Ahlaki Fesadın Dünü, Bugünü Ve Sonuçları

Yazar: 
Ahmet Ağmanvermez
Köşe: 
Kapak

Anne-baba katili kızlarımız, delikanlılarımızla, cinnet geçiren evlat ve eş katili babalarımızla, kocasını kaynar suyla haşlayan, çocuklarını asansör boşluklarına atan annelerle birlikte yaşıyoruz. Yan bakmanın, korna çalmanın, lahmacun yiyenleri uyarmanın ve farklı takım taraftarı olmanın cinayet sebebi olduğu bir toplumda hayatta kalmaya, gücümüz yeterse bu vahşeti durdurmaya çalışıyoruz.
Saadet çağına ulaşmış, medeniyet sahibi bir toplum bu hâle nasıl geldi? Neler yapılarak düzelir? Bu yazıda bunları dile getirmeye çalışacağız. 
Fesad ve İfsat
Kelimelerinin Tanımı
Fesat kelimesi, düzensizlik, yolsuzluk, arabozuculuk, çürüme, kokma, sağduyudan ve dengeden sapma adaletten ayrılma anlamlarına gelir.
Kavram olarak, vahyin hükümlerinden saparak nefsine, hevasına tâbi olma halidir. Allah’ın nizamını, sistemini terk ederek, beşerî sistemler ve düzenler kurmaya, Allah’ın emir ve yasaklarını zevk ve çıkarlar doğrultusunda değiştirmeye de fesat diyoruz.
Ayrıca fıtrî ve tabii dengenin bozularak, istikametinden sapma, zararlı hâle gelme anlamlarına da gelir.
Fesadın temelinde, hayattaki dengeyi bozma, yozlaşmaya sebep olma vardır. Bu yozlaşma bazen insanın iç dünyasında, bazen bedeninde, bazen de dünyada olur.

Dînî, ahlakî, kültürel konularda çirkinliklerin, yalan ve yanlışların ilim yerine geçmesine; ekonomide israfın ve şahsî çıkarın ön plana çıkmasına; siyasette zalim ve hak-hukuk tanımayan bir yönetimin hâkim olmasına ve tabiatın dengesini bozacak bütün faaliyetlerin adına da fesat diyoruz. Bu işleri yapanlara Kur’an’ın tabiri ile müfsit (bozguncu) denir. Müfsitler, içlerindeki kargaşa ve terörü dışarıya da yansıtır.
 
 
Islah-Salah-Muslih Kavramları
İfsadın zıddı ıslah; fesadın zıddı salah; müfsidin zıddı ise muslihtir.
Islah, yaratılış gayesine uygun hâle getirmek, bir şeyi düzeltmek, dengelemek anlamlarına gelir. Aynı kökten gelen salih kelimesi, amel-i salih olarak kullanıldığında, imanın güzelliklerinin davranışlara yansıtılması demek olur.
Dînî, ahlakî ve kültürel konularda, iyi ve güzeli yayma, sosyal hayatta barış ve yardımlaşmayı sağlayan işlere de salih amel denilir.
Aynı kökten gelen “sulh” kelimesi İslam kelimesinin kökü olan “silm” gibi “barış” demektir. Sosyal hayatın temeli “sulh”tur. İslam’da savaş ise İslam’ın öngördüğü sulhu bozanlara uygulanan bir yaptırımdır. İslam, ıslahı “sulhu” emreder. Fesadı, bozgunculuğu ve haklı sebeplere dayanmayan savaşı yasaklar. Müslüman ise yeryüzünü ıslah etmeye çalışan, her şey yaratıldığı gibi tertemiz, yerli yerinde ve düzen içerisinde olsun diye çaba sarfeden muslihlerdir.
 
Ahlakî Fesat ve Sonuçları
İnsanın yaratılıştan getirdiği huyları ile sonradan eğitim yolu ile kazandığı davranışlarının bütününe ahlak diyoruz. Bu sebeple, karakter, şahsiyet, soyaçekim ve eğitim, ortaklaşa kişinin ahlakını ortaya çıkarır. İyi ahlak, kötü ahlak bu malzemelerin bir ürünüdür. Ahlakımız ise, bütün niyet söz ve davranışlarımıza mührünü vurur.
Ahlaklı olmak günlük hayatımızın tamamını kuşatır. Ahlak bozukluğu ise sapmaların tamamıdır. Sözgelimi, büyükler-küçükler; karşıt cinsler arasındaki çarpık davranışlar; siyaset, ticaret, komşuluk, arkadaşlık ilişkilerindeki ilkesizlik, sistemin İslam dışı eğitimi, faydacı fırsatçı fertler yetiştiriyor. Hedefe ulaşmak için her yolu mubah gören makyevelist tipler, şahsî çıkarı için toplumun zararını hesap etmeyen pragmatistler türüyor. Şahsiyetsiz, kimliksiz, yağcı, omurgasız insanlar, kendileri gibi idareciler seçiyor. Böylece fertlerdeki, ahlakî fesat, toplumun fesadını da hazırlıyor. Neticede ilâhî azap ile toplum arasındaki engel de ortadan kalkıyor.
Ahlaklı insan tutarlıdır. Esen rüzgâra göre rotasını değiştirmez. Dün savunduğu doğru ise bugün de onu savunur. Kendisi için mücadelesini verdiği, savunduğu şeyin başkaları için de mücadelesini verir. Aksi halde dün dündür, bugün bugündür diyen tiplerden hiç kurtulamayız.
 
Fesatçı Toplumlar veya
Toplumun Fesadı
Dünya bizler için bir imtihan yeri. Önümüzde ıslah ve ifsat gibi iki seçenekli bir yol var. Allah’ın rızasına uygun bir tercihle dünya hayatında adaleti hak ve hukuku tesise çalışma toplumu ıslah eder. Dünya ve ahirette kurtuluşa erme, felah bu yoldadır.
Heva ve heveslerini, şahsî çıkarlarını, nefsî zevklerini, makam ve mevkilerini ilah edinen, bütün hesaplarını dünya için yapanlar ise fesadın başlıca kaynağı olan müfsitlerdir.
Kur’an, ıslahı, düzeni, huzur ve barışı tevhid esasına bağlamış, şirk koşmayı ise en büyük fesat saymıştır. Enbiya suresi 22. ayette:
“Eğer gökte ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, muhakkak fesada uğrarlardı.” buyrularak fesadın sebebi tevhidden uzaklaşıp, şirke bulaşma olarak gösterilmiştir.
Tabiatta, sosyal hayatta güç yetiremedikleri işleri Allah’a havale ederken, emir ve yasak koyma, sosyal, ferdî ve aile hayatı ile ilgili Allah’ın kanunlarını görmezden gelen, hatta düşman kesilen insanlar, kendilerini de, aileyi de, toplumu da fesada uğratmışlardır. Anarşi ve terörün ilk kurbanları da kendileri olmuşlardır.
Sosyal hayattaki fesat ve kokuşma, tabiata ve canlılar âlemine de yansımıştır. Bozguncuların el uzatamadığı yerlerde, sulh ve sükûn hâkimdir. Düzen ve denge vardır. Allah’ın dışında ilahlar edinen ve insan sayısından çok ilahların, rablerin söz sahibi olduğu toplumlarda fesat kaçınılmaz bir sonuçtur.
Tevbe suresi 28. ayette:
“Ey iman edenler, müşrikler ancak (necis) pisliktir.” buyruluyor.
İman dairesinden çıkan, düşüncelerine, ahlak ve davranışlarına şirk pisliğini bulaştıranlar, kendileri ile birlikte dünyayı da kirletmişlerdir. Bu gerçeği kabul de etmezler. Allah Teala münafıkları şöyle tanıtıyor:
“İnsanlardan mümin olmadıkları halde Allah’a ve ahiret gününe inandık diyenler vardır. Allah’ı ve iman edenleri kandırmaya çalışırlar. Ama farkında olmadan yalnızca kendilerini kandırırlar. Kalplerinde hastalık vardır. Kendilerine “yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiği zaman, “biz ancak ıslah edicileriz” derler. Dikkat edin esas fesat çıkarıcı onlardır. Fakat şuurunda değillerdir.” (Bakara 8-11)
İlk insanın imanı gibi tabiat da temizdi. Karalar, havalar, sular müminin imanı gibi pırıl pırıldı. İman ve ahlakın bozulması ile insanların namuslarını, canlarını, maddî-manevî değerlerini paraya, menfaate çeviren insanlar ve devletler türedi. Kendilerini kurtarıcı ilan eden insanların elinde dünya, kendi neslini kurutan canavarların hâkimiyetine girdi.
“Akrebin kimseye kini yoktur. Ancak sokması fıtratının gereğidir” sözü akreple dost ve yakın olunmasını gerektirmez. Din düşmanı, ahlaksız birisi bir yere yönetici yapılırsa fıtratının gereği, küfür zehri ile çevresini zehirleyecektir. Ağızları ile inandığını söyleyen, küfür pisliğini içine saklayan dînî ve siyasî münafıklara özellikle dikkat etmemiz gerekiyor.
Mümin suresi 26 ve devam eden ayetlerinde Firavun kendisini ıslah edici, Hz. Musa’yı fesatçı ilan ediyor. Peygamberi öldürerek, gelen vahyi yok ederek yeryüzünü fesattan kurtaracağını söylüyor.
Bakara 251’de buyrulduğu gibi yüce Rabbimiz lütfu gereği, Firavun ve benzerlerinin fesadını bazen müminler, bazen de imansızlar ile def ederek ilâhî nizamı dengeliyor:
“İnsanlardan bir kısmının fesadı diğerleri ile engellenmeseydi, yeryüzü düzeni altüst olurdu.”
 
Fesat Çeşitleri
İnsan Haklarını İhlal: İnsanı değersiz görme, hak ve kazanımlarını yok sayma, sömürü ve dayatmalarla yapılan ihlale denir. Maide 32’de bir insanı öldürmenin bütün insanları öldürme demek olduğu, Bakara 204 ve 205’te ise fesatçıların işbaşına geçtiklerinde ortalığı fesada verdikleri, nesilleri ve ekinleri tahrip ettikleri anlatılır.
Kasas 4. ayette ise Firavun’un insanları sınıflara ayırarak bir sömürü düzeni kurduğundan bahsedilir. Zalim güçler, böl parçala yönet anlayışını firavundan alarak günümüze kadar getirmişlerdir. Sûni ayırımlarla insanlar ırklara, renklere, ideolojilere, cinsiyetlere, statülere ayrılmış, bir kısmı putlu ve mutlu azınlık rolünü üstlenerek insanların bütün değerlerini sömürmüşlerdir.
İnsan hakları savunuculuğunu, bilimi, teknolojiyi, ekonomi, politika, düşünce özgürlüğü gibi konuları ellerinde silah olarak kullanmışlardır. Kendi kontrollerindeki medyayı ise çevik kuvvet vurucu güç olarak ellerinde tutmuşlar, güçlerine güç katmışlardır. En küçük bir karşı hareketi anında bastırmış, toplu katliamlar yapmışlardır.
 
Salihlerin Görevleri
Müslümanlar ümitsizliğe düşmeden Allah’ın yardımı ile fesatçılarla mücadele edecektir. Önce nefsini fesattan kurtaracak, yakından uzağa ilkesi ile peygamberlerin miras bıraktığı tebliğ görevine devam edecek; zalimlere boyun eğmeyecek (Kasas 19), müminlerin aralarını düzeltecek (Hucurat 10), iyiliği emredip kötülükten sakındıracak(Âl-i İmran 103-110 ve 114) içinde bulunan fıtrat güzelliklerini bozmayacaktır (Rad 11, Enfal53).
 
Fesatçıların Cezası
“Allah, (muslih) düzeltici ve (müfsid) bozguncuyu bilir.” (Bakara 220)
“Allah, ahdini bozan, fesat çıkaranlara lanet eder, yardımını keser.” (Rad 25)
“Fesatçılar cezalarını dünyada iken de görürler.” (Rum 41)
Tarih boyunca pek çok topluluk fesat çıkarmalarının sonucunda dünyevî belalara uğramış, helak olmuşlardır. Yahudilerin tarih boyunca çıkardıkları fitne ve fesadın sonucunda defalarca bela ve musibetlere uğramaları, sonuçta domuzlar ve maymunlar haline gelmeleri Kur’an’da anlatılır.
Hz. Nuh’u dinlemeyen, sapıklıkla suçlayan zalimler tufanla helak oldu (Araf 64).
Hz. Hud’un ikazını dinlemeyen, Allah’ın elçisini beyinsizlikle suçlayan Ad kavminin kökü kesildi (Araf 72).
Hz. Salih’e inanmayan, kayadan deve çıkarma istekleri gerçekleştiği halde deveyi zalimce katleden Semud kavmi de helak oldu (Araf 78).
Yaşadığı dünyayı yaşanmaz hâle getiren, kendi yediği içtiğini kirletip yok eden günümüz zalimleri ile her gün kendilerine süt veren deveyi kesen Semud kavminin zalimleri arasında ne fark var. Kaya ve mermeri kullanarak evler yapan, evlerinin sağlamlığına güvenerek Allah’a kafa tutan zalim Semud, gürültülü bir sarsıntıyla sarsıldılar. Sağlam kayadan oyma evlerinde diz üstü çöküp kaldılar.
Tarihte görülmemiş, homoseksüel sapıklığı icat eden Lut aleyhisselamın kavmi Humus’ta bulunan Sodom şehrinde yaşıyordu. Günümüz dinsiz, ahlaksız ve namussuzların müslümanları aşırı dinci, gerici ve çağdışı gibi ifadelerle aşağılamak istedikleri gibi, Hz. Lut’a inanan, kendileri gibi olmayanları temiz ve namuslu olmakla suçluyorlardı. Sodom Şehrinin sapıkları taş, kimyasal yağmur ve şiddetli bir depremle helak oldular (Araf 84).
 Şuayb aleyhisselamın kavmi Medyen, şirkle beraber ölçü ve tartıda bozgunculuk yapıyorlar, Peygamber davetine tehditler savuruyorlar, “Şuayb bizi saptırdı” diyerek inananları kendi yollarına çağırıyorlardı. Davet artık fayda veremez hâle gelince, Cebrail aleyhisselamın bir sayhası sonucu şiddetli bir depremle sarsıldılar. Diz üstü çöküp, dona kaldılar.
Firavun bütün gücü, saltanatı ve ordusu ile Kızıldeniz’de boğuldu. Belam, Haman ve Karun ibretli bir şekilde helak oldular.
Hz. İbrahim’i ateşte yakmak isteyen Nemrut bir sineğin kurbanı oldu.
Eyke halkı buluttan yağan ateşle, Ebrehe ve Fil ordusu ebabil kuşları ile helak oldu.
Allah’a ve Rasullerine savaş ilan eden fesatçıların tarih boyu başlarına gelen helak bizlere ibret olmalı, gezdiğimiz yerlerdeki bu tip kalıntılar bizi daha fazla düşündürmelidir.
 
SONUÇ
Küresel ısınma, tabiatın dengesinin bozulması, iklimlerin yer değişmesi, gıdaların genleri bozularak zararlı hale gelmesi hep ahlakî fesadın sonuçlarıdır.
Bütün fesat, rezalet, sefalet, cinayet, sapıklık ve alçaklıklar, cehalet, korku menfaatçilikten kaynaklanmaktadır. Bu üç hastalığın tedavisi ise tevhid üzere iman, ihlâslı bir ibadet, peygamberî bir ahlaka sahip olmaktır. Kısaca, İslam’ı bütün güzellikleri ile hayatımıza hâkim kılmaktır. Şarlatanlara, soytarılara, iki ayaklı borazanlara, koro halinde kin kusan dilli düdüklere bakarak ümitsizliğe kapılmayalım.
Hukuk adına hukuku katledenler, bütün dînî değerlere saldıranlar, okulun çatısında, bodrum katta namaz kılınıyor diye jurnal yapan, manşet atan münafıklarla aynı toplumda yaşamak zorundayız. Köşemize çekilmeden kendimizi, ailemizi, gücümüz yettiğince toplumu ıslah etmeye çalışacağız. Bu arada salih amellere sarılmaya devam edeceğiz.