Çocukları sevmek demek; onları anlamak demektir - 2

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu
Köşe: 
Eğitim

 
0-9 yaş arasına Gelenek Öncesi evre adını vermiştik. Bu evrede, çocuğun gelişimi son derece önem arz eder. Ebeveynin göz önünde bulunduracağı konulardan bir tanesi de; çocuğun neleri yapıp - yapamayacağıdır. Anne-baba olarak bizler çocuklarımızın güzel şeyler öğrenmesini, yapmasını ve birden gelişmesini isteriz. Bu konuda çok aceleciyizdir. Çocuğun istediğimiz davranışı yapabilmesi ve onu gerçekleştirebilmesi belli bir gelişime ulaşımını gerekli kılar. Çocuk bu gelişim ve olgunlaşma sürecinden geçmeden belli becerileri kazanamaz ve yapamaz. Ebeveynin yapacağı, bu gelişim ve olgunlaşma sürecini gözlemlemektir. Erken davranış gereksiz uğraşılarla vaktin geçmesini sağlar. Bu sebeple çoğu kez boşuna uğraşılarla zaman geçiririz. Örneğin: 03–04 yaşlarındaki bir çocuk okuma – yazmayı, sayı saymayı, renkleri fark edemez. Buna karşılık dili öğrenmeye o yaşlarda, büyüklerden çok daha yatkındır. Bir başka noktadan bakıldığında, 8–9 aydan itibaren bir bebek duyduklarını yinelemeye ve kapmaya başlar. Bu nedenle özellikle çocukta bu aylardan itibaren buna yönelik ilgi ve uyarıların artırılması gerekir. Önemli olan yanlardan bir tanesi de, 03–04 yaşlarından itibaren olgunlaşma süreciyle ilgili olarak uygun hale geldiği noktalardan birsi de işitme yetisi ile ilgilidir. Bu dönemlerde bu yeteneklerinin geliştirilmesi bakımından Kuranı Kerim, ilahi dinletmek son derece yaralıdır. Aile içi çekişmelerden uzak, sakin ve gürültüsüz bir ortama ihtiyaç duyar. Daha önce de belirttiğimiz gibi çocuk bu dönemleri hayatında bir kez yaşar ve uygun dönem geçirir. Atalarımızın dediği gibi “ demir tavında dövülür. ” uygun dönemde o döneme uygun davranışların sergilenmesi çocuk gelişimi için oldukça önemlidir. Buna “ Kritik Dönem “ adı verilir. Zira Fransa’da ormanlık bir alanda 10–11 yaşlarında bulunan bir çocuk hiçbir dili konuşamayacak haldeydi. Sosyal ilişkilerden kaçıyor, hiç konuşamıyordu. Beş yıllık bir eğitimden sonra ancak birkaç kelime ve isim söyleyebilmeyi başardı. Yaşıtlarının için karışmıyor, iletişim kuramıyordu. Tercih ettiği yalnızlıktı. Bu da gösteriyor ki; çocuk eğitiminde aile ortamının olmazsa olmaz bir yeri vardır.

Aile ortamında yetişen Çocuk, 02–03 yaşından itibaren artık koşuşturmaya başlamıştır. Her yere uzanmak, tutmak ister. Çevresini araştırmaya, yeni şeyleri keşfetmeye başlar. Su ile oynar, yemekleri döküp saçar. İsteklerine karşı çıkılmasına dayanamaz, ağlar başına buyruk, ele-avuca sığmaz, öfkeli ve hırçın bir çocuk olur çıkar. Bu sebeple bu çağdaki çocukların bizlerin ifadesi ile yaramaz, hareketli, her şeyi karıştırıcı, inatçı ve davranışlarını dolu olduğunu unutmamak gerekir. Bu yaştaki bir çocuğun bu yanlarını anlamak faydalıdır. Bazı ebeveynlerin yaptığı gibi her şeyi ortadan kaldırmak yanlış olur. Oynanmayacak şeyi almışsa yavaşça elinden alınmalı ilgisini çekecek eşya ve oyuncaklar verilmelidir. Bu yaşlardaki çocukların dikkatlerinin başka yönlere rahatlıkça çekilebileceğini bilmek gerekir. Bulunduğu ortamdan kesici, batıcı ve yaralayıcı nesneler uzak tutulmalıdır. Çocuklara her an bir şey kıracak, kendine veya eşyalara zarar verecek korkusuyla büyüklerin davranması doğru bir hareket tarzı değildir. Bazı titiz annelerin yaptıkları gibi belli bir alanda tutulmaları da doğru değildir. Ev içinde oynama serbestliği tanınmalıdır. Sürekli dur, yapma, elleme demekten kaçınılmalıdır. Hele bu yaşlarda korkutmalara, sert cezalara ve dayağa başvurmak körpe dimağa yapılacak en büyük kötülüktür. Bunun tersi çocuk ağlamasın diye her istediğini yapmaktan ve yerine getirmekten de uzak durulmalıdır.
 
03–06 yaş arası çocuklar için oyun dönemidir. Önceki döneme ait hırçınlık yerini yavaş yavaş çevresine, ebeveynine uyuma bırakır. Artık çocuk konuşuyordur, rahatlıkla isteklerini anlatabiliyordur. Cıvıl cıvıldır. Hayat doludur. Ancak daha öğreneceği çok şeyler vardır. Bunu da ebeveynine ve çevredekilere yönelttiği sorularla karşılar. Bu ne, Bunun adı ne, Neden, Niçin, Nasıl, gibi sorular uzar gider. Hatta büyüklerin sözlerini keserek başını kendisinden yana çevirmeye zorlayarak “bana da söyle” diye ısrar eder. Ebeveynin ve çevresindekilerin bu duruma katlanmaları gerekir. Sabırlı olmak, son derece önemlidir. Kendi işini kendisinin yapmasına bayılır. Cinsiyet farkını tanıması da bu dönemde olur. Kız çocukları annelerini, erkek çocuklar da babalarını örnek alır. Bu dönemde yaptıklarından dolayı övgü bekler. Kız çocukları yaptıklarını annelerine göstererek “ bak anne ben ne yaptım” sözleriyle de beğenilmek ister. Bu nedenle bu dönemde ebeveynler çocuklarının uygun şevk ve arzularını kırmamaya ve teşvik etmeye özen göstermelidirler. Erkek çocuklar ise babalarına hayranlık duyarlar. Ve onların gözlerinde babalarından daha cesur, becerikli ve güçlü kimse yoktur. Arkadaşlarına “benim babam seninkinden daha güçlü” diye övünür. Bu övgü arkasından onu taklit etmeye, hatta babası gibi traş olmaya götürür. Bu nedenle kız çocuğunun anneyi, erkek çocuğun ise; babayı örnek almasının gelişmesinde önemli bir yeri vardır. Erkek çocuk gelişimini ve kişiliğini özellikle babasına kız çocuğu ise annesine benzeyerek kazanmaya çalışır. Bu sebeple burada ebeveynin örnekliği hayati önem kazanır. Psikolojide buna “ özdeşim” denir. Bu nedenle atalarımız derler ki : “Kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğlan babadan öğrenir koyun yüzmeyi.”
 
03–06 yaş döneminin özelliklerinden birisi de oyun konusudur. Kimi büyüklerin gözünde oyun, çocuğun sadece eğlenmesine, oyalanmasına yarayan amaçsız bir eylemdir. Oysa gerçek bunun tamamen tersidir. Peygamberimiz de torunlarıyla oynamıştır. Oyun, çocukların duyularını geliştirir, becerisini artırır. Birlikte oyunlar ise, kazanabilmek için yarışmayı öğretir. Çocuk için oyun duyduklarını, gördüklerini deneyerek; öğrendiklerini pekiştirmeyi sağladıkları canlı bir laboratuar gibidir. Kurallarını kendisi koyar, kendisi bozar. Yaşıtlarından başka kimsenin bu dünyasına girmesini istemez. Kız çocukları evcilik oyunlarıyla anneliğin provasınız yapmaya, erkekler ise babalarının rollerini yerine getirmeye çalışır. Oyuncaklar bu oyunların vazgeçilmez ekipmanlarıdır.
 
Hazreti Aişe radıyallahuanha’nın yapma kız bebek ve at ile oynadığına şahit oluyoruz. “Buhari, Edep, 81; Müslim, Fedailü’sahabe, 81;İbni Mace, Nikah, 50” yine Aişe radıyallahuanha’nın mescitte Habeşli çocukların oyunlarına, bizzat Rasulullah SallallahuAleyhivesellem’in perdeyi aralayarak seyretmesini sağladığını görüyoruz. Hadislerde torunlarıyla oynadığı onları birbirleriyle yarıştırdığı da yer almaktadır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
 
Rabbimizden dileğimiz oyun ve oynayışınızı hayra yönlendirsin ve rızasına uygun olarak tebdil eylesin. Yepyeni bir neslin gelmesi dileğiyle hoşça kalın…