Dine Yardımcı Olmak - 2
Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam: "Muhakkak ki, âlimler peygamberlerin varisleridir" (Ebu Davud, İlim 1; Tirmizî, İlim 19; Darimî, Mukaddime 32) buyuruyor. Elbette ki herkes âlim olamaz. Bu imkân bulunamaz. Herkesin âlim olması da gerekmez ama şu ifade etmeye çalıştığımız ilimleri asgaride her müslümanın öğrenmesi lazımdır.
Bu hususta anneler, babalar, sizlere büyük vazifeler düşüyor. Çocuklarımızı dünya için hazırlarken ahiret için de hazırlıyor muyuz? Allah Teâlâ’yı sevdiriyor muyuz? Rasulullah aleyhissalatü vesselamın muhabbeti kalplerinde çiçek çiçek açıyor mu? Rasulullah aleyhissalatü vesselamdan bahsedince yüzler gülüyor, gözler ışıl ışıl oluyor mu? Sabahlara kadar ondan bahsedilse usanılmıyor mu? Bunlara dikkat etmemiz lazım.
Baba, anne sadece çocuğunun dünyalığını kazanmak için vazifeli değildir. Asıl onu en güzel bir şekilde yetiştirmek, en güzel ahlaka sahip kılmaya çalışmak ve hem onun hem kendisinin ahiret hayatını kurtarmakla vazifelidir. Bunun için çocuklarımızın üzerinde çok titiz duralım. Onları bu vatan, bu millet, bu din için faydalı bir unsur haline getirmek için gayret edelim. Onları âlimlerin meclisine gönderelim. Çünkü âlemlerin efendisi canımız Efendimiz öyle buyuruyor:
“Âlimlere sorunuz, hikmet ehli insanlara dostluk ediniz ve büyüklerin meclisinde oturunuz.” (Kenzü’l-Ummal, 10/238, H. No: 29263-Hakim’den)
Çünkü büyüklerin, yaşlıların meclisinde oturmak edep öğrenmektir. Terbiye öğrenmektir. Onların bir ömür boyu kazandıkları tecrübeleri öğrenmektir, bir eğitimdir. Âlimlere sorarsanız doğru cevap alırsınız. Ama ilmiyle amel etmeyen âlimlere değil, ilmiyle amel eden âlimlerden sorunuz. Hikmet ehli olan gönül insanları ile ilmiyle gönlünü, kafasıyla kalbini birleştirmiş, Kur’an’ın, sünnet-i seniyyenin hikmet akışlarını görmüş, Rasulullah aleyhissalatü vesselamın kutlu izine düşmüş insanlarla beraber olunuz. Bu ne güzellik, bu ne mutluluktur değerli müslümanlar!
Eskiden bizim kasabalarımızda, köylerimizde, şehir, ilçe merkezlerimizde böyle misafirhaneler vardı. Bu misafirhanelerde güngörmüş yolcular bir araya gelirler, tecrübe dolu hayatlarından, gördüklerinden bahsederlerdi. Gençler, çocuklar onları dinlerler ve ilmik ilmik o körpe kalplerinde öyle bir doku meydana gelirdi ki onlar okumasalar, yazmasalar hiçbir mektebe gitmeseler bile bu hayat mektebinde, bu sohbet mektebinde özün özü olan sağlam bilgileri alırlardı. Hayatlarını o tecrübeler üzerine ikame ederlerdi ve çok güzel hayat yaşarlardı. Fakat şimdi böyle yerler yok. Gençlerimiz böyle yerlerden mahrum. Kahvehaneler, kumarhaneler, internet kafeler, daha da ilerisi birçok rezalet kokan, rezalet işleyen yerlerde o güzel hayatlarını, gençliklerini helak ediyorlar. Anneler babalar da maalesef seyirci durumundalar.
Aziz kardeşlerim, atalarımızın güzel sözlerinden birisi de “ağaç yaşken eğilir” sözüdür. Yaş iken eğmezseniz, kuruduğu zaman eğmeye çalışırsanız ağacı kırarsınız. İnsanın eğilecek bükülecek, inancımıza, İslam’a göre şekil verilecek çağı çocukluk çağıdır.
Aile içinde baba, anne olarak aramızdaki münasebetlere çok dikkat etmemiz gerekir. Çocuklarımız bizim aile içindeki münasebetlerimizi hem işitmeli hem de görmelidir. Yani hem anlatmalı hem de yaşamalıyız. Görmek, işitmek bir arada olursa onun tesiri daha fazla olur. Bu, iyilik sahasında da böyledir, kötülük sahasında da böyledir. Kötü örnek olursanız onun hayatına kötü bir damga vurmuş olursunuz. İyi örnek olursanız iyi bir damga vurmuş ve çocuğunuzun hayatı için en güzel işi yapmış olursunuz.
Birçok şey söylesek, nasihatlerde bulunsak ama bu söylediklerimizin ve nasihatlerimizin tersini yapsak o zaman çocuğumuzu bir ikilem içerisinde bırakırız. Söylediklerimiz mi doğru, yaptıklarımız mı doğru? İşte bir çocuk için yapılacak en büyük kötülük budur. Onun için aile ocaklarımızı bir mektep haline getirmeliyiz. Çocuklarımızı dizimizin dibine oturtmalı, onları okşayarak severek, gönlümüzü açarak, Rabbimizi, Efendimizi, dinimizi en güzel şekilde öğretmeliyiz.
Toplumumuzu tanıtmalıyız çocuklarımıza. Eğer toplumumuzu tanıtmaz, her şey güllük gülistanlık gibi öğretirsek, çocuğumuz çarşıya, sokağa çıktığında veya okula gittiğinde bakacak ki hayat anlatılan gibi değil. Çok değişik bir hayat var. O zaman çocuk irkilecek, ürkecek, ya bir köşeye çekilip toplumdan uzaklaşacak veyahut da babasına, annesine itimadı kalmayacak, o akışın içinde kaybolup gidecek. Öyleyse bu toplumu yani çağımızı iyi tanıtmamız lazım: “Evladım sokakta, çarşıda, televizyonda, işyerinde, okulda şöyle şöyle hadiselerle karşılaşacaksın. Sakın ola o kötü davranışlar, işler, o kötü hareketler seni yıldırmasın, bıktırmasın, senin üzerinde yanlış etkiler bırakmasın, buna hazır ol” dememiz ve çocuğumuzu hazırlamamız gerekir. Bu da anne ve babaların vazifeleri arasındadır.
Değerli müslümanlar, aziz kardeşlerim,
Her aile kendi çocuklarından asgaride birini dînî ilimlerde ehil bir insan, yani âlim olsun diye yetiştirmelidir. Her müslüman aile kendisine bunu bir gaye edinmelidir. Onun için imam hatip okullarına, Kur’an kurslarına bigane kalamayız. “Efendim, oradan mezun olan çocuklarımız üniversitelere giremiyor ve hayatları sönüyor” diye sakın ola ki düşünmeyiniz. Esas hayatları sönenler dinini öğrenmeyenler, bu çarpık düzen içerisinde kaybolup gidenlerdir. Asıl onların hayatını söndürüyoruz. Buna dikkat edelim.
Bakınız âlemlerin efendisi canımız Efendimiz ne buyuruyor:
“Âlimin âbid üzerine üstünlüğü benim, sizin en aşağı mertebede olana üstünlüğüm gibidir.” (Tirmizî, İlim 19; Darimî, Mukaddime 19)
Âbid, gece gündüz Allah Teâlâ’ya ibadet eden insan demektir. Namaz kılıyor, oruç tutuyor, çeşit çeşit hizmetler yapıyor. Âbidin gecesi, gündüzü ibadet ve taatle geçiyor. İşte böyle bir insana ilim ehlinin, dinini bilen, dinini öğrenen bir insanın üstünlüğü; arkadaşlarım, can kardeşlerim olan sizlerden en aşağı mertebede olana benim üstünlüğüm gibidir buyuruyor Rasulullah aleyhissalatü vesselam.
Tekrar ifade edeyim, ilmiyle amel eden bir âlimin, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemle irtibatlanmış bir âlimin, O’nun ahlakını ahlak edinmiş bir âlimin, O’nun sünnetini nokta nokta, adım adım takip eden bir âlimin abide üstünlüğü işte bu derece fazladır.
Peki, biz ailemizde böyle bir çocuğumuz olsun istemez miyiz? Müslüman olarak elbette isteriz. Ama istemek yetmiyor aziz kardeşim, istemek yetmiyor! Bunu hayata geçirmek lazımdır. Öyleyse her aile bunu kendisi için bir hedef, bir gaye seçmelidir. Bunun için ille erkek evlat şart değil, kızlarımız da olabilir. Her aile asgaride bir tane, dinimizi çok iyi bilen bir âlim yetiştirmeye gayret etmelidir. Bu olsun olmasın, ailemizin istisnasız her ferdi yukardan beri ifade etmeye çalıştığımız şekilde, dinimizi, tarihimizi en güzel şekilde öğrenmeye, çağımızı tanımaya ve mesleğimizde ehil olmaya gayret edecektir.
Demek ki dine hizmetin, dine yardımcı olmanın birinci şartı dinimizi öğrenmek, dinimizi tanımaktır.
Dine yardımcı olmanın ikinci şartı amel-i salih işlemektir.
Değerli müslümanlar, bir insan bir ilmi öğrenir onunla amel etmezse ilim katili olur. Bir insan dinini öğrenir, kendisi amel eder ama başkalarına anlatmazsa o zaman da o ilmin gardiyanı olur. Öyleyse müslüman, ne ilmin katili ne de gardiyanı olacak. Yani dînî ilimleri öğrenecek, onunla amel edecek sonra da başkalarına öğretecektir.
Amel-i salih sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek midir? Hayır. Elbette ki bütün bunlar âmâl-i salihadır; fakat onun dışında da amal-i saliha sahaları çoktur. Bütün meselelerde İslam’ı yaşantımıza yansıtmak; halisane, muhlisane Allah’a kul olmak çabalarının hepsi salih ameldir.
Bir amelin salih olabilmesinin üç şartı vardır:
1- Amelin kendisi amel-i salih olmalı yani Allah Teâlâ’nın emrettiği bir amel olmalıdır. Mesela namaz kılmak, fakir fukaraya yardım etmek, ilim öğrenmek, ilim öğretmek salih amellerdendir.
2- Yapılış şekli salih olacak. Yani nasıl yapmamız emredilmişse öyle yapacağız. Namaz kılmamız emredilmiştir. Nasıl namaz kılacağımız da bize gösterilmiştir. Öyleyse namazı emredildiği şekilde kılacağız. İslam’ı tebliğ etmemiz emredilmiştir. Elbette ki İslam’ı nasıl tebliğ etmemiz gerekiyorsa öyle tebliğ edeceğiz.
3- Niyetlerimiz salih olacaktır. Salih ameli yaparken hem amelin şekli salih olmalı hem de niyetlerimiz salih olmalıdır. Böyle bir amel-i salihle biz dine yardımcı olmuş oluruz.
Dine yardımcı olmanın üçüncü şartı, müslümanlar olarak aramızdaki meseleleri Kur’an ve Allah’ın Rasulünü hakem yaparak çözmeye çalışmaktır. Aramızda herhangi bir mesele, ihtilaf olduğu zaman, onu nefsî çıkar ve menfaatlerimize göre değil Allah Teâlâ nasıl emrettiyse ona göre çözmek zorundayız. Bu konuda bizlere Allah Teâlâ’nın buyrukları var:
“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Rasulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa 59) buyuruyor Rabbimiz.
Allah Teâlâ bu ayetin hemen devamında:
“Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor. Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin!" denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa 60-61) buyuruyor.
Yani, “Habibim, insanlara ‘gelin aranızdaki meseleleri Kur’an’a ve Rasulullah’ın sünnetine göre çözelim’ dediğin zaman münafıklar şiddetle sakınırlar kaçınırlar. Allah’ın hükmüne ve senin verdiğin hüke razı olmazlar” diyor Rabbimiz. Aman aziz kardeşlerim biz böyle münafıklardan olmayalım.
Dördüncü şart, emri bil maruf, nehyi anil münker yapmaktır. Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam bunu bütün hayatında göstermiştir. İşte dine böyle yardımcı olunur. Kötülüklerin önüne geçeceksiniz. Yani kötülüklere kilit olacaksınız. İyiliklere anahtar olacaksınız. Bütün iyilik kapılarını açacaksınız. İyilikte insanlara öncü olacaksınız. Kötülüklerde de kilit olacaksınız. Yani kötülük kapılarını örteceksiniz. İyiliklere destek, kötülüklere köstek olacaksınız. Onun için Allah Teâlâ:
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Âl-i İmran 104) buyuruyor.
Dine yardımcı olmanın beşinci yolu da tebliğ ve cihaddır. Din tebliğ edilmelidir. Din insanlara ulaştırılmalıdır. Allah yolunda cihad edilmelidir. Cihad denilince sakın ola ki sadece savaş anlaşılmasın. Cihad çok geniş kapsamlı bir ifadedir. Cihad, ilimdir. Cihad, İslam’ı yaşamaktır. Cihad, Allah Rasulünün ahlakıyla ahlaklanmaktır. Cihad, insanlar arasında hakkı, hakikati tebliğ etmektir. Hakkı, hakikati yaşamaktır. Sözünle, özünle, yaşayışınla örnek olmaktır.
Değerli müslümanlar, aziz kardeşlerim, bu beş şartı hep birlikte yerine getirirsek, işte o zaman dînî mübine yardımcı olmuş oluruz ve rabbimizin yardımını hak ederiz.
Rabbimiz Teâlâ bizleri bu güzelliklerle donatsın ve İslam’a yardımcı olan salihlerden eylesin. Ahir ve akıbetimizi hayreylesin.
