Tebliğ Ve Tebliğde Vasıtaları Gaye Edinmemek
Elest bezminde “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” hitab-ı ilâhisine muhatap olan insan “Belâ” cevabıyla kainatın rabbını tanımış, o tanıyış esası (fıtrat) üzere takdir buyurulan zamanda ahsen-i takvim bir varlık olarak yaratılıp, dünyayı şereflendirmiştir.
Bu dünyada insana yüklenen misyon ise; Allah’a kulluk şuuruna erip, bu şuuru ömür boyu taşımak, kendisine ilâhi ileti olarak sunulan yol (din)da yaşamak ve kendi dışındaki sosyal çevreye de yaşatma gayreti içerisinde olmaktır.
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık”, (95/4) “Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık…” 17/70 ayeti kerimelerinde yaratılışta büyük bir değer yüklendiği belirtilen insanoğlunun, bu değerini ölene dek koruması, hem dünyada hem de ahirette mutlu olabilmesi için ortaya koyacağı çabaya tebliğ diyoruz.
Tebliğde mihver insandır. Alemlerin Rabb’ı “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara arz ve teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler. İnsan bunu sırtına yüklendi. Çünkü o çok zulümkâr, çok cahildir.”33/72 buyurduğu ayet’i kerimesinde insana yüklenen mükellefiyeti ve onun ağırlığını açıkça ortaya koymaktadır.
Hz. Adem (aleyhisselam)’dan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’e kadar tüm peygamberler tebliğle görevlendirilmiş olup, onların tâbiîleri de bu vazifeyle mükellef kılınmışlardır.
İnsanın eşref sıfatını koruması; behîmîliğe düşmemesi, kendisine yüklenen misyona sahip çıkmasına ve bu hususta göstereceği çabaya bağlıdır.
Ahir zaman ümmetinin üstlendiği tebliğ; “İkra” emr-i ilâhisiyle başlayıp, “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam’ı seçtim” ayet-i kerimesiyle tamamlandığı bildirilen Kuran-ı.Kerim’in ve O’nun canlı yaşayanı, hayatı Kur’an olan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in mirası sünnet-i seniyyesinin ferdî ve ictimaî hayata hakim kılma çabası içerisinde olmaktır.
Allah’ı rab olarak tanıyıp, O’na kulluk yapmak üzere yaratılan insanın kulluğundaki samimiyeti; niyetinin ihlas üzere olmasına bağlıdır. Çünkü mü’minin her ameli niyetine göre değer kazanır. Niyette esas ise Allah rızasıdır.
Tebliğde mihver insan olduğuna göre, tebliğ vasıtaları da insanoğlunun ferdî ve ictimaî hayatında kullanacağı özel ve tüzel imkanlardır. Bu vasıtaları Rasulüllah (sallallahu aleyhi vesellem)’ın hayatında önce ferdî çalışmaların değişik versiyonlarında müşahade ediyoruz. Hemen ardından da devlet olarak içte- dışta yapılması gereken her şeyin yerine getirilmesinde ve getirtilmesinde görmekteyiz.
Cenâb-ı Hak günümüz insanına sayısız imkanlar sunmuştur. Yazılı, sesli ve görsel iletişim ağıyla saniyeler içerisinde dünyanın her yerine ulaşabildiğimiz herkesin malumudur. Bunların yanında sosyal yönden Sivil Toplum Kuruluşlarıyla birbirlerine bağlı insanoğlunun önünde tebliğ için geniş bir ufuk vardır.
İşte bütün bu imkanları kullanmak üzere görev alacak kişilerin nefsî duygulardan kurtulup, vasıtalara takılıp kalmadan, hizmete yönelmeleri için sağlam bir eğitimden geçirilmesi gerekir. Zemmedilmiş her türlü huylardan arındırmak, medh edilmiş olanlarla donatmak, onun vasıtaları aşıp, hedefe sadece rıza-ı ilâhi için yürümesini sağlayacaktır.
Vasıtalar kimi zaman “çok zulümkâr, çok cahil olan” insanoğlu tarafından amacının dışında birer gayeymiş gibi kullanılmak suretiyle, insanı hem aşağıların aşağısına indirir, hem de vazifeyi çığırından çıkarır.
Allah rızasını gaye edinen kişi ulaştığı maddî ve manevî mertebeleri, makam ve mansıpları amaca götüren birer merdiven olarak görmeli, onları en güzel, en adil şekilde hakkını tam olarak vererek kullanmasını bilmelidir.
Mal, makam, mansıb; gözünü yumduğunda dünyada kalacaktır. Seninle ötelerin ötesine gidecek olansa onların kullanımındaki ihlas üzere olan niyetin ve güzel kullanımlarındır.
Efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) “Muhakkak ki sizler imarete çok hırslı oluyorsunuz. Halbuki imaret, kıyamet gününde nedamet olacaktır. (O) Ne güzel bir süt anadır. Ondan ayrılış ne kötü bir ayrılıştır.” (Aliyyül-Kari Şerhi Sahih-i Buhari c-2, s-114) buyurarak, mal ve riyaset hırsının ve bunların gaye edinilmesinin getireceği felaketi bize apaçık bildirmektedir. Müslümanların önünde şöhret hırsında Kuzman, mal hırsında da Sâlebe örneği apaçık durmaktadır. Nefsî şan ve şeref için savaşan Kuzman da, mal hırsına kapılan Sâlebe de helâk olmuşlardır.
Tebliğ ve irşatta peygamberliğin ve canımız, canânımız peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in de bir vasıta olduğu, her nefis gibi ölümü tadıcı olduğu ve tattığı dünyamızda, Allah’tan, Allah rızasından başka gaye olmadığı şuurunda, “Ey insanlar! Dikkat ediniz, sizlerden kim Muhammed’e tapıyor idiyse bilsin ki Muhammed (sav) ölmüştür. Sizlerden kim de Allah’a ibadet ediyorsa hiç şüphesiz Allah haydır, ölümsüzdür.” diyen Hz. Ebu Bekir imanında olmamız gerekmektedir. Çeşitli oluşumlar içerisinde olan günümüz müslümanlarının çıkmazı, kendi kozaları içerisine kapanıp en iyi kozayı ben örerim, en iyi ipek benim kozamdan elde edilir taassubudur. Halbuki, herkes kendisine bahşedilen zaman, mekan ve imkanı en güzel şekilde kullanmak, gerisini Allah’tan beklemek durumundadır. Baharın bahçelerde elmasından armuduna, şeftalisinden eriğine türlü türlü çiçek açan ve birbirini kıskanmadan ve kendisindekilerle övünmeden meyveye duran ağaçlar misali olmak en güzelidir.
Biz biliyoruz ki kendi nefsi için istediğini, mü’min kardeşi için de istemedikçe kâmil mü’min olunmuyor. Bizler ayrı ayrı yer ve oluşumlar içerisinde olsak da kardeşleriz. İçerisinde çalıştığımız kuruluşlarımız ve önderleri birer vasıtadır, gaye değildir. Her biri kendisine takdir buyrulan zaman ve mekanda ecellerine kadar görevlidir. Fâni olanları gaye kabul etme gafletinde bulunanlar onları kaybedince oyuncağı elinden alınmış çocuğa dönerler.
Gaye Allah’tır, Allah’ın rızasıdır. Kullukta aslolan fert ve ümmet olarak rıza-ı ilâhiye uygun yaşayan kâmil mü’min olmaktır. Fâniyi gaye edinen, fert ve toplumların eli kıyamet gününde boş kalır. Onlara, sen dünyada iken amellerindeki niyetine ulaşmış, onu orada sana vermiştik denilir.
Allah, hepimizi riyadan uzak, ihlasla amel eden, her fiilini Rızâ-ı Bâri için yapan kullarından eylesin.
