Tebliğ, Ama Niçin?
Tebliğ kelimesi genel anlamda, bir haberi, bilgiyi veya olayı muhatabına ulaştırmak, haberdar etmek manasındadır. Konu dinimiz olunca, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Allah’tan aldığını insanlara bildirmesi, anlamını taşır. İnsanlara bildirilen konuların başında ise, “Tevhid İnancı” yer alır. Oldukça geniş olan tebliğ konusunu Tevhid İnancı çerçevesinde ele almaya gayret edeceğiz.
Evrenin yaratıcısı ve yegâne hâkimi Allah’tır. İnsanların bu temeli bozmalarının neticesinde, rahmetinin sonucu olarak Allah, zaman zaman peygamberler göndermiştir. Peygamberimiz gönderildiğinde, Kureyş toplumu Tevhid İnancını bozmuş, Allah’a putları ortak koşmakla İbrahim Aleyhisselamdan kalma Din-i Hanif’in dışına çıkmışlardı. Bu durum, Tevhid İnancının temel rükünlerini bozma demektir. Zira putları Allaha ortak koşmakla, Ulûhiyetin Tevhidi (Allah’ı birlemek) bozulmuştur. Bu, arkasından Tevhid akidesinin diğer bir rüknü olan Ubudiyetin Tevhidini (yalnızca Allah’a ibadet etmek) bozmak demektir. Bunun arkasından Rububiyetin Tevhidinde de (evrendeki her türlü oluşumu Allah’a hamletmek) hiçbirşeye güçleri yetmeyen putlar Allah’a ortak getirilmiştir..
Hazreti Muhammed Sallahu Aleyhi ve Sellem’in tebliğdeki hedefi, Allah’ın adının aralarında kabul edilmesine rağmen Tevhid akidesine yapılan ilaveleri ortadan kaldırmaktır. Burada, şöyle bir mantıki ilişki kurmakta yarar vardır. Kureyş müşrikleri mademki Allah’ın adını anıyorlar; Peygamberimiz Sallahu Aleyhi ve Sellem Tevhid İnancını tebliğ etmeye başladığında yaptıkları ilaveleri atarak hemen kabul etmeleri gerekirdi. Bilindiği gibi hiç de böyle olmamıştır. Peygamberimizi engellemek için önceleri kayıtsız kalma, alaya ve hafife alma, dedikoduya boğma gibi yöntemler uygulamışlar. Bunun arkasından işin böyle geçiştirilemeyeceğini kavramaları üzerine iftira, karalama ve her türlü psikolojik baskı, işkence dönemi başlatmışlar. Bunu, inananların aleyhine terör estirme ve abluka dönemi takip etti. Bu da yetmedi, Tevhid İnancını ve inananları ortadan kaldırmak için topyekun saldırı ve savaş dönemi başlattılar. Biz burada bunların yaşanmış örneklerini sıralamakla konuyu dağıtmak istemiyoruz. Özetle; müşriklerin Allah’ın adını anmalarına ve onun adına yemin etmelerine rağmen, Tebliğin önüne geçmelerinin, engellemenin her türlüsünü yapmalarının sebebi ne idi?
Bir tarafta Uluhiyetin, Ubudiyetin ve Rububiyetin Tevhidi; diğer tarafta Allah’a putları ortak koşmak... İş sadece bu noktada kalmamıştır. Yapılan ilaveler Kureyş toplumunun ictimai, ekonomik, sosyal ve kültürel yanlarını da sarmıştı, bir sistem haline dönüşmüştü. Peygamberimiz de “Allah” diyordu, Kureyş’te de bunun izleri vardı. Fakat Peygamberimiz’in deyişi ekonomik yanlarında yer alan faiz engeline çarpıyordu. Getirdiği Tevhid İnancı ile müşriklerin önde gelenlerinin güç ve otoritelerini sarsıyordu. İtibarlarının düşeceği endişesindeydiler. Kadınların hayatın bir parçası olması gerçeğine karşılık onca istismar ne olacaktı? Kadınları bir meta gibi kullanmaları ve istismarları karşısında Tebliğ engeli bulunuyordu. Hülasa şirke dayalı kurdukları ictimai ekonomik yapı temelden sarsılıyordu. Allah Resulünün getirdiği Tevhid İnancı, hiç kimsenin diğerine üstün olmadığını bildiriyor, insanları tarağın dişleri gibi eşit tutuyordu. Kureyş ulularına üstünlük tanımıyordu.
Kur’an-ı Kerim: “Sizin Allah katında en şerefli olanınız, Allahın emirlerini yerine getirmemekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurat 13) buyurmaktadır.
Onlara göre hiç böyle olur muydu?
Nitekim Ebu Leheb “Ben Müslüman olursam, bana ne var?” diye sormuş, Peygamberimiz de, “Müslümanlara ne varsa sana da o var.” deyince “Beni başkasıyla eşit tutan din olmaz olsun.” demişti.
Bazen de şahsi kinleri Tevhid İnancının önünde en büyük engel oluveriyordu. Ebu Leheb geçmişteki bir olayın tesirinden kendisini kurtaramadığı için karşı çıkışın ön saflarında yer almıştı. Biliyorsunuz Ebu Leheb ve Ebu Talib peygamberimizin amcalarıdır. Bir gün, Ebu Leheb kardeşi Ebu Talip ile dövüşmüş, onu altına almış, göğsüne oturarak, yüzüne gözüne vurmaya başlamıştı. Peygamberimiz, amcası Ebu Talib’i bu halde görünce, Ebu Leheb’i onun üzerinden itmiş ve sonuçta Ebu Talib de öcünü ondan almıştı. Ebu Leheb “Sen bunu niçin yaptın? Vallahi kalbim hiçbir zaman sana sevgi taşımayacaktır.” demiştir. Ölünceye kadar da batıl olan bu sözünde durma inadı onu tebliğe kulak vermekten mahrum bırakmıştır.Kimi kez de kabileler arasındaki çekişmeler Tebliğin önüne set oluşturur. Nitekim Ebu Cehil bu yoldaki duygusunu açıklamaktan kendisini alamamıştır:
“Biz ve Abdulmenat oğulları (Haşimiler), şeref ve şan hususunda şimdiye kadar yarıştık durduk! Onlar, halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik. Onlarla at başı beraber oluncaya kadar yarıştık durduk! Şimdi ise onlar aralarında ‘Kendisine gökten vahiy gelen peygamberimiz var.’ dediler. Biz bunun dengini nereden bulup onlara yetişebilelim? Vallahi biz hiçbir zaman ona inanmayız. Ve onu tasdik de etmeyiz.”
Tebliğe karşı çıkanlardan Ebucehil ve onun gibi düşünenler, Rasulullah’ın Allah demesi ile Kureyş’in demesi arasındaki farkı bilmelerine rağmen doğru olanı tercih etmediler. Kuru ve özden yoksun bir aile ve kabile yarışına girdiler.
Bazen de Tebliğe karşı koyuşun arkasında büyüklenme, gurur ve kibir olur.
Velid bin Mugire bir gün sıkı dostu olan Ebu Uhayha ile şöyle konuşuyordu: “Ne olurdu, Muhammed Sallahu Aleyhi ve Sellem’e gelen bu Kur’an, Mekkelilerden yahut Tayiflilerden bir adama, mesela Umeyye bin Halef gibi birisine inseydi ya!” dedi. Onların bu durumlarını Allah şöyle açıklamaktadır: “Şu Kur’an, iki memleketin birinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi? dediler. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların maişetlerini (onlar değil) biz bölüştürdük…” (Zuhruf 31-32)
Tevhid akidesinin önünde engeller vardı. Bu engeller önceki Tevhid inancına yapılan ilaveler, ondaki bozulmalardı. Tevhid İnancının özünü o kadar bozmuşlardı ki, doğru olanın, gerçek olanın anlaşılmasının önüne kapkara bulutlar ve fırtınalar oluşmuştu. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tevhid akidesinin rükünlerini bozan, ona ters gelen, bir başka değerlendirmeye daha yer vererek, konuyu toparlamak istiyorum.
Ümeyye b. Ebu-Esse Saltı Sakafi de bir peygamberin Mekke’de zuhur edeceğini ve onun sıfatlarının ne olacağını eski kitaplarda görmüştü. Onu, dört gözle beklediği sırada, peygamberimizin ortaya çıktığı haber verilince, duraklamış ve tâbi olmamıştı. “Seni ona tabi olmaktan alıkoyan nedir?” sorusuna da “Sakif kadınlarının Abd-i Menaf oğullarından bir gence tabi olmamın dedikodosunu yapmalarından duyduğum utancımdır.” cevabını vermişti.
Rasulullah sallallahu Aleyhi ve selemin Allah deyişinin altında her türlü şirkin kazındığı, saf ve berrak bir Allah deyişi vardı. Tebliğe muhatap olanlardan müşrikler ise; Tevhid İnancına ortak koşmakla Uluhiyetin, Ubudiyetin, Rububiyetin Tevhidini bozmuş, O’na yani tek olan Allah’a inanma hususunda kendi inançlarını kirletmişlerdi. Bu iki inanç arasındaki ayrılık, bu Tebliğ ile muhatap arasındaki mesafeyi açmıştır. Bu açıklığın sebebi Tevhid inancının müşriklerin ekonomik ve ictimai menfaatlerine zarar vermesiydi. Sonuçta bir seciye halinde hasetlik, çekememezlik, kin, nefret, büyüklüğü sadece güçte soyda-sopta görme, kadınlara düşkünlük… gibi çirkin ahlaki özellikler öne çıkmıştır. Bu ise gelen yeni mesajın sadece anlaşılmasını zorlaştırmakla kalmamış, karşı koyuşun ana nedeni olmuştur. Peygamberimizin getirdiği mesaja direniş için kayıtsızlık, alay, dedikodu, iftira, karalama, psikolojik baskı, eza, cefa, tehdit, meydan okuma gibi caydırma çabaları denenmiştir. Zamanın otorite sahiplerinin kışkırtmasıyla akıl almaz isteklerle zor durumda bırakmaya çalışılmış, inkâr yoluyla veya doğrudan retle, bazen de aldatmacayla, yaklaşma görüntüsü sergileme gibi metotlarla Tevhid nurunu söndürmek için neler gerekiyorsa onu yapmışlardır.
Tarih şahittir ki, iki sosyal yapı karşı karşıya gelmiştir: Birisi Tevhid İnancına yapılan ilavelerle iktisadi, siyasi, ekonomik, ictimai ve ahlaki yapısı kirlenmiş bir toplum; diğeri Tevhid İnancının özünde yer alan hak, adalet, eşitliğe dayalı, kadın ve erkeğin sosyal hayatta esas yerine oturduğu bir toplum. Rasulullah’ın önündeki nebevi hedef, bu ikincisiydi. Bu sağlandığı zaman diğerleri kartondan bir şato gibi dökülmüştür.
Bu nedenledir ki, Tebliğ; zıtlıkları, aykırılıkları, yanlışları, haksızlıkları temizleme işlemidir. Yanlış bir sosyal yapının önüne doğrusunu inşa etmenin adıdır.
Yüce rabbımız yar ve yardımcımız olsun…
