Kalpler Birleşmeli

Yazar: 
Selim Armağan
Köşe: 
Kur'an İklimi

 
“Sakın kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra parçalanıp çatışmaya düşenler gibi olmayınız. Böyleleri için büyük bir azap vardır. “(Ali İmran: 105)
 
Atom çağı, uzay çağı, bilgi çağı, ya da iletişim çağı denilen bir süreçte yaşıyoruz. Bu yüzyılın en önemli özelliği belki de iletişimde ulaştığı baş döndürücü gelişimdir. Her birimizin elinde, dünyanın diğer ucuyla sözlü, yazılı ya da görüntülü iletişim kuracak aletler var. Bu durum hamd etmeyi şükretmeyi gerektirdiği gibi bize müslümanlar olarak gerek tebliğ vazifemizde ve gerek emri bil maruf ve nehyi anil münker vazifemizde yeni sorumluluklar yükler. Mahlûkatın nefesleri adedince olan tebliğ ve irşat yollarını aramamızı zamanın gereçleriyle mücehhez olup görevlerimizi yeniden üstlenmemizi istemektedir. Hayra çağırmak, iyiliği emretme, kötülüğe engel olma bütün müslümanlara farz-ı kifayedir. Bu görev yapılmayınca hiçbir müslüman mesuliyetten kendini kurtaramaz.  
Resuller ve nebiler görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Peygamberlik makamının tacı Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de geride gün gibi aydınlık bir din bırakarak yüce Rabb’imize yürüdü. Yasin suresi 6.ayetteki ” (Bu Kur'an) Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.” Hükmü ile Efendimiz’e (sallallahu aleyhi vesellem) yüklenen görev artık biz müminleredir. Ataları uyarılmadığı için ya da bilgi çağında olmasına rağmen Allah’tan ve Kuran’dan habersiz milyonlarcasına ulaşmak, Allah yolunda hakkıyla, gücünün yettiği kadar gayret etmek ve bu konuda hiç kimsenin kınamasından korkmamak, hatta anası, babası veya kendi aleyhinde bile olsa Allah için adalet ve doğruluktan ayrılmamak birinci vazifemizdir.
"Ben kendi başıma dinimi, imanımı koruyabilirim." demek tehlikelidir. Kendi başına öz İslam’ı yaşayacağım iddiası ile yalnız kalmak isteyen kişi ve guruplar hatta kendilerini diğer müslüman toplumlarından uzaklaştıran yalnızlaşan ülkelerin, iman ve İslâm üzere iyi bir sonuç alabilmeleri şüphelidir. Böyle bir yaşam tasviri Allah’ın (celle celaluhu) ayetlerinde ve peygamberinin tebliğinde yoktur. Fert zorlama ve baskı altında her şeyini kaybedebilir. "Allah'ın (celle celaluhu) kudreti cemaatle beraberdir." Dinin dünyadaki en büyük hedefi insanları Allah’a (celle celaluhu) iman ve itaat temelinde kardeşçe yaşatmaktır. Bunun içindir ki, cemaatini yitiren veya perişan edenler muhakkak perişan olurlar. Tevhid nizamı bozulduğu zaman, ortaya çıkacak şer ve bela da yalnız zalimlere isabet edip kalmaz, herkese bulaşır.“Sakın kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra parçalanıp çatışmaya düşenler gibi olmayınız. Böyleleri için büyük bir azap vardır. “(Ali İmran: 105)

Müslümanlar arasında baş gösterebilecek anlaşmazlık yahut görüş ay­rılıkları hakkında Kur'an ve sünnetin hükmüne başvurmalıdır. Avrupa birliği kapısında, asya ülkeleri arasında bizleri barıştıracak, el sıkıştıracak hatta kucaklaştıracak antlaşmalar teamüller v.s aranmamalıdır. "Herhangi bir iş hakkında anlaşmazlığa düşerseniz onu -eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız- Allah'a ve Rasulüne döndürünüz. Bu hem daha hayırlı, hem sonuç itibariyle daha güzeldir." (Nisa : 59)
Hucurat suresi Müslümanların olan ve olası sorunlarına ulusal ve uluslararası çözümlerin en önemlilerini içerir. Sureye hadislerinde ışığında özet olarak bakarsak sosyal hayatın temel ilkelerini görebiliriz ki bu ilkeler hayatın hem kanı hem de canı olan ilkelerdir. 
·         Tüm insanlık nesep itibari ile ana baba bir kardeştir.
·         Müslümanlar inançları itibariyle özel statülü kardeşlerdir.
·         Kendimiz için istediğimiz güzellikleri kardeşlerimiz için de istemeliyiz.
·         Müslümanla savaşmayı Allah’ı(celle celaluhu) inkâr gibi günah saymalıyız
·         Lakap takmamalı, kötü söz söylememeli, kardeşlerimize zulmetmemeliyiz.
·         Onları hakir görmemeli, gizli hallerini araştırmamalı, kötü zanda bulunmamalı, toleranslı olmalı, gıybetlerini etmemeli…
 
İnsanın yaratıcısı yüce Rabb’imizin bize sunduğu kardeşlik ve birlikte yaşama projesinin temeli tevazu ve empatiye dayanmaktadır. Yıkıcı unsuru ise kibir ve asabiyettir. Ali İmran suresi ayet 103 te Efendimiz zamanında vahşet derecesinde süren kardeş kavgalarının nasıl çözümlendiği dünya ve ahiret mutluluğunun nasıl sağlandığının formülü “Allah inancı etrafında kalpleri birleştirmek” olarak özetlenmiştir. Kalpleri birlikte çarpmayan emelleri ve ümitleri bir olmayan milletlerin başı ızdıraptan kurtulmaz. Birlikte hareket edebilmek için de sürekli olarak kardeşliğe iyiliğe vurgu yapan marufa davet edenler olmalıdır. Bu kişiler yanlış iş ve davranışlarında kişileri ve toplumları uyarmalı kardeşlik duygusunu sürekli zinde tutmalıdır.
 
Peygamber efendimiz de "Karşılıklı sevgilerinde, merha­metlerinde ve birbirlerine şefkatlerinde müminlerin misali bir vücudun misali gibidir. Onun bir azası rahatsızlanacak olursa vücudun diğer kısımları da ateş­lenerek, uykusuz kalarak ona katılır." Hadisi şerifleriyle nemelazımcı vurdumduymaz tipleri Müslümanlık tanımlamasının kenarına kadar getiriyor. Yüce dinimiz İslam’ı neredeyse millileştirerek Rabb’imizin kardeşsiniz dediği diğer ırklardan olan müslümanları dışlamak, onları üvey kardeşler görmek hem bize hem de onlara yakışmaz. Bu ikincileyici tavır hem milletimizi böler parçalar hem de İslam ümmetini düşman kardeşler yapar. Dinimize göre izlenmesi gereken genel ilkelerden ayrı hareket etmek kardeşliği zedeleyeceği için tefrika sayılmış ve büyük bir günah addedilmiştir. Dinin sınır ve maksatlarının dışına çıkan kimse zalim olur.
 
Ümmetin maslahatını görmezlikten gelmek bir nevi ihanettir ki Müminun suresinde felah bulacak müminlerin özellikleri sayılırken “Onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlerine riayet ederler” yani kendilerine emanet edilen her şeye sahip çıkarla, zayi olmaması için titizlik gösterirler ki bu emanetlerden biri de Kuran ve ahkâmıdır. Allah (celle celaluhu), problemlerine Kuran kaynaklı çözüm aramayan, onu yok sayan ya da görmezden gelenler hakkında "Kim bu dünyada kör ise ahirette de kördür." buyurur. Bu körlük uyarılara gözünü ve gönlünü kapatıp batıl yollara dalanların basiret körlüğüdür.