İman Aydınlığı, Küfür Karanlığı-2

Yazar: 
Zeki Soyak
Köşe: 
Cuma Sohbetleri

 Muhterem müminler! Durmadan dinlenmeden insanları uyarmak lâzım. Hak bilgisini, Allah bilgisini, İslâm, Kur’an bilgisini insanlara aktarmak lâzım. Tamamen dünya işleriyle meşgul olan aileler, maalesef ne kendileri istenilen bir şekilde asgarîde İslâm’ın farz-ı ayn kıldığı ilimleri öğrenme fırsatını bulabiliyorlar, ne de çocuklarına böyle zarurî olan, farz-ı ayn olan ilmi öğretme imkânına sahip oluyorlar.

Hâlbuki biz çocuklarımızı ailelerimizde eğitmeliyiz. Her gün onlarla meşgul olmalıyız. Bir baba, anne olarak bizim en büyük vazifelerimizin başında bu geliyor. Çünkü bu aynı zamanda kulluk vazifesidir. Allah (celle celâluh)’un, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin bize emridir. Çocuklarımızı Allah sevgisiyle, peygamber sevgisiyle, İslâm sevgisiyle yetiştirmek, İslâmî ahlâkla, Kur’an ahlâkıyla ahlâklandırmak ve onları Allah (celle celâluh)’un istediği bir şekilde iyi bir kul olmaları için çaba göstermek bize İslâm’ın emridir.
Hayat öyle bir telâşla devam ediyor ki sabahtan akşama kadar insanlar işyerlerinden bunalımlar, stresler içerisinde döndükleri evlerinde de aynı stres, aynı bunalımlarla karşı karşıyalar. Televizyonların karşısında sinir bozucu, ruh sağlığını bozucu, ahlâkâ inanca aykırı programlar karşısında da saatlerini geçirerek aileleriyle meşgûl olamıyorlar.

Peki, ne kalıyor geriye? Okulların hâli de mâlum. Öyleyse çocuklarımızı başkalarına terbiye ettirmek zorundayız. Yâni aile olarak biz terbiye edemiyorsak başkalarına terbiye ettirmeliyiz. Bunu kendimiz yapamıyorsak, başkalarına, bir mürebbîye, bir terbiyeciye göndermemiz lâzım. Bunun en kestirme ve kısa yolu da imam-hatip liseleri ve Kur’an kurslarıdır. Hiç değilse çocuklarımız orda dinini, diyanetini, İslâmî esasları öğreniyorlar. Biz de alâ kader’il-imkân ailemizde çoluğumuzu çocuğumuzu takip eder, onları bir Allah emâneti olarak bilir, ahlâklı, edepli bir hayırlı insan olarak, kul olarak yetişmesi için üzerimize düşeni yaparsak, okul aile arasında böyle bir ittifak olursa, böyle bir iş birliği, güç birliği yapılırsa işte o zaman, belki Allah celle celâluh bizi affeder. Böyle bir çaba ve gayretin içinde olursak eksiklerimizi, kusurlarımızı, günahlarımızı affeder.
Bakınız İmam-Hatip liseleri öğrencisizlikten nerdeyse kapanacak hâle geldi. Kur’an kursları kezâ öyle. Bu İmam-Hatip okulları, Kur’an kursları zengin, fakir, orta halli bütün insanların yardımlarıyla bina edildi. Allah celle celâluh bize sorar. Kız çocuklarımızı özellikle, bu İmam-Hatip okullarına gönderelim. Kur’an kurslarına gönderelim. Erkek çocuklarımızı da gönderelim. Ne olacağını biz bilemeyiz ama Allah bilir. Ve biz de önümüzdeki yılları İmam-Hatip liselerinin, Kur’an kurslarının yeniden yıldızının parlayacağı yıllar olarak görüyor, ümit ediyor ve inanıyoruz. Ama bu okulların kapanmasına çocuklarımızı göndermeyerek sebep olursak bu günah, bu vebâl bize yeter değerli müminler. Ailemizde üç çocuğumuz, beş çocuğumuz, iki çocuğumuz varsa hiç değilse tekrar ediyorum kızlarımızı ve akâbinde de bir kısım erkeklerimizi buraya gönderelim. Buraların kapanmasına fırsat vermeyelim.
Değerli Müminler, Kur’an-ı Kerîm bize geçmiş milletlerin kıssalarını anlatıyor. Gelecekte olabileceklerden haber veriyor ve Kur’an’ın inzâl olduğu zamandaki hayatı bize ibret alalım diye aktarıyor. Allah celle celâluh, İbrahim Sûresi, ayet 5’te meâlen şöyle buyuruyor:
“Andolsun ki Musa’yı da: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği felâket) günlerini hatırlat, diye mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.”
Evet, demek ki; bütün peygamberlerin geliş gâyesi insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaktır. Yâni Kuran, küfrün, şirkin karanlığından imânın aydınlığına çıkarmak için geçmiş kavimlerden örnekler veriyor. Onların başına gelen felâketlerin sebeplerini anlatıyor ki siz de ibret alasınız. Benzeri kötü yollara sapmayasınız ve o kavimlerin başına gelen kötülükler sizin de başınıza gelmesin. Böylece insanlar önlerini görürler. Hayatlarını İslâm’a, Kur’an’a göre tanzim ederler. Nefisleri zaman zaman ayağa kalkabilir, birçok kötü isteklerde bulunabilir. Etrafındaki insanların gelir sahiplerinin, varlık sahiplerinin hâli onları etkileyebilir.
Nitekim yine Kur’an-ı Kerimde anlatıldığı gibi Kârun, zamanının en büyük zenginlerindendi. Güçlü bir cemaat onun hazinelerinin anahtarlarını zor taşırlardı. Bir gün bütün ihtişâmıyla kavminin arasına girdi. Dünyaperest olanlar, Musa kavminin içinde, İsrailoğulları içinde îmânen zayıf olanlar, o ihtişâm içinde gelen Kârun’a imrendiler. Dediler ki: “Keşke, Kârun’un sahip olduğu bu zenginliklere biz de sahip olsaydık.” Ama içlerinden imânı güçlü olanlar, ilim ehli olanlar dediler ki: “Hayır öyle değil. Yanlış yapıyorsunuz. Onun için malı bir fitnedir. Ona imrenmeyin.”
Demek ki; etrafımızdaki gayri İslâmî hallerle makam mevkî sahibi olmuş, mal mülk sahibi olmuş, para pul sahibi olmuş ve fakat Allah’ına, Rabbine isyan edenlere imânı zayıf olanlar imrenirler. “Bizde de bu hâl olsaydı.” derler. İmânı bütün olanlar, güçlü olanlar, ehl-i hikmet, ehl-i ilim olanlar ise gerçek zenginliğin, imrenilecek, gıpta edilecek gerçek zenginliğin gönül zenginliği olduğunu bilirler ki o imân zenginliğidir. Gelip geçici olan o dünyanın âlâyişine asla ve asla iltifat etmezler.
Değerli Müminler, işte geçmiş kavimler Kur’an’da çok anlatılır. Kur’an’ın üçte biri kıssalarla insanlığa ibret sunar. Geçmiş milletlerin başına gelen felâketlerin başında cehâlet geliyor. Peygamberler ona hikmetleri anlattıkları zaman: “Biz babalarımızı bu halde gördük. Sen demek bizim babalarımızın, atalarımızın dinini kötülüyorsun. Bizi atalarımızın, babalarımızın dininden çevirmek istiyorsun. Öyle mi?” derlerdi. Tam bir câhiliyet. İşte, biz de nesillerimizi cahil bırakırsak, çocuklarımıza, aile efradımıza, yakın uzak akrabalarımıza, bütün müslümanlara, müslim gayrimüslim bütün insanlara İslâmî hakîkâtleri ulaştırmazsak, insanlar yalan yanlış birçok bilgilerle donatılırlar. Birçok sapıklar onların bu boşluğunu yalan yanlış sapık bilgilerle donatırlar ve ondan sonra öyle bir nesille karşı karşıya geliriz ki onları düzeltmek için çok büyük gayretler ve uzun zamanlar gerekir.
Vakit geçirmeden müslümanlar olarak âhireti düşünerek, hesabı düşünerek, Allah’ın emrini, Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın sünnetini düşünerek, kulluk vazifemizi düşünerek, kendi nefsimize, nesillerimize sahip çıkalım. Kendi nefsimizi kötülüklerden arıtalım. Çocuklarımızı, kendi nefsimizi İslâmî bilgilerle donatalım. İmam-Hatip okullarına, Kur’an kurslarına çocuklarımızı göndererek bu yuvaları mahzun bırakmayalım. Allah celle celâluh bizden sorar. Bunun cevabını veremeyiz.
Rabbimiz celle celâluh bizlere İslâmî şuur ihsân eylesin. Müslüman olarak yaşatsın, müslüman olarak öldürsün. Âhir âkıbetimizi hayreylesin. Bizi her türlü kötülüklerden, nefsin, şeytanın, şerir insanların kötülüklerinden, zulümlerinden kurtarsın. Ve bizleri nasıl kul olmamızı istiyorsa öyle bir güzel kul eylesin. Âmin.

 
 

Gayri İslâmî hallerle makam mevkî sahibi olmuş, mal mülk sahibi olmuş, para pul sahibi olmuş ve fakat Allah’ına, Rabbine isyan edenlere imânı zayıf olanlar imrenirler. “Bizde de bu hâl olsaydı.” derler. İmânı bütün olanlar, güçlü olanlar, ehl-i hikmet, ehl-i ilim olanlar ise gerçek zenginliğin, imrenilecek, gıpta edilecek gerçek zenginliğin gönül zenginliği olduğunu bilirler