düşmektedir. Çocuklarını İslam ahlakıyla yetiştirmeleri onlara vacip kılınmıştır. Çocuklarını ıslah edip eğrilerini doğrultmak, dünya ve ahiretleri için hayırlı işlere yöneltmek vazifeleridir. Evlatlarına, küçük yaşta, doğruluk, emanet, istikamet, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşmak, büyüklere saygı, misafire ikram, komşuya iyilik etmek hasletlerini kazandırmaya; dillerini kötü sözlerden, hareketlerini kötü davranışlardan sakındırmaya çalışmalıdırlar. Çocuğu bayağı işlerden alıkoyup kötü ahlaktan alakasını kesmeye, kişiliğini, şeref ve itibarını zedeleyen her türlü temayülden uzaklaştırmaya, insanî hasletleri âdet haline getirmesine gayret etmelidirler.
Rabbim inananlara dünyada hayrul-halef, ahirette şefaatçi nesiller yetiştirmeyi nasip etsin.
