Turgut Cansever

Yazar: 
Ahmet Belada
Köşe: 
Tarih

 O bir İstanbul efendisi, katıksız bir entelektüel, halis bir sanatkar ve benzersiz bir mümindir. Bir konuşmaya başladı mı, çok değil, birkaç dakika içinde bir düşünce solosu dinlemeye başladığınızı hisseder ve bir süre sonra ardı ardına sıraladığı, bilgi ve düşünce yoğunluğundan adeta çatlayacak reddeler gelen cümleleri takip edemez olursunuz; çünkü zihniniz yorulmaya başlamıştır. Fakat hoca yorulmaz; her düşünce, onun zihnini biraz daha açmakta… hocayı dinledikten sonra, Rönesans’a, Selçuklu’ya, Osmanlı’ya başka bir gözle bakmaya başlarsınız…
Genç Cumhuriyetin bütün birikimini tevarüs ettiği gibi, Osmanlı irfanını temsil eden son kuşakları yakından tanıma şansına da kavuşmuş; çok iyi bildiği ve tahlil ettiği Batı karşısında bir üçüncü dünyalı gibi değil, muhteşem bir medeniyetin mağrur çocuklarından biri olarak başını dimdik tutmayı başaran, hatta Batı’da yapılanların dışında durmak şartıyla, birçok alanda Batı’nın önüne bile geçilebileceğine, özellikle mimaride yeni yönelişlerin bundan böyle ancak Türkiye’de olabileceğine inanan; inanan değil bunu bizzat gösteren bir bilge/mimardır.” Beşir Ayvazoğlu “Defterimde Kırk Suret” isimli eserinde Turgut Cansever hakkında bunları yazmış.
Yaşadığımız çağın tanığı olan Turgut Hoca, kişinin fikri ve fiziği ile nasıl temsil edilebilirliğini çok güzel sergileyen istisna insanlardandır. Gerek fikri gerekse ülkeler arası ve ülke içindeki farklı çalkantılara rağmen kendini en iyi şekilde muhafaza edebilen büyüklerimizdendir. Herkesin savrulduğu, rotasını değiştirdiği, kimlik bunalımına düştüğü, hatta çıktığı kabuğu beğenmeyip yeni kabuklar aradığı dönemde ayakta kalabilmesi kolay olmasa gerek.

Bunda hiç şüphesiz, ülke sevgisini, tekke sevgisiyle bütünleştiren dedesi Şeyh Ali Efendi’nin büyük payı vardır. Lambası yanan fanusa kavi cam giydirilirse, hem aydınlatır hem de rüzgardan etkilenmez. Sönmeyen ışığı devam eder. İşte Turgut Hoca bu gerçekliği bizlere gösteren değerli bir ilim adamıdır.
Turgut Cansever; Dr. Hasan Ferit Bey ile eşi Saime Hanım’ın beş çocuğunun en büyüğü olarak 1920 yılında Antalya’da doğdu. Dedesi Kasımpaşa Turabi Tekkesi şeyhi ve Bab-ı Ali’nin üst düzey bürokratlarından birisi olan Şeyh Ali Efendidir. Dedesi gibi bürokrat olmayı düşünmeyen babası Ferit Bey, tıbbiyeyi bitirerek bu alanda hizmet etmiştir. Türk Ocaklarının kuruluşunda yer alan Ferit Bey, devlet ideolojisine muhalif kalmış. Kendisine yapılan üst düzey yöneticilik teklifini reddetmiş. Muhtelif yerlerde sürgün hayatı yaşayan Ferit Bey, fikir adamı ve doktor olarak yaşamıştır. Filibe kökenli annesi ise öğretmenlik yapmıştır.
Üst düzey seçkin bir ailede dünyaya gelen Turgut Hoca, ilkokulu Bursa ve Ankara’da, liseyi Galatasaray Lisesi’nde tamamladı.
Ressam olmak için girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde tanıştığı arkadaşlarının yönlendirmesiyle mimar olmaya karar verdi. Mimarlıktan sonra Sanat Tarihi doktorası yapmaya yönlendi. İslam Sanatı Tarihi Hocası Ernst Diez onu çok etkiledi. Fransa’ya giderek, Avrupa’yı da bir müddet dolaşan Turgut Cansever, “Osmanlı ve Selçuklu Mimarisi’nde Sütun Başlıkları” teziyle doktor; “Modern Mimarinin Sorunları” adlı teziyle de doçent oldu.
Kişisel bir-iki çalışmasının akabinde 1951’de mimarlık bürosunu kurdu. ODTÜ Kampus yarışma projesi, Türk Tarih Kurumu binası o yıllarda tasarlanmış çalışmalarındandır.
1952 yılında Nilüfer Hanımla evlenmiştir. Çocukları da kendisi gibi mimar olmuştur.
Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok belediyenin şehir planında görev almış. Resmi ve gayrı resmi birçok kuruluşta çalışmıştır. Kendisinden sonraki kuşağa örneklik teşkil edecek tarzda birçok etkinlite bulunmuştur. Sadece alanı olan mimarlıkta değil, sosyal ve kültürel alanlarda da sayısız hizmetlerde bulunmuştur.
Dünyanın mimarlık alanında istisnasız en prestijli ödüllerinden sayılan “Ağa Han Mimarlık Ödülü”nü üç kez alan tek kişi Turgut Cansever olmuştur. Bu yüzdendir ki, Ağa Han Mimarlık Ödülü’nün tesbit komitesinde jüri olma başarısını sağlamıştır.
Mekke Üniversitesi’nde eğitim programı hazırlık danışmanlığı yapan Cansever Hoca, 90lı yıllarda yayın etkinliğine önem verdi. Makale ve yazılarını derleyerek şaheser niteliğinde “Mimar Sinan” kitabını 2005 yılında yayınladı.
2005 yılından itibaren verilen Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne 2008 yılında layık görülen üç kişiden biri de Turgut Hoca’dır.
Osmanlı şehircilik tecrübesi, hocaya göre, bu manada insanlık tarihinin en yüksek çözümlemesiydi. “Ne yazık ki, onu da kendi ellerimizle yok ederek gelecek nesillere karşı büyük bir suç işlemişiz.” diyen Turgut Hoca; “İnsanın temel görevlerinden biri, hadis-i şerifte de ifade edildiği üzere, dünyayı güzelleştirmektir ve bunun en kestirme yolu mimariden geçer.” İfadesini kullanır.
Mimari de tıpkı insan gibidir. Kılığına kıyafetine, tavrına tarzına, ihtimam gösteren insan hoş karşılanır ve beğenildiği gibi; göze hoş gözüken mimari eserler de insanın hoşuna gider. Hatırlayınız Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) huzuruna gelen pejmürde kıyafetli birini uyarmıştır. Nezafet ve nezakete ziyade ihtimam gösteren Allah’ın Resulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem) ümmeti olarak biz de hem kendimize hem de mimarimize dikkat etmeliyiz. İşte bunun son örneklerinden biri de Turgut Cansever Hocadır.
2000 yılında kalbine pil takılan ve 2008 Temmuzundan itibaren yatağa bağlı tedavi gören Turgut Cansever, 22 Şubat 2009 Pazar günü İstanbul Kadıköy Çiftehavuzlar’daki evinde vefat etti.
Hayatını kalp, çevre ve yapı güzelliğine hasreden Turgut Cansever Hoca’ya Allah’tan rahmet diliyorum.