Dinsiz Ahlak - Ahlaksız Din
Bir insan düşünün; işinde gücünde, bağırıp çağırmaz, kimseye zararı yok, kimsenin namusuna bakmaz, halim selim biri, bu adama "çok hayâlı, terbiyeli, ahlaklı bir adam" dersiniz değil mi? Ancak bu adam mahallesinde kumar oynansa, meyhane açılsa, fuhuş yapılsa kızmaz, kızı açılıp saçılsa, oğlu sabahlara kadar iğrenç şeyler seyretse, hanımı namaz niyaz bilmese yine sesini çıkarmaz! Siz bu adama yine de ahlaklı der misiniz?
Bu adamın olsa olsa hiçbir şey yapmadan olduğu yerde duran, yaşam alanı daralsa da ses çıkartmayan, eli de dili de olmayan bitkilere benzeyen ahlakı vardır ki ona ot ahlakı desek yeridir.
İnsan, hayvanî duygularının sevkine kendini bırakırsa hayvanlaşır, hayvanî bir ahlakı olur, “hayvanlar gibi yemek, içmek, sevişmek istiyorum” der durur. İnsanlık haysiyeti ise aklı ve iradeyi kullanarak Allah’ın emir ve yasaklarına uymaya bağlıdır. İnsanın hayvanlıktan çıkıp insanlaşması demek, nefsi kontrol etmesi demektir. Tabiatımıza boyun eğdiğimiz nokta hayvanî ahlak yani ahlaksızlık noktasıdır. İnsan olmak hayvanî duyguları meşru dairede kontrol altında tutup akıl ve irade ile yükselmektir. İnsanın nefsini kontrol etmediği yerde de hayırlı işlerin peşindeyken de şeytan her zaman onu iğfal için hazırdır. Şeytan bünyemize ahlaksızlık duygusunu aşılayıp bir tahtakurusu gibi bizi içten içe kemirir, yolumuzun tam orta yerine taş koyup bizi yoldan çıkartmaya çalışır.
Bugün modern toplumun buhranı ne iktisadî, ne idarî, ne de siyasîdir, sadece ahlakîdir. Bugünün çağdaş toplumu ahlakı “boğanın kırmızıyı tanıdığı kadar tanırlar.” Onun için ahlaktan bahseden birini gördüklerinde alaycı bir ifade ile bakarlar, hele bu kişi İslam ahlakından bahsediyorsa deli gömleği giydirirler. Bu ahlaktan nasibi olmayanların gazete manşetlerine bir bakın! Okuduğunuz bir tecavüz haberi ise ballandıra ballandıra anlatırlar ki genç zihinler bulansın, o iğrençlikleri yapamadıklarına hayıflansınlar. Soyguncuları birer dâhi gibi gösterirler, çalabilecekken çalmayana ahmak muamelesi yaparlar; bir sayfalarında bir rezilliği yerer gibi görünürken arka sayfada veya başka gazetelerinde o rezilliğe davetiye çıkarırlar. Modern toplumun içinde ahlak; kargalar içinde zümrüdü anka, düşman askerleri arasında apoletleri sökülmüş ve askerleri tarafından terk edilmiş bir mareşal gibidir.
Ahlak duygusu insana Yaratıcı’nın yüce bir armağanıdır. Ancak bu duygunun yüce bir idealden beslenmesi gerekir. Müslüman için dine dayanmayan bir ahlak anlayışı düşünülemez. Bugünün modern toplumunda menfaati varsa dostuna ihanet ahlaksızlık sayılmaz; iyilik menfaat içindir, fırsatçılık en büyük ahlakî erdemdir. Bu ahlakta mutluluk, zenginleşmekte, çıkar sağlamaktadır. Yaşamak, cinsel ve bedenî arzuları tatmin içindir. Başarı, kazanılan parayla orantılıdır. Modern toplumda Epikür’ün hazcı ahlakı şampiyon ahlaktır. Batı, ahlakını sağlam temellere oturtamamıştır. Bu sebeple hem batıda, hem de onları kör bir şekilde taklit eden diğer ülkelerde (ki bunların içinde İslam ülkeleri de vardır) gün geçtikçe gençliğin cinnetleri, intiharları, boş vermişlikle yaşamaları, buhranları artmaktadır.
Oysa müslüman, Allah’ın iyi dediğine iyi, kötü dediğine kötü demedikçe ahlaklı olamaz. Müslüman, ahlakını Allah’tan alacak ki tüm insanlığa da ahlakın evrensel değerlerini taşıyabilsin ve “sizi insanlar üzerine şahit kıldık” fermanına uymuş olabilsin. O halde cebimiz dolu iken batının ceplerini karıştırmaya gerek yok.
İslam’da ahlak, imanın tezahürü ve meyvesidir. Ahlak, iman esaslarının ihsan boyutunda yaşanarak, İslam’ın hayat düsturları içinde beşerî ve içtimaî hayatta açığa çıkmasıdır. Ahlak ne “benim kalbim temiz…” safsatasına indirgenecek kadar vicdana hapsedilmiş bir teori, ne de iman ve ihsan boyutları olmayan kuru bir amelden ibarettir.
İslam ahlakı beşeri değil, ilâhîdir ve Peygamberimiz de, peygamberlik halkasının sonuncusu olarak, Âdem aleyhisselamdan beri var olan ancak insanlık tarafından unutulan bu ahlakı öğretmek ve tamamlamak için gönderilmiştir.
İslam’da ahlakın gâyesi akıl oyunları ve kuru nazariyeler değil, vahyin ruhunu hayata hayat yapmaktır. Onun için, “Peygamberimizin ahlakı nedir?” diye sorulduğunda Aişe annemiz “O’nun ahlakı Kur’an’dır” buyurmuştur. O yürüyen Kur’an’dı ve vahyi hayatının esası yapmıştı. İslam’ın merkeze aldığı ve damardaki kan gibi hayatın her yerine sirayet eden ahlak anlayışı, batının modern anlayışında kıyıda köşede bile değildir.
İslam ahlakında ahlakın temeli dindir. Dinin özüne uymayan ahlakî değildir. İnsan, şer duygularına karşı mücahede ederek hayra erebilir. Şerre karşı mücahede ve mücadele ise İslam’ın emir ve yasaklarını murakabe ve muhafaza ile mümkündür. Ancak mücahedesi, cevizin kabuğunu yalamaktan ibaret olan kuru bir mukallit olacağı gibi, bâtını İslam’ın zahirine uymayan da muhakkik biri olamaz.
İslam’da ahlakî vazifeler, hazza ermek ve elemlerden kurtulmak için yapılmaz. Ahlakî vazife, Allah’ın emrine, iradesine, rızasına uygun düşen vazifedir. Evet, cennet hoşa gitmeyen (kemâle ermemiş nefsin haz duymadığı) şeylerle, cehennem de nefs-i emmareye hoş gelen şeylerle çevrilidir. Müslümanın “canımın istediği gibi özgürce yaşarım, hayatıma kimse karışamaz” demesi kadar abes söz olamaz.
Bu ahlakî vazifenin kaynağı İslam’da Allah iken, modern düşünce de A. Comte ve Durkheim gibi sosyologlara göre toplumdur. Ahlakın kaynağı Kant’a göre akıl, Rousseau’ya göre vicdandır. Ancak İslam, toplumu da vicdanı da inkâr etmez.
“Kötülük vicdanında sıkıntı veren, içini tırmalayan ve insanların haberdar olmasından endişe ettiğin şeydir.” hadisi bunun işaretidir.
İslam ahlakı kötümser değildir. İnsan Hıristiyanlıktaki gibi aslî günahla doğmaz. O en güzel kıvamda yaratılmıştır; ancak ona kötülüğü de takvası da ilham edilmiştir. Nefsini arındıran felaha erer, onun hilesine aldanan, hevâsına uyan helak olur. Rabbinin makamına varma kaygı ve sorumluluğu taşıyan, hevâsına uymayan cennettedir.
İslam ahlakı fıtrîdir, medenîdir. İnsanın fıtratında olanı inkâr etmez, onu medeniyetten koparıp yabanîleştirmez. İslam’da ruhbanlık, keşişlik yoktur, İslam ahlakı ifrat ve tefritten uzaktır. İslam, insanların inziva hayatı yaşayıp bedenin tabii fıtrî ihtiyaçlarını terk etmeyi yasakladığı gibi haz peşinde koşmayı da yasaklar.
İslam ahlakında bencillik, benmerkezcilik yoktur ama benliğin inkârı da yoktur. Batının pragmatist ahlakı (faydacılık) tamamen ben merkezlidir. Kişisel haz ve menfaatler bunlarda ön plandadır. Oysa yapılan ibadetlerde cennet vaadi ve cehennemden kurtulma faydası güdüldüğü için bunların yapıldığını zannedenler yanılırlar. Bu fayda ahlakî olgunluğa tam erememiş kulun beklentisi olsa da bu umut ne cenneti celb eder, ne korkusu cehennemi kendisinden uzaklaştırabilir. Emre, Allah’ın emri olduğu için itaat edilir. Bununla beraber Allah hiçbir kulu yaptığı itaatle cennete almaya mecbur değildir. Kimse ibadetiyle cennete ulaşamaz, Allah’ın lütuf ve merhameti olmasa sırf amel bizi kurtaramaz. Ancak bu ahlakî prensiplerin fert ve toplumda tezahür eden faydaları ve mutlulukları varsa da bunlar esas gaye değildir. Allah’ın hikmeti neticesi emir ve yasaklardaki mekasıdın tezahürleridir.
İslam’da ahlakî hayat sarp yokuştur, imtihan hayatıdır, emrolunduğun gibi dosdoğru olmaktır. Kayıtsız şartsız maddî, manevî haz ve menfaat gütmeden adam gibi kul olmaktır. Ne bir karşılık ne de bir teşekkür beklemektir. Ahlakın hükümleri herkesi kapsar, umumîdir. Aristokrat ahlakı değildir. Sınıf ayrımı yapmaz. Ölüm gelinceye kadar devam eder, süreklidir.
İslam ahlakında insan sorumludur. İradesinin adamıdır, başıboş değildir. Vazife varsa sorumluluk da vardır. Müftünün fetvasıyla yetinmeyip, içinde sıkıntı duyan, kötülüğü kalbini tırmalayan kişi sorumluluğunun farkındadır.
İslam’da “kötülüğü elle düzeltme” emri, iyiliği güçlü kılmayı müslümanın birinci ödevi kılar. Bu da ahlaklı bir toplum oluşturmayla mümkündür. “Kötülüğü dil ile engelleme” emri, eğitim ve öğretimle erdemli bir toplum oluşturmayı, âlimlerin ve hakkı bilenlerin kötülüğe karşı susmamasını emreder ki kötülüğü elle düzeltebilen bir toplum oluşturabilsin. “Kötülüğe kalben buğz” ise kötülükten nefret şuuru olmakla beraber ahlakî duruşun en zayıfıdır. Zira aktif bir faaliyetten yoksundur ve bir acziyet belirtisidir. Bu hadisten de anlaşılacağı gibi İslam’da ahlak sadece ferdî değil aynı zamanda içtimaîdir. Kötülüğün ferdin hayatında ve toplumda şüyu bulmasına mani olmak ahlakî bir görevdir. Ahlakî sorumluluklarını unutan insan Kur’an’da çok zalim ve çok nankör, cahil sayılmıştır.
















