Piyasa Dini
Bir de, din olup olmadığını bilmeden din edinilen adetler, tavırlar, olgular vardır ki, insanlığın yanıldığı en önemli nokta burasıdır. Din edindiğini bilmeden din sahibi olmak, alışkanlıklara din gibi sarılmak, kendisine yön veren düşünce sahiplerini ilahlaştırmak… Hz. Âdem’den beri yeryüzündeki tevhid hareketinin omurgasını da bu gibi yanlış anlayışlarla mücadele oluşturmaktadır.
Modern çağın en önemli özelliklerinden birisi, insanın özünden bahsetmeyi terk edip eşyadan bahsetmeye yönelmesidir. Hakikatte insana ait olan öz, ilâhî bağlarla Allah’a bağlıdır. Öz, ruhanîdir. Özün gerçek manada mutlu olması bir süreçte gerçekleşebilir. Buna karşılık insanın nefsî ve fizikî yanı anlık mutluluklar ister. Mutluluk, başka hazları doğurur. Mutluluğun sonu gelmez. Çünkü nefis doyma bilmez. Bu sebeple nefse hoş gelen her şeyin elde edilmesi gerekir. Bu düşünceyi ileri sürenler hem kendi egolarını, hem de kendileri gibi insanların yeryüzünü kuşatmaları için var güçleri ile çabaladılar. Bugün dünyanın “küçük bir köy” olduğundan herkes bahsedebiliyorsa bu onların zaferidir.
Çeşitli reform ve yenilenme hareketleri sonucunda iman ettikleri “Tanrı” ile bağlarını koparan Batılı, insana hitap edecek birçok yeni tarz ve cazibe ürünleri ile piyasa oluşturmaya başlamıştı. Kendi toplumlarını piyasanın kulu yapmayı başaran Avrupa düşüncesine göre, Doğu toplumları yoksul ama bir o kadar gururlu idi. Geçmişte onlardan çok çekmişlerdi. Bu sebeple Doğulular kendilerine bir şekilde boyun eğmeli idiler.
19. yüzyılın başlarında iyi yetişmiş misyonerler İslam ülkelerinde cirit atmaya başladı. Şark insanının inançlarını sarsmak için Kur’an’dan, sünnetten bahsetmekten geri durmadılar. Önce “açlık korkusu” pompalandı. Bireysellik perdesiyle bencillik aşılandı. İnsanın kendi kendine yetebileceği anlayışı yerleştirildi. İslâm Dünyasının kendi başarısızlıkları da eklenince, istedikleri hedeflere ulaşmaya başladılar. Batı anlayışı, müslümanlar arasında kendi tezlerini destekleyecek müteradif düşünceler bulmakta zorlanmadı. Kendi hırs ve emellerini destekleyecek esaslar cımbızla çekilip kullanılmaya başlandı. Biliyorlardı ki, İslâm dini de insana hitap ediyordu. Bir çok âyet ve hadis de dünya hayatının önemli olduğunu vurgulamakta idi. Önemli olan bu tür beyanları kendi düşüncelerine malzeme edebilmeyi becerebilmekti. Bizler arasında şu hadisin en çok bilinen ve çok sevilen bir hadis olmasının başka sebepleri olabilir mi?
“Üç şey dünya mutluluğundandır: Geniş bir ev, iyi bir binit ve saliha bir hatun.”
Ayrıca, çalışmanın da bir ibadet olduğunu, ilk dînî bilgi olarak çocuğuna öğreten bir baba acaba kimden etkileniyor dersiniz?
Batıyı kasıp kavuran “The market as God (Piyasa tanrısı)” Doğu’ya tam hâkimiyetini Osmanlı’nın yıkılması ile kurmaya başladı. Tabi-i ki bu adlandırma yine Batılı bilim adamlarının bir nitelemesidir.*
Zaten hiçbir sahte tanrının tanrılığı ilan edilmez. Evvelemirde piyasa ilkeleri birer amentü esası gibi sunulmaya başlandı. Milliyetçililik akımları sayesinde İslâm ümmetinin, birlik ve beraberliğinin yok olması daha da işe yaradı. Müminin mahremi olan birçok husus alenîleştirildi. Gizli zevkler ortaya atıldı. Güzellik yarışmasına katılan ilk müslüman(!) kadın, güzelliğine bakılmadan birinci ilan edildi. Böylece yüzyıllardır tamah ettikleri Anadolu topraklarında da piyasa dininin temelleri atılıyordu. Güzelliğini sunmak isteyen herkes bedel ödeyecekti. Bu bedeli almak ise piyasa sahiplerinin işi idi
Gazetelere ekonomi sayfaları konuldu. Ekonomik göstergeler aslında yaşama kriterleri idi. Gelecek için hazırlık yapan kişiler bu göstergeler olmadan karar veremeyecek hâle geldi. Bir zamanlar yarın ne kazanacağını bilemeyeceğini İlahî mesajdan öğrenip yastığında rahat rahat uyuyan fertler, yarın endişesi ile yanıp tutuşmaya başladı.
İletişim araçlarının çoğalması ve gelişmesi piyasa dininin işini kolaylaştırdı. Bu yolla insanlara devamlı ekonomik kaygılar aşılandı. Felaketler anında nelerin depolanacağı ayrıntıları ile öğretildi. Neyi, nasıl, nereden alacağı insana iyice belletildi. Neler zararlı, neler yararlı okutuldu. Kişi ne zaman dinlenecek, ne zaman tatil yapacak karar verildi. Tatilde neler okunacak, nerelere gidilecek belirlendi. Kısaca bir hayat şekli, mücessem hâle getirilip, sunuldu. Buna muhalefet edenler piyasanın müezzinleri, medya gevezeleri tarafından tu, kaka ilan edildi.
Günümüzde, piyasa bize her şeyin satılabileceği anlayışını zerk etmektedir. Ona göre her şey para iledir. Maalesef artık bize göre de her şey paradır! Paraya konu olmayan, bir teneffüs ettiğimiz hava kalmıştır. İnsanın kanının meta haline getirilmesiyle, kalp, böbrek, kemik iliği, sperm hatta ana rahmi bile kiraya verilerek satılmaktadır.
Bizlere inşirah duygusu veren âlim ve ariflerin yerini, kulaklarını saati bilmem kaç liraya kiraya veren psikologlar almıştır. Bilgi yardım içindi. Artık, bilen kazanıyor.
Kadim geleneğimizde, “toprak ana”, “ata diyarı”, “sıla”, “mübarek dağ”, gibi adlarla adandırılan ve daima hürmet uyandıran yerler paraya konu edilmiştir. Mezarlıklar bile zengine göre ayrı, fakire göre ayrı hazırlanmaktadır.
Serbest piyasa terkibi kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Oysa serbest piyasa, o kadar da serbest değildir. Herkes kendi başına değil mesela. Serbest piyasanın serbestliği, bizim serbestliğimizi ortadan kaldırıcı. Onun da iman esasları, emirleri yasakları var. Faizsiz serbest piyasa olamadığı gibi, modadan bağımsız yaşayamazsınız. Güçlü olmazsanız ezilmek mukadderdir. Acırsanız kaybederseniz. Piyasada babanız da olsa, kazanacaksanız satın almalısınız. Kutsal sadece ekonomik kutsaldır. Bu sebeple etini tek sermaye haline getirdiğiniz çıplak mankenlerin sırtına, milyarlarca insanın inandığı Allah’ın ismini yazma şerefsizliğini hiç çekinmeden tadabilirsiniz.
Piyasa dini tapınılacak eşyalar üretir ve piyasaya sürerken önce bunlara ulaşmanın hayal olduğunu hissettirmeye çalışır. Sonra bu eşyalara sahip olmak isteyenlere, bir el vererek hayali gerçeğe dönüştürür. Bu sefer bu metaların korunmasının nasıl olacağı telkin edilir. O kadar önemli eşyaya sahip olan bizler bu eşyaları kutsamaya başlarız ve dokunmaya kıyamayız. Böylece dünyaya bağlılığımızı artıracak ebedîlik duygularımız kabara kabara bir hindi gibi olur.
İş adamları, teknoloji babaları, yıldız futbolcular, popçular, piyasa dininin peygamberleri gibidirler. Bu kişilerin nasıl zengin oldukları piyasa dininin müellefe-i kulübleri için son derece mühimdir. Sahte peygamberlerin hayat hikâyeleri elden ele dolaşır. On derste zenginlik seansları düzenlenir. Çoluk çocuk bu kişileri örnek almaya gayret eder. Hanımlar piyasa dininin peygamberlerinin hanımlarına öykünürler. Yalancı peygamberlerin eşyaları da kutsanır ve ümmetlerine açık artırmayla binlerce dolar karşılığında satılır.
Bugün büyük alışveriş merkezleri piyasa dininin mabetleri durumundadır. Kredi kartları biat belgeleri, kazanılan cip paralar sevap gibidir. Piyasa dininin inançları zihinlere o kadar yer etmiştir ki, Kur’an ehli olduğu zannedilen zat-ı şerifler bile, kendisini, “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bugün yaşasaydı, en pahalı cipe binerdi” demek zorunda hissediyor.
*Harvey COX,(Harvard üniversitesi ilahiyat profesörü)
















