Ailede Huzur
İnsan, sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. Varlığını birliktelikler oluşturarak korumaya çalışan insanoğlunun oluşturduğu en önemli birliktelik ailesidir.
İnsan, sosyal hayatın en önemli kavramlarını ailesi içinde hem öğrenir hem de o kavramları yaşayarak hayatiyet kazandırır. Dünyaya gelmeden canlılar dünyasının en sihirli kavramıyla yani sevgi ile yoğrulmaya başlar. Hem sevilir hem de çevresinde sevgi çemberi oluşturur. Bebek dünyaya geldiği günden itibaren ailenin bütün fertleri bebeği hayata hazırlama sorumluluğunu yüklenirler.Bir kadının ilmek ilmek dantelini işlediği gibi bebek de hayata hazırlanacaktır. O’na yaşanılan toplumun kültürü öğretilecek, paylaşmanın gerekliliği ve güzelliği anlatılacak ve en az bunlar kadar önemli olan dini değerler kazandırılacaktır.Aslında aile, insanoğlunun hayat mektebidir. Bu mektep huzur dolu ise fertler, kendini ve rabbini bilen, öz güvene sahip, kişilikli insanlar olarak toplumda yerini alacaklardır.
ÖNCE KULLUK
Zariyat 56: “Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”
Yaratılmış olan her varlığın bir varlık sebebi vardır. Bütün kâinatı insanın hizmetine sunan Allah(c.c) insanı kendine kulluk etmeyle sorumlu tutmuştur. Kulluk, itikat-ibadet-muamelattan oluşan bütünün ifadesidir. İnsanın yaptığı ya da yapması gerekli olduğu halde yapmadığı her meşru iş veya fiil ya kulluğunun ifasıdır ya da kulluğunda bıraktığı boşluktur. Nasıl namaz kılmak kulluğumuzun bir parçası ise ailede yüklendiğimiz görev ve sorumluluklar da kulluğumuzun önemli parçalarındandır. Her türlü huzurun - ferdin iç huzuru, ailevi huzur ve toplumsal huzur- sağlanmasının ilk ve önemli şartı insanın kulluğunun farkına varıp bunun gereklerini yerine getirmesi ile mümkündür.
Bir hadislerinde Peygamber (s.a.v), “Kadın, dört hasleti için nikâhlanır: Malı için, haseb ve nesebi için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul.” (Buhari, Nikâh) buyurarak erkek için de kadın için de bir ailede huzuru yakalamanın sırrını ortaya koymuştur.
Bir ev ki içinde başta baba ve anne olmak üzere bütün aile fertleri vakit namazlarını kılıyorlar, oruçlarını tutuyorlar ve birbirlerine karşı da nazik davranıyorlar, o evde huzur ve saadet var demektir.
DÜZEN
Nisa 34: “Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler.”
İbnu Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden mes’uldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mes’uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mes’üldür. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mes’uldür.”
Ev, erkek ve kadının üstünlük mücadelesi verdiği bir saha ya da bir arena değildir. Ev, herkesin yaratılışına uygun olarak yüklendiği görev ve sorumluluklarını yerine getireceği, yaratılışına uygun sosyal rolü oynayacağı mekanın adıdır. Allah(c.c), erkeğin beden ve psikolojisini, beğenme, sahiplenme ve yönetme gibi fonksiyonları yükleyerek yaratırken kadını da beğenilme, korunma ve eşinin güven şemsiyesi altına girme özellikleri ile yaratmıştır. Böylece erkek ve kadın birbirlerini tamamlayarak bütünü oluştururlar. Ayette erkeğin kadına hakimiyetini ifade eden “Kavvam(üstünlük)” kelimesi rastgele bir hakimiyet değil, “Milletin efendisi, onlara hizmet edendir.” mânâsı üzere, hizmetçilikle karışık bir hakimiyeti ifade eder. Bundan dolayı bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü bildirir. Kendisinde yönetme sorumluluğu taşıyan her yönetici gibi erkeğin, evdeki yönetim sorumluluğunun başında adil olma şartı gelmektedir. Unutmamak gerekir ki verilen her hükmün mutlaka bir gün verilecek hesabı vardır.
ABD’de mutlu bir evliliğin hayallerini kurarak evlenen Laura Doyle adındaki kadın yıllarca mutsuz yaşadıktan sonra yakaladığı mutluluk sırrının kocasına “teslim olmak” olduğunu söylüyor. Hem de cinsellikten duygusallığa uzanan çok geniş anlamda bir teslimiyet onun sözünü ettiği. Kadınlara seslenirken, “Bütün gayeniz kocanızı memnun etmek olsun, kendiniz için bir beklentiniz olmasın!” diyor. Çünkü kararların erkeklere bırakılması onun kendisini güçlü hissetmesini ve ailesine daha çok bağlanmasını sağlıyor. Ama teslim olmak demek kadının şahsiyetini ayaklar altına almak, kadının varlığını, fikirlerini yok saymak demek değildir. Görüşmeler sonunda son kararın erkek tarafından verilmesi ve bu kararın seve seve uygulanmasıdır. Önemli olan bir diğer konu da karşılıksız iyilik yapmaktır. Eşlerden birinin karşılık beklemeden yapacağı her türlü fedakarlık diğeri tarafından algılanacak ve benzeri bir şekilde de karşılığı görülecektir.
SEVGİ - SAYGI - GÜVEN
“Onda ‘sükun bulup durulmanız’ için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (Rum,30/21)
Hadis: “Müminlerin iman bakımından en kâmil/olgun olanı; ahlâkı güzel olan ve ailesine nâzik davrananıdır.”
Aile temelde erkek ve kadın arasında oluşturulan birlik olduğu için ikisi arasındaki uyum; huzur ve mutluluğun temel şartıdır. Sevgi iki insanı bir arada tutan kuvvetli duygu olarak tanımlanıyor. Suyun toprağa can kattığı ve içine atılan tohumların yeşermesini sağladığı gibi sevgi de evlilik kurumuna can katar. Yada hayat renklerle anlatılırsa, içinde çoğunlukla gri tonların bulunduğu bir süreçtir. Gri tonları, toz pembeye çeviren etken eşlerin birbirlerine olan sevgi ve merhametleridir. Evde akşama kadar iş yapan, çocukların bitmek tükenmek bilmeyen isteklerine cevap bulmaya çalışan kadının eksiğini veya hatasını, kocasının merhametle bakarak görmezden gelmesi; yada akşama kadar işinde yorulan kocasını eve dönüşünde kadının güler yüzle karşılaması, aralarındaki sevginin canlı kalmasını sağlayacaktır.Hatasız dost arayanın dostsuz kaldığı gibi mükemmel eş arayanın mükemmel ötesi olması gerekir.
Her aile birbirinden faklı özellikler gösterir. Kültürel farklıklar gösteren ailelerde yetişen iki insan kültürel farklıklar gösterecektir. En azından mutfak kültürlerinde bile farklılık olabilir. Kıyafet tercihleri farklı olabilir. Bunlar zaman içinde değişebilir fakat her insanda, iletişim kurma tarzı, düşünce stili ve problem çözme tarzı vardır. Ve bunlar kişiye özeldir. Kişinin benliğinin bir parçasıdır ki evlilikleri en çok etkileyen unsurların başlarında yer alır. Eşler birbirleri için heykel tıraşlığa soyunup eşini “kendisi” yapmaya çalışırsa evliliğin sürmesi mümkün olmayacaktır.
Her insan değerli olmayı ister. Kendisine değer verilen ortamda olduğunu hisseden insanlar kendilerini geliştirir. Evinin içinde o evin efendisi olduğunu hissedemeyen bir erkek ile evinin hanımefendisi olduğunu hissedemeyen bir kadının aileye sağlayacağı bir katkı kalmamış demektir. Evlilikte öncelik eşler arasında olmalı, öncelikle onlar birbirlerinin birbirleri için ne kadar değerli olduklarını hissetmeli ve hissettirmelidirler. Bu bazen güzel bir söz ile olur, bazen küçük bir hediye ile, bazen de hata ve eksikliklerin hoş görülmesi ile...
Meyve kurtlarının meyveyi içerden kemirerek bitirdiği gibi şüphe de evliliği bitirir. Güven her kurumun işleyişinde çok önemli olduğu gibi eşler arasındaki güven de aile için çok önemlidir. Bir bakıma aile için olmazsa olmaz şartlardan biridir. Kendisini, etrafında bütün aile fertleri varken yalnız hisseden yada eşi tarafından sürekli olarak aldatıldığı endişesi yaşayan yada sık sık şiddete maruz kalan birinin ne mutlu olması ne de birilerini mutlu etmesi mümkündür.
Aile lazer ışınları gibidir. Bu ışınları oluşturan elektronlar uyumsuz ise ışınlar ancak birkaç metre öteye gidebilirler. Fakat ışınları oluşturan elektronlar arasındaki uyum sağlanırsa lazer ışınları, diğer ışınların gidemediği binlerce km uzaklıklara gidebilirler. Evlilikte de eşler arasındaki saygı - sevgi - güven duyguları uyumun sağlanmasında çok önemli rol oynayacak ve evlilik dünyayı da aşarak ahirete intikal edecektir.
Kur’ân-ı Kerîm, mesut bir cemaatı, kadınıyla erkeğiyle ele alırken konuyu şöyle resmeder: “Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mü’min erkekler, mü’min kadınlar; tâata devam eden erkekler, tâata devam eden kadınlar; doğru (sözlü) erkekler, doğru (sözlü) kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; mütevâzî erkekler, mütevâzî kadınlar; sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; ırzlarını koruyan erkekler, (ırzlarını) koruyan kadınlar; Allah’ı çok zikreden erkekler, zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için hem bir mağfiret hem de büyük bir mükâfât hazırlamıştır.” (Ahzab, 33/35)
Bu ayette hem bir toplumun hem de toplumun temelini oluşturan ailenin huzur ve mutluluğunun sağlanması için çok önemli on madde sayılıyor.
Üstad Bediuzzaman’ın, eşlere verdiği şu güzel nasihat ne güzeldir:
“Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklid eder, o da sâlih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki kocasını mütedeyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. Bedbahttır o adam ki; sefahete girmiş zevcesine ittiba’ eder, vazgeçirmeğe çalışmaz. Kendi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki; zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklid eder. Veyl o zevc ve zevceye ki; birbirini ateşe atmakta birbirine yardım eder. Yâni medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.”
Mevlâm, bütün ailelere huzur bahşetsin, şeytana fırsat vermesin. Bizleri de şeytanın her türlü vesvesesinden, hile ve tuzaklarından muhafaza eylesin.
