İlkadım'dan

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu

 
Kıymetli okuyucu,
                Bu sayımızın konusunu, güncel olan ve kanayan bir yaraya neşter olarak vurulmak istenen, Demokratik Açılıma ayırdık. Yüzyıllar boyu bir ve beraber yaşayan insanların yönetim çıkmazı, cahilliklerden, içteki ve dıştaki kimilerinin çıkar hesaplarından kaynaklanan, asrın dramıdır. Bu bir ülkenin en temel kaynaklarından olan insan gücünün, mesaisinin maddi ve manevi varlıklarının bir hiç uğruna heba edilmesidir.
                Dinimizin reddettiği ayrımcılık, bir başka deyişle ırkçılık illetinin bir ülkenin insanları arasına soktuğu fitne belasıdır. Müslümanların arasındaki ilk fitnenin temelinde de şuubiyye denilen, kabilecilik ve ırkçılık denilen ayrımcılık fitnesi vardır. Ümeyye ve Haşimîler arasındaki kabile çekişmesi Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ciğer pareleri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Radıyallahu anhüma’nın şehadetlerine sebep olmuştur. Hz. Hüseyin radıyallahu anh şehadet şerbetini içtiğinde, 18 yerinde hançer ve kılıç yaraları vardı. Yönetim tutkusu, cahillik ve çıkar hesapları, peygamber neslinden akan kanlarının sebebiydi.

Güneydoğu insanını da ayakta tutan ve birlikteliklerini sağlayan değerleri vardı. Şafi fıkhına göre eğitim veren medreselere sahiptiler. Yetişen din adamları halkın problemlerini çözüyorlardı. Ne var ki bunların yetişmeleri dumura uğradı veya uğratıldı. Harç vazifesi gören ve bu yapıda yer alanlar çeşitli şehirlere ayrılmak zorunda bırakıldılar. Sayıları azaldı. Her geçen gün terör belası bu boşluktan istifade ederek süratle arttı. Bu boşluğu bir zamanlar, 1980 öncelerinde, geri kalmışlık edebiyatıyla komünizm kullandı. 1980 sonraları yerini tamamen ırkçılığa bıraktı. Yönetim, şiddet uyguladı, her şiddet bir başka karşılıkla buluştu. Bu kıyım otuz seneyi aşkın devam etti. Bu yaranın çözümü için, dini anlamda sebebine, dış ilişkilerine, tarihi açılımına ve Demokratik Açılımın farklı yaklaşımlarına değinmeye çalıştık. Yapılan uygulamaların son derece yanlış, fakat yaşanmış acı tecrübelerine yer verdik. Konuya katkıda bulunabildikse kendimizi mutlu sayacağız.
                Bir problemi çözebilmenin yolu, o probleme götüren nedenlere eğilmektir. Çözüm buradan çıkar. Şiddet, tarih boyunca çözüm üretmekte hep cılız kalmış, gözyaşı, hüsran ve kandan başka bir şey getirmemiştir. Bu sebeple bu yöre insanının tarihi geçmişini, sosyal yapısını, maddi ve manevi yanlarını, hazlarını ve elemlerini… iyi etüt etmek gerekir. Araştırıldığında birlikte olabilmemiz için yüzlerce neden görülecektir. Bu, muhatabı anlamayı ve onlar için çözüm yolu üretmeyi kolaylaştıracaktır. Bunun temelinde, sevgi ve saygı ile yaklaşma zorunluluğu vardır. Zorlama bir eğitimle değil de, onları anlama ve rehber olma ile ufuklarının açılması zorunludur. Bu, terörün temelini zayıflatmak için yapılan Demokratik Açılımın da ötesinde, insani bir zorunluluktur. Bu, ülkenin bütünü için de geçerlidir. Tepeden bakmakla bir şey elde edilmez. Yönetimin, insanlarıyla bir ve beraber olması gerekir.
                Birbirimizi anlamada ve ufkumuzun açılmasında yüce Rabbimizden sevgi ve yardım niyaz ederiz…