Bediüzzaman Said Nursi
Türkiye’de ve dünyada en çok tanınan dini cemaat önderlerinden biri de hiç şüphesiz Bediuzzaman Said Nursi’dir. İleri görüşlülüğü, idealistliği, kararlılığı ve sarsılmaz imanı ile hem yaşadığı dönemde, hem de günümüzde büyük bir kesimin hayranlığını ve takdirini kazanmıştır.
Tıpkı İmam-ı Azam gibi hapse atılmayı, idealinden taviz vermeme pahasına kabul etmesi; Hz. Yusuf (aleyhisselam) gibi çıkarılmamasına karşılık teklif edilen imkanı reddetmesi; ülkesinin menfaatini her şeyin üstünde görmesi yönüyle gerçek bir örneklik ortaya koymuştur.
Van valisi Tahir Paşa’nın, bin altın, hususi bir konak ve kızıyla evlenmesini istemesine rağmen kendine özgü kılık kıyafetinden ödün vermemiştir. Sarığını çıkartmak istediklerinde; “Bu sarık ancak başımla beraber çıkar” diyerek ilkeli insan olduğunu ortaya koymuştur. Tıpkı Ahmet b. Hambel’in, Kur’an mahluk değil demesine mukabil hapse gitmesi gibi. Tarih bu karakter insanlardan övgüyle bahsetmektedir.
Said Nursi 1876 yılında Bitlis Hizan kazası, İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Sıradan orta halli bir kürt köylüsünün çocuğudur. Keskin zekası ve olağanüstü hafızası daha çok küçük yaşlarındayken fark edildi. Henüz 15 yaşındayken Molla Said-i Meşhur olarak anılmaya başlandı.
En büyük ideali Van Gölü kenarında Ezher Üniversitesi ayarında bir müessese kurmaktı; olmadı.
Tanınmış zevatla milis birliği kurarak Ruslara karşı savaşmıştır. Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyete sempatiyle baktı. Fakat hilafetin kaldırılmasına ve yeni rejimin İslam karşıtı uygulamalarına karşı çıktı.
Buna benzer olaylardan sonra, “Eski Said” olarak adlandırdığı dönemi terk ederek, “Yeni Said” adını verdiği ikinci dönemde, İslami çalışmalara önem verdi. Talebe yetiştirmeye ağırlık verdi.
Hayatı boyunca evlenmedi ve servet biriktirmedi. 23 Mart 1960’daki ölümüne değin kararlı mücadelesini sürdürdü.
Hakkında bir sürü yazıların yazıldığı, araştırmaların yapıldığı Said Nursi’nin hayatıyla ilgili geniş araştırmayı bir başka sayıya bırakarak, dergimizin konusu olan “Demokratik açılım” zaviyesinden, Doğulu ve Kürt bir alim olan Said Nursi neler söylemiş onlara değinmek istiyorum.
Van’da üniversite açılması konusunda görüş ve düşüncelerini almak için gittiği İstanbul’da aralarında geçen konuşmanın neticesinde;
Sultan Abdülhamit tımarhaneye attırdığında: “Ben Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Kaba olan ahvalimi Kürdistan kapanıyla tartmalı, hassas olan medeni İstanbul mizanıyla tartmamalısınız. Öyle yaparsanız, maden-i saadetimiz olan İstanbul’dan önümüze sed çekmiş olursunuz. Hem de çoğu Kürtleri tımarhaneye sevk etmek lazım gelir.”
Bölge şartlarının dikkate alınmasını isteyen Said Nursi Türkleri ve Kürtleri şöyle tanımlıyor:
“…Türkler bizim aklımız, biz de onların kuvveti; mecmumuz (birlikte) iyi insan oluruz… istibdat (baskı) zamanında bir batman itaat etmiş isek, şimdi bin batman itaat ve ittihad (birlik) farzdır.
Elhasıl: İttifakta kuvvet var. İttihatta hayat var. Uhuvvette saadet var. İtaat-ı hükümette selamet var…”
Abdülhamit’in ihsanını, Mustafa Kemal’in yüksek maaşını –ben maaş dilencisi değilim diyerek- kabul etmeyen Said Nursi, Celal Bayar ve Adnan Menderes’e uzun ve nezih bir mektup yazar. Bu mektupta ağırlıklı olarak Van’da kurmayı düşündüğü üniversiteyle ilgili mütalaasını arz ederken aynı zamanda ırkçılığa vurgu yaparak dikkatli olunmasını istiyor. Beş milyon Kürt’ün olduğunu ifade ederken, Kürt ve Kürdistan tabirini kullanmaktadır.
Irk konusunda Ziya Gökalp’i şiddetle eleştirmekle beraber, Türkçülüğe ve menfi milliyetçiliğe karşı şiddetli tepki göstermiştir.
Muhtariyet konusunda çok hassas olan Said Nursi bir zamanlar gündeme geldiğinde şunları söyler: “…Kürtler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler. Eğer Kürtlerin serbestiyet-i inkişafını düşünmek lazım gelirse bunu Bogos Nubar’la, Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliye düşünür. Hülasa: Kürtler bu hususta kimsenin tavassut ve müdahalesine muhtaç değildir.”
Said Nursi bütün hayatı boyunca ümmetçi İslam anlayışının bir gereği olarak Kürt-Türk kardeşliğini savunmuş ve her iki milletin de hukuklarının muhafaza altına alındığı İslam birliğini arzulamıştır. Kürtleri inkar ve asimile etme anlayışına sahip olan Türk ırkçılarına da, Türklerden ayrılarak bir Kürt devleti kurmak fikrinde olan Kürt ulusalcılarına da karşı çıkmıştır.
O ne ulusalcı-milliyetçi bir Kürt; ne de Kürtlerin kimliği ve hukuklarını yok sayan bir inkarcıdır. Yaşadığı toprakların gerçeklerini çok iyi bilen Üstat, yaklaşım ve çözümlerini bu anlayış üzerine bina etmiştir.
Hayatı hakkında kendi yaptığım kısa yorumların dışında, buradaki ifadelerin kahir ekseriyatı –gıyaben tanıdığım ve değer verdiğim, ancak telefonla görüşebildiğim- kıymetli yazarlarımızdan Altan TAN Bey’in” Kürt Sorunu” (Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik) isimli kitabının “Bediuzzaman Said Nursi ve Kürt Sorunu” bölümünden aldım.
Söyledikleriyle, yazdıklarıyla ve yaptıklarıyla insanlığa örneklik teşkil eden Üstad Said Nursi’ye binlerce rahmet diliyorum.
















