Mektupla Davet

Yazar: 
Erkan Özdemir
Köşe: 
Kapak

Mektuplar İslâm tarihinin önemli dönemeçlerindendir. Bu siyasi hareket, İslâm’ı bölgesel olmaktan çıkarıp uluslararası boyutlara taşımıştır.
Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem– hicretin yedinci yılı, muharrem ayında yazılmış olan davet mektuplarının her birini elçileri vasıtasıyla yaşadığı devrin melik ve reislerine göndermiştir. Bizans İmparatoru Kayser Heraklius’a ashaptan Dihyetülkelbi’yi, İran Kisrasına Huzeyfe oğlu Abdullah’ı, Habeş Necaşisine Ümeyye oğlu Umeyr’i, Mısır Azizine Beltea oğlu Hâtıb’ı, Ğassan Emirine Vehb oğlu Şucâ’yı, Yemame Melikine Umeyr oğlu Selit’i göndermiştir.
Bu davetin karşısında bazıları müslümanlığı hemen kabul etmiş, bazıları mektuba karşı saygılı davranmakla birlikte müslümanlığı kabul etmemiş, bazıları alelade bir nezaket göstermiş, bazıları da hürmetsizlik ve kibirlilik ederek reddetmiştir. Herkes davetten nasibi ölçüsünde hissesini almış ve mektuplara karşı aldıkları tavra göre akıbetlerini hazırlamıştır. Böylece uluslararası platformda yerini bulan müslümanlık, bölgesel savaşların oluşturduğu dar çerçeveden çıkarak İslâm’ı kabul eden hükümdarlarla yepyeni ufuklara yelken açmıştır. Bu açılım Hudeybiye anlaşmasıyla ortaya çıkan en uygun bir zamanda gerçekleşmiştir. Çünkü Hudeybiye ile İslâm devleti tartışmasız Arap yarımadasının en güçlü devleti olmuştur.

Fetih öncesi mektuplar
Hudeybiye öncesi müslümanların daveti savunma özelliği taşıyordu. Hudeybiye dönüşü Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem– tebliğ ve tatbiki için gönderildiği İslâm şeriat ve ahkâmının yeni bir merhalesine girmiş bulunuyordu. Bu merhale Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem–‘in Rabbinin davetini güç kullanarak ulaştırma dönemiydi. İşte davet mektupları bu merhalenin, yani fetih merhalesinin bir parçasıydı.
Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem–‘in bu daveti müslümanları bütün dünya ile irtibata geçirmiştir. Davet belli bir millete veya sınıfa değil, tüm insanlığa yapılmıştır. Onun içindir ki bu çağrı, o gün için yeryüzünde hâkim devlet başkanlarından ve beyliklerin reislerinden hiçbiri ayırt edilmeksizin yapılmıştır.
Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem–‘in mektupları gümüş yüzük üzerine “Muhammed Rasulullah” yazısı kazınmış mühürle mühürlenmişti. Bu yazı üç satır olarak yazılmıştı. Birinci satırda “Muhammed”, ikinci satırda “Resul”, üçüncü satırda “Allah” yazılıydı.
Mektuplarda hükümdarlara lakaplarıyla hitap edilmiş ve hiçbirinde bu isimler Rasulullah’tan önce zikredilmemiştir. “Rum’un yücesi, Fars’ın yücesi, Kıbt kavminin yücesi” gibi terimlerin kullanılmasında bir sakınca görülmemiştir.
Dava ile ilgili meselelerde vahdaniyet ve nübüvvet düşüncesi açıkça vurgulanmıştır. Allah’ın birliğine ve Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğuna şahadetin açıkça ifade edilmesiyle birlikte doğruluk, iffetlilik, akrabalık bağlarını korumak gibi, bütün insanların da benimsediği, ahlâki İslâm prensiplerinden de bahsedilmiştir. Ayrıca Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem– hükümdarlara hitap ederken onları en zayıf noktalarından yakalamış, İslâm’a karşı savaşmış olsalar dahi, İslâm’a girdikleri zaman saltanatlarının kendi iradeleri altında kalacağına dair elçileri vasıtasıyla güvence vermiştir.
Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem– bu uygulamasıyla, hangi vasıta ve imkânla olursa olsun dünyanın her köşesinde İslâm davetini yayma zorunluluğunu ortaya koyuyor. Uygulama, bu kutsal görevi üstleneceklerin öncelikle kendi nefislerini tam İslâm’a uygun hale getirmelerini, sonrasında dünyaya açılacak donanıma sahip olmalarını öngörüyor.

Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem– hicretin yedinci yılı, muharrem ayında yazılmış olan davet mektuplarının her
birini elçileri
vasıtasıyla yaşadığı devrin melik ve
reislerine
göndermiştir.