İ’lâ-yı Kelimetullah Heyecanı

Yazar: 
Hamit Haksever
Köşe: 
Hafıza-yı Beşer

İ’lâ; yükseltmek, yüceltmek demektir. Kelimetullah ise Allah’ın kelimesi, Allah’ın sözü anlamındadır. İ’la-yı kelimetullah; Allah’ın kelimesini yüceltmek demektir. Bu, “Lâ ilahe illallah” kelimeyi tevhidini bütün cihana duyurmak ve Allah’ın son dini olan yüce İslam’ı bütün insanlığa ulaştırmak manasındadır. İ’la-yı kelimetullah uğrunda yapılan her faaliyet cihaddır.
Tevbe suresi 40. Ayeti celilesinde Rabbimiz, kâfirlerin sözünü alçalttığını beyan ettikten sonra “Ancak Allah’ın sözü yücedir” buyurmuş ve hemen ardındaki 41. Ayeti kerimede de müminlere “Size kolay da gelse, zor da gelse hepiniz cihada çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin. Bilseniz, bu sizin hakkınızda ne kadar hayırlıdır.” buyurarak biz müminlere istesek de istemesek de cihada devam etmemizi emir buyurmuştur. İşte bu ayeti kerimenin fermanına gönül veren müminler varlıkta-yoklukta, gençlikte ihtiyarlıkta, meşguliyette-boş vakitte, evliyken-bekârken, hâsılı her halükarda i’la-yı kelimetullah için gayret etmişlerdir.
Yaşı bir hayli ilerlemiş olan Ebu Talha, Tevbe suresini okurken bu ayete gelince: “Ey Rabbimiz!.. Gençler ve ihtiyarlar, hep beraber savaşa çıkacağız. Ey oğullarım, beni techiz edin!” diye inledi. Oğulları: “Allah sana merhamet etsin... Sen, vefatına kadar Resulullah’la beraber savaştın. Sonra vefatına kadar Hz. Ebubekir’le, sonra vefatına kadar Hz. Ömer’le beraber harbettin. Bırak bugün de senin yerine biz savaşalım.” dediler. Ebu Talha oğullarının bu isteğini reddetti. Yapılacak deniz seferi için gemiye bindi. Gemide iken ruhunu teslim etti. Tam 9 gün defnedecek bir adacık bulamadılar. Bu süre zarfında Ebu Talha’nın cesedi hiç bozulmadı. Nihayet 9 gün sonra onu bir adaya defnedebildiler.

Efendimizin vefatından sonra sahabeyi kiram efendilerimiz, dünyanın dört bir yanına gidip ömürlerini tebliğ ve İ’la-yı kelimetullah davasına adadı. Veda haccında Efendimizi dinleyen 120.000 sahabeden ancak 20.000 kadarının kabrinin Harameyn’de olması bize sahabeyi kiram efendilerimizin tebliğ heyecanını göstermektedir. Medine’ye bir yıllık mesafede olan Çin’e tebliğ için giden Vehb bin Kebşe, yaşlı halinde İstanbul’un fethi için cihada çıkan Eba Eyyubel Ensari ve daha niceleri hep bu heyecan ile dopdolu idi.
Kuzey Afrika’yı fetheden Utbe bin Nafi (r.a.), atını Atlas okyanusuna sürmüş ve “Ya Rab! Karşıma şu uçsuz bucaksız deniz çıkmasaydı, senin yüce adını çok ötelere götürürdüm.” diyerek yüreğindeki İ’la-yı kelimetullah heyecanını terennüm etmişti.
Musa bin Nusayr’ın azadlı kölesi olan Tarık bin Ziyad, Endülüs’e çıkınca gemileri yaktırdı. Askerleriyle kendisine, şehitlik veya zaferden başka tercih bırakmadı. 7000 askeri ile 90.000 kişilik orduyu mağlup etti. Sonra kralın sarayına girip hazine odasındaki elmas, altın ve gümüşlere basarak tarihe geçen şu sözleri söyledi: “Ey Tarık! Dün boynu tasmalı bir köle idin; Allah seni hürriyete kavuşturdu. Sonra bir kumandan oldun. Bugün, Endülüs’ü fethetmiş bir kumandan olarak kralın hazinelerine sahip bulunuyorsun. Ama unutma ki yarın da toprak olup Allah’ın huzurunda olacaksın!..”
Osmanlı’nın da kuruluştan beri temel gayesi İ’la-yı kelimetullah ve nizam-ı âlem idi. Yapılan savaşlar hep bu uğurda oluyordu. Nitekim nasihatleri ile Osmanlı sultanlarının yolunu aydınlatan Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye olan nasihatinde savaşın bile gayesinin yaşatmak ve insanları Allah’ın diniyle diriltmek olduğunu şu sözleri ile ifade ediyor: “Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz.”
Osman Gâzî’nin de: “Gâyemiz, kuru bir cihangirlik değil, i’lâ-yı kelimetullâhtır!” şeklindeki son sözleri, bütün sultanlara rehber olmuş, bu gayeyi ifade sadedinde Fatih Sultan Mehmed Han şu beyti terennüm etmiştir:
İmtisâl-i «câhidû fillâh» olupdur niyyetüm
Dîn-i İslâm’ın mücerred gayretüdür gayretüm
“Niyyetim; «Allâh yolunda cihâd ediniz!» emrine riâyet etmektir. Gayretim de, İslâm dîninin hâlis ve ulvî gayretidir.”
Orhan Gâzî de, oğlu Murâd Han’a: “Osmanlı’ya iki kıt’a üzerinde hükmetmek yetmez! Zîrâ i’lâ-yı kelimetullâh (Allâh’ın dînini yüceltmek) azmi iki kıt’aya sığmayacak kadar büyük bir dâvâdır! Selçuklular’ın vârisi biz olduğumuz gibi Roma’nın (Avrupa’nın) da vârisi biziz!..” buyurarak İ’la-yı kelimetullah ufkunun ne kadar geniş olduğuna dikkat çekmiştir.
Bir dünya haritasına bakan Yavuz Sultan Selim, “Bir hükümdar için eh neyse, ama iki hükümdar için az...” diyerek dünyanın tek bir tevhid bayrağı altında idaresini hedefleyen yüce mefkûresini göstermiştir. Mısır seferinden sonra Kâhire’den İstanbul’a dönerken, “Gönül ister ki, Afrika’nın kuzeyinden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim!” diyen Yavuz’un doyumsuz fetih arzusunu şair Yahya Kemal ne güzel ifade eder:
Sultan Selîm-i Evvel’i râm etmeyip ecel;
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî!
İ’lâ-yı kelimetullah heyecanının bir neticesi olarak Yıldırım Beyazıt, kuşatma altındaki Niğbolu kalesine şimşek gibi girip “Bre Doğan, dayanın işte geldik...” diye haykırmış ve yine şimşek gibi kuşatmadan ayrılmıştı. Peşine düşen kolluk kuvvetleri, atının rüzgârına bile yetişemediler. Yine bu İ’la-yı kelimetullah heyecanını yüreğinde duyan bir levend (deniz askeri) Barbaros Hayreddin Paşa’nın Preveze Deniz zaferini padişaha iletmekle vazifeliydi. Sarayburnu’nda gemiden inen levend, bu büyük muştuyu bir an evvel padişaha arz etmek için atını dörtnala koşturdu. O esnada Kanuni sarayın balkonunda onu izliyordu. Süratle padişahın yanına gelen yiğit asker, atının mahmuzlarını çekiverince at şaha kalkarak etrafında daire çizdi. Askerin bu heyecanından memnun olan Kanuni mütebessim bir çehre ile: “Levendim, pek yaman bir küheylana binmişsin.” deyince bu yağız levend: “Sultanım, Akdeniz de yaman bir küheylan idi. Lakin biz onu uslandırdık.” diyerek yüreğindeki iman coşkusunu ve zafer müjdesini haykırmıştı.
Saymakla bitiremeyeceğimiz bu misallerden ibret almayı ve İ’la-yı kelimetullah heyecanı ile yaşamayı
Rabbim cümlemize nasib etsin. Amin.