HAYAT

Yazar: 
Selim Armağan
Köşe: 
Kur'an İklimi

 “De ki: Benim namazım, kurbanım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.” (Enam:162,163)
 

Ma sivallah dediğimiz Allah’tan (celle celaluhu) başka her şey Allah’ın (celle celaluhu) rahmeti sevgisi ve şefkati ile var olmuştur. Varlığın hayati gıdası da sevgi ve merhamettir. Rabbimiz bütün kâinatı insanın emrine verse de “Allah (celle celaluhu), müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cenneti vermek üzere satın almıştır...”(Tevbe:111) ayeti ile evreni, hatta kendi canını dahi Allah’ın (celle celaluhu) aşkına, onun sevgisini kazanmaya bezletmesini ve her şeyini ona feda etmesini istemektedir. Kurban ibadeti de Habil ve Kabilden itibaren Allah’a yaklaşma çabası içerisinde olduğumuzun pratik bir örneğidir.
“Elbette onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmayacaktır. Ancak O’na sizin takvanız ulaşacaktır...” (Hac: 37 )

Allah (celle celaluhu) hepimizi imtihan eder. “Hanginizin daha güzel iş yapacağını imtihan etmek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.” ayeti ile inanarak, ihlasla ve severek her güzel iş yapana müjdeler verir. Bu anlamda sevginin akışı önemlidir. Sevgimizin ve fedakarlığımızın yönünü iyi ayarlamalıyız. Ahirette de kişiler sevdikleri ile beraber olacaklar. Şimdi sormak gerekmez mi? Sevdiğini iddia ettiği kişi için işini gücünü ihmal edip de sevdiğinin peşinde onu memnun edebilmek için koşuşturup hayatını harcayan, hatta cenneti dahi saçının teline değişmeyen, cehennemi aşkı için ödül sayabilen aşığa (!) Allah’ın (celle celaluhu) kulunu böylesine seviyorsan Allah’ı (celle celaluhu) nasıl sevmelisin? Ona olan aşkın nasıl olmalı diye?
Allah (celle celaluhu) sevgisinin yönlendirilmesi konusunda İbrahim ve İsmail (aleyhisselam)’dan öğreneceğimiz çok şey var. Kuran bu fedakâr, bu Allah (celle celaluhu) aşığı gerçek kahramanların bazı kıssalarını anlatır. Bu kıssalara kulaklarımızı dört açmalıyız. Sonunda bir kıssa deyip geçmemeliyiz. Bu kıssalar bütün kitapların özeti olarak yaşanmış riyasız gerçek kullukların ifadesidir. İnsan olarak dünyaya geliriz, ancak insanlığımızı bu örnek insanlardan yüce peygamberlerden öğreniriz. Kıssaları, okunurken dahi kendimizi tutamayacağımız iki büyük Allah aşığı yüce peygamber de İbrahim ve İsmail (aleyhisselam) dır.
Yavaş yavaş telbiyeler getirmeye, teşrik tekbirleri almaya başladığımız, bu mübarek kurban günlerinde, Kurban nedir? Sadece Allah rızası için kesilen bir hayvan mıdır? Farz mıdır? Vacip midir? Ya da sünnet midir? Bu yıl keseyim mi? Kesmeyeyim mi? Balık mı kessem yahut tavuk mu? Caiz midir? Bu sorulara cevap veren İbrahim ve İsmail (aleyhisselam) daha çok anılmalı ve anlamaya çalışılmalıdır. Unutulmamalıdır ki Onlar sınavlarını canlarını kurban vere vere kazandılar. Onların hayatları hep kurban tavında geçti. Gün oldu İbrahim gibi Allah (celle celaluhu) için Nemrut’un ateşine mancınıkların ucunda canlarını fedaya hazır oldular. Gün oldu bir ömür hasretini çektiği meleklerin müjdesi biricik oğlunu hatta eşini dahi ot bile bitmeyen Mekke vadilerine bırakabildiler. Gün oldu İsmail gibi Allah’ın (celle celaluhu) yolunda kurban edilmek teklif edildiğinde “…Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” cevabını verebilen kurban babanın kurban oğlu olmaya hazır oldular.
“Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes.” Ayetini anlamak için “ De ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, zarara uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.” ayetini de iyi anlamalıdır.
İbrahim ve İsmail (aleyhisselam) bu mümin duruşlarıyla Allah’a (celle celaluhu) ihlâsın samimiyetin ve kulluğun zirvesini göstererek, dağları taşları ve tüm zamanları sarsıyorlar hayatı, Allah (celle celaluhu) diyerek yaşamak ya da Allah (celle celaluhu) diyerek ölebilmek çabası olarak özetliyorlardı.
Kuran da bize Rabbim Allah deyip sonra istikamet üzere olmayı yolunda her şeyimizi verip rızasını kazanmayı hedef göstermiştir. İşte her şey burada Yolunda yok olmakta, yok olan taneler gibi, tohumlar gibi olmakta ve serpilmekte başaklar gövdeler olmakta, rahmet rüzgârları gibi esebilmekte düğümlenmekte.
Marifet İbrahim gibi Kâbe’yi inşa edebilmekte... “İnsanları hacca çağır.” Emri ilahisini alınca sesi yüz yıllar ötesine duyurabilmektedir. Mekke’nin dağına taşına adını yazabilmekte, Ya da her hacda, her kurbanlıkta; her koçta İbrahim’i ve İsmail’i görebilmektedir. Allah (celle celaluhu) yoluna terk edilen her rahatta, her köşkte, her evde, her arabada, her malda ve makamda İsmail gibi olabilmektedir.
Bu anlamıyla kurban sadece zenginlerin ya da gücü yetenlerin bir hayvanı boğazlaması olarak algılanamaz. Kurban her yıl Habil mi? yoksa Kabil mi? olduğumuzun, nefsimizin hangi yönünün ağır bastığının bir sınavıdır. Kurban ihlâs ve samimiyettir. Ayetlerde de işaret edildiği gibi Kurbana Allah’ın (celle celaluhu) ihtiyacı yoktur. Kullarının ihtiyacı vardır. Bu yıl kurban keseyim mi? Bana düşer mi? Diye sorup sorgularkenki niyetimiz kurban kesmekten daha önemlidir. Niyetimiz Allah’a (celle celaluhu) yakın olmak için bir ibadet yapmak mı? Konu komşu hatırı için mi? Aile itibarı için mi? Niçin kurban kesmeyi düşünüyoruz?
Rabbimiz, bizi doğru yola İbrahim’in İsmail’in, Efendimizin yoluna ilet Âmin.