Hz. Peygamber'in (sallalahu aleyhi ve sellem) Rüyası

Yazar: 
Ahmet Ağmanvermez
Köşe: 
Hadis İklimi

 

Semûre İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sık sık: “Sizden bir rüya gören yok mu?” diye sorardı. Görenler de, O’na Allah’ın dilediği kadar anlatırlardı. Bir sabah bize yine sordu: “Sizden bir rüya gören yok mu?”
Kendisine: “Bizden kimse bir şey görmedi!” dediler. Bunun üzerine:
“Ama ben gördüm.” dedi ve anlattı:
“Bu gece bana iki kişi geldi. Beni alıp, ‘haydi yürü!’ dediler. Yürüdüm. Yatan bir adamın yanına geldik. Yanında biri, elinde bir kaya olduğu halde başucunda duruyordu. Bu kayayı adamın başına indirip onunla başını yarıyordu. Taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam taşı tekrar alıyordu. Başı iyileştikten sonra tekrar indiriyor, önceki yaptıklarını aynen yeniliyordu. Beni getirenlere:
— Sübhânallah! Nedir bu? Dedim. Dinlemeyip:
— Yürü! Yürü! Dediler. Yürüdük, sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında, elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Adamın bir yüzüne çengeli takıp yüzünün yarısını, burnu, gözü dâhil enseye kadar soyuyordu. Sonra öbür tarafına geçip, aynı şekilde diğer yüzünün derisini de ensesine kadar soyuyordu. Yüz derileri iyileşince tekrar önce yaptıklarını yapmaya başlıyordu. Ben burada da:

 

Semûre İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sık sık: “Sizden bir rüya gören yok mu?” diye sorardı. Görenler de, O’na Allah’ın dilediği kadar anlatırlardı. Bir sabah bize yine sordu: “Sizden bir rüya gören yok mu?”
Kendisine: “Bizden kimse bir şey görmedi!” dediler. Bunun üzerine:
“Ama ben gördüm.” dedi ve anlattı:
“Bu gece bana iki kişi geldi. Beni alıp, ‘haydi yürü!’ dediler. Yürüdüm. Yatan bir adamın yanına geldik. Yanında biri, elinde bir kaya olduğu halde başucunda duruyordu. Bu kayayı adamın başına indirip onunla başını yarıyordu. Taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam taşı tekrar alıyordu. Başı iyileştikten sonra tekrar indiriyor, önceki yaptıklarını aynen yeniliyordu. Beni getirenlere:
— Sübhânallah! Nedir bu? Dedim. Dinlemeyip:
— Yürü! Yürü! Dediler. Yürüdük, sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında, elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Adamın bir yüzüne çengeli takıp yüzünün yarısını, burnu, gözü dâhil enseye kadar soyuyordu. Sonra öbür tarafına geçip, aynı şekilde diğer yüzünün derisini de ensesine kadar soyuyordu. Yüz derileri iyileşince tekrar önce yaptıklarını yapmaya başlıyordu. Ben burada da:
— Sübhanallah, nedir bu? Dedim. Cevap vermeyip:
— Yürü! Yürü! Dediler. Beraberce yürüdük. Fırın gibi bir yere geldik. İçinden birtakım gürültüler, sesler geliyordu. Gördük ki, içinde bir kısım çıplak kadınlar ve erkekler var. Aşağı taraflarından bir alev yükselip onları yalıyordu. Bu alev onlara ulaşınca çığlık koparıyorlardı. Ben yine dayanamayıp:
— Bunlar kimdir? Diye sordum. Bana cevap vermeyip:
— Yürü! Yürü! Dediler. Beraberce yürüdük. Kan gibi kırmızı bir nehir kenarına geldik. Nehirde yüzen bir adam vardı. Nehir kenarında da yanında birçok taş bulunan bir adam duruyordu. Adam bir müddet yüzüp kıyıya doğru yanaşınca yanında taşlar bulunan kıyıdaki adam geliyor, öbürü ağzını açıyor bu da ona bir taş atıp kovalıyordu. Adam bir müddet yüzdükten sonra geri dönüp adama doğru yine yaklaşıyordu. Her dönüşünde ağzını açıyor, kıyıdaki de ona bir taş atıyordu. Ben yine dayanamayıp:
— Bu nedir? Diye sordum. Cevap vermeyip yine:
— Yürü! Yürü! Dediler. Beraberce yürüdük. Çok çirkin görünüşlü bir adamın yanına geldik. Böylesi çirkin kimseyi görmemişsinizdir. Bunun yanında bir ateş vardı. Adam ateşi tutuşturup etrafında dönüyordu. Ben yine:
— Bu nedir? Diye sordum. Cevap vermeyip:
— Yürü! Yürü! Dediler. Beraberce yürüdük. İri iri ağaçları olan bir bahçeye geldik. İçerisinde her çeşit bahar çiçekleri vardı. Bu bahçenin içinde çok uzun boylu bir adam vardı. Semaya yükselen başını neredeyse göremiyordum. Etrafında çok sayıda çocuklar vardı. Ben yine:
— Bunlar kimdir? Dedim. Cevap vermeyip:
— Yürü! Yürü! Dediler. Beraberce yürüdük. Ulu bir ağacın yanına geldik. Bundan daha büyük ve daha güzel bir ağaç hiç görmedim. Arkadaşlarım:
— Ağaca çık! Dediler. Beraberce çıkmaya başladık. Altın ve gümüş tuğlalarla yapılmış bir şehre doğru yükselmeye başladık. Derken şehrin kapısına geldik. Kapıyı çalıp açmalarını istedik. Açtılar ve beraberce girdik. Bizi bir kısım insanlar karşıladı. Bunlar yaratılışça bir yarısı çok güzel, diğer yarısı da çok çirkin kimselerdi. Sanki böylesine güzellik ve böylesine çirkinlik görmemişsinizdir. Arkadaşlarım onlara:
— Gidin şu nehre girin! Dediler. Meğerse orada açıkta bir nehir varmış. Suyu sanki bembeyaz safi süttü. Gidip içine dalıp çıktılar. Çirkinlikleri tamamen gitmiş olarak geri geldiler. İki tarafları da en güzel şekli almıştı.
Beni dolaştıran arkadaşlarım:
— Bu gördüğün, Adn cennetidir. Şu da senin makamındır. Gözümü çevirip baktım. Bu bir saraydı, Tıpkı beyaz bir bulut gibi.
— Beni gezdirin, içine bir gireyim! Dedim.
— Şimdilik hayır! Amma mutlaka gireceksin, dediler. Ben:
— Geceden beri acayip şeyler gördüm, neydi bunlar? Diye sordum. Sana anlatacağız, dediler ve anlattılar:
— Taşla başı yarılan, o ilk gördüğün adam, Kuran’ı öğrendiği halde terk eden, farz namaz vakitlerinde uyuyup namaz kılmayan kimsedir. Ensesine kadar yüzünün derileri, burnu, gözü soyulan adam, evinden çıkıp yalanlar uydurup, etrafa yalanlar yayan kimsedir. Fırın gibi bir binanın içinde gördüğün kadınlı erkekli çıplak kimseler, zina yapan erkek ve kadınlardır. Kan nehrinde yüzüp ağzına taş atılan adam faiz yiyen adamdır. Ateşin yanında durup onu yakan ve etrafında dönen çirkin adam, cehennemin bekçisi Malik’tir. Bahçede gördüğün uzun boylu adam İbrahim (aleyhissalâtu vesselâm)’di. Onun etrafındaki çocuklar ise, fıtrat üzere (buluğa ermeden) ölen çocuklardır.”
Cemaatten biri hemen atılarak:
“- Ey Allah’ın Resûlü! Müşrik çocukları da mı?” diye sordu.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Evet, dedi, müşrik çocukları da.” Ve anlatmaya devam etti:
“ Yarısı güzel yarısı çirkin yaratılışlı olan adamlara gelince, bunlar iyi amellerle kötü amelleri birbirine karıştırıp her ikisini de yapan kimselerdir. Allah onları affetmiştir.” (Buhari,Ta’bir 48; Cenaiz 93)
Hadisteki iki arkadaş Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s)dır. Anlatılan cezalandırma şekilleri, kıyamet öncesi kabir azabı olarak yaşanacak olaylardır. Hangi günahların cehennem öncesi nasıl cezalandırılacağı ile ilgili olan bu ilginç ve ibretli hadis, bizi haram helal ölçülerine dikkat etmeye çağırıyor. Kıyametle birlikte gelecek olan hesap, mizan, mahşer, sırat ve sonrasında nasıl bir cehennem azabının olacağı bu hadiste konu edilmiyor.
Bizim rüyalarımız bizi ilgilendirir. Kimse için delil ve ölçü olamaz. Ancak Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in gördüğü ve anlattığı her rüya bizim için delildir. Çünkü vahyin başlangıcı sadık rüyalardır. Bu rüyada anlatılan her olay aynıyla gerçekleşecektir. Cenabı Hak, Peygamberini, rüya da dâhil, farklı şekillerde bilgilendirmiştir. Efendimiz de, bu bilgiler çerçevesinde bize, kabir ve ahiret âlemi ile ilgili ikaz ve uyarılarda bulunmuştur.
Bu hadise göre müminler özellikle şu konulara dikkat etmelidir:
1-Kur’an öğrenilecek, unutulmayacak, hayat kitabı olarak yaşanacak.
2-Namazda tembellik gösterilmeyecek, uykuya kurban edilmeyecek.
3-Yalan, zina, faiz gibi günahlar can yakıcı azaba götüren günahlardır. Bunlardan kaçınılacak.
Cenabı Hak bizleri kabir azabından, mahşerin sıkıntılarından, sırattan geçememekten ve son olarak ta cehennem azabından muhafaza buyursun. amin
Bizim rüyalarımız bizi ilgilendirir. Kimse için delil ve ölçü olamaz. Ancak Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in gördüğü ve anlattığı her rüya bizim için delildir. Çünkü vahyin başlangıcı sadık rüyalardır. Bu rüyada anlatılan her olay aynıyla gerçekleşecektir. Cenabı Hak, Peygamberini, rüya da dâhil, farklı şekillerde bilgilendirmiştir.