Yolculuk Namazı

Yazar: 
Cemil Usta
Köşe: 
Fıkıh

 
Misafirin, yolculuk süresince namazı dört rekât yerine iki rekât kılabilmesi için, en az 90 km. mesafeye yolculuk yapması gerekir. Yolculuk esnasında misafir olduğu gibi gittiği yerde, 15 günden az kaldığı taktirde de yine misafirdir.
Yolcu olan kimse dört rekâtlı farz namazları iki rekât kılar. Bunları dört rekât kılması mekruhtur. İki rekâtı dört rekat kıldığı taktirde, eğer ikinci rekâtta ettehiyyatü için oturmuşsa ilk iki rekât farz yerine geçer. Son iki rekât da nafile olur. İkinci rekâtta oturmamış ise namaz bozulur. İmamla beraber kılıyorsa imamla beraber namazı dört rekât kılar, imamla beraber selam verir. İmama uyan kişi imam iki rekâtı kıldırdıktan sonra kendi başına selam verip ayrılamaz. İmama ikinci ve üçüncü rekâtlarda da uyarlar. İmamın selamından sonra namazı dörde tamamlarlar. İki ve üç rekâtlı farz namazlarda değişiklik yoktur. Onlar mükim de olsa, misafir de olsa durum değişmez. İmam misafir, ona uyan da mükim ise imam iki rekâttan sonra selamını verir. Mükim ise imamın selamından sonra ayağa kalkar, kalan o iki rekâtını imamın arkasında kılar gibi tamamlar ve kıratta bulunmaz.
Yolculuğa çıkan kimse, oturduğu şehir, kasaba veya köyün binalarını geçince misafirlik başlamış olduğundan, kılacağı namazları buradan itibaren kısaltarak kılar. Yolculuktan dönüldüğü zaman da, oturulan yerin binalarından içeri girince misafirlik bitmiş olur. Namazlarını dört rekât kılar.

Bir kimse misafir olduğu müddet içinde kılmadığı namazları yolculuk tamamlanıp evine döndükten sonra iki rekât olarak kaza eder. Mükim iken, yani yolculukta olmadığı bir zamanda kılmadığı namazı misafir iken kaza edecek olsa, dört rekât olarak kaza eder. 
Misafir, ramazanda dilerse orucunu tutar, dilerse sonraya bırakır, memleketine dönünce tutar. Ancak oruç tutmasında bir zorluk yoksa misafirin ramazan ayında orucunu tutması daha hayırlıdır.
Bir iş için gittiği yerde önceden kaç gün kalacağına karar veremeyen kimse bu gün yarın derken orada on beş günden fazla hatta aylarca kalsa bile yine misafirdir. Namazlarını ikişer rekât kılar.
KABİR ZİYRETİ
 Kabirleri ziyaret etmek erkekler için olduğu gibi kadınlar için de mendubtur. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyrulmuştur: “Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirleri ziyaret size ahreti hatırlatır.”(İbni Mace)
“Ben sizi kabirleri ziyaret etmekten nehyetmiştim fakat, Peygamberiniz Muhammed’e annesinin kabrini ziyaret etmesi için izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti ahreti hatırlamaktır.”( Müslim)
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ilk zamanlarda kabir ziyaretini yasaklamıştı. Bunun sebebi şu idi: İslamiyet tevhid akidesini getirmiştir. İslamiyet’ten önce Arap yarımadasında putlara tapılıyor, kabirlere secde ediliyordu. Yahudiler ve hıristiyanlar da aziz saydıkları kimselerin kabirlerini ibadet yeri haline getirmişlerdi. Allah’ı bir bilmek ve yalnız ona ibadet etmekten ibaret olan İslam dinini yeni kabul etmiş olan insanlar. İslamiyet’ten önceki bu alışkanlıkların İslam’a da katabilirler ve böylece tevhid inancını bozarlar endişesiyle Peygamberimiz aleyhisselam ilk zamanlarda kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştı. Daha sonra müslüman olanlar, İslamiyet’i ve onun tevhid inancına verdiği önemi iyice kavrayınca, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kabir ziyaretine izin verdi. Bizzat kendisi annesinin mezarını ziyaret etmişti. Ayrıca Peygamberimiz aleyhisselam Uhud şehidlerini ve Baki Kabristanı’nı da ziyarette bulunurdu.
Hazreti Aişe annemiz de Mekke-i Mükerreme de defnedilmiş bulunan kardeşi Abdurrahman’ın kabrini zaman zaman ziyaret ederdi. Aişe annemize: “Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kabir ziyaretini yasaklamamış mı idi?” diye sorulduğunda, Aişe annemiz: “Evet vaktiyle yasaklamıştı. Fakat sonra ziyaret edilmesini emretti.” diye cevap verdi. (Buhari)
Peygamberimiz ve ashabının kabir ziyaretleri bizim için bir örnektir. Kabirleri ziyaret ederek ölülülerimize dua etmemiz güzeldir. (Diyanet ilmihali)
ZİYARETİN USULÜ
Kabristana kemali edeble girilmeli, selam verilmeli, Yasin-i şerif veya on bir ihlâs ve bilinen sureler okunmalı ve sevabını vefat edenlere bağışlamalıdır.
Kabirlere karşı namaz kılınmaz, kabir üzerine oturulmaz, üzerine ayakla basılmaz, mezar taşlarına el yüz sürülmez. Ölülere adak yapılmaz. Kabirlerdeki yeşil otları yolmak, meyvelerini toplamak mekruhtur. Ancak kurumuş olan ağaç ve otları kesmekte bir beis yoktur. Zira kabirleri muhafaza etmek temiz tutmak gerekir.
Ölülerin hakları da dirilerin hakları kadar, belki ondan daha ziyade mahfuzdur. Bu haklara riayet edilmesi insaniyet için bir vecibedir.
Kabirler üzerine güzel kokulu güller iyi olmakla beraber, sünnet olanı ağaç dikmektir. Mesela çam ve benzeri meyve vermeyen yeşilliği daha sürekli olan, insanlara da sıhhat yönünden zararı olmayan ağaçları tercih etmeliyiz. Ağaçlar kurumadığı süre içinde Hak Tealayı kendi hal dili ile tesbih ederler. Orada bulunan imanla vefat eden kişilere rahmeti ilahiyyeye vesile olurlar.
Rasülü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) efendimiz bir kabristanda bulunan iki kabir sahibinin azab içinde olduklarını görünce mübarek ellerine aldıkları yapraksız, yaş bir hurma fidanını ikiye bölüp birini bir kabrin diğerini de diğer kabrin başına dikmişler ve şöyle buyurmuşlardır: “Umulur ki bunlar kuruyuncaya kadar bu kabir sahibleri hakkındaki azab hafifleyecektir.”
Allahu Teâlâ ayet-i celilede şöyle buyuruyor: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. Aslında hiçbir şey yoktur ki, Allah’ı hamd ile tesbih etmesin, fakat siz onların tesbihini anlamıyorsunuz.” İsra – 44
Akl-ı selim, kâmil müminler kendini kabre, mahşere, cennete hazırlayanlardır. İman ve salih amellerle hayatını sürdüren bahtiyar insanlara müjdeler olsun.
Allah’ım ümmet-i Muhammedi Kur’an’a mahkûm et. Âmin