Kul zulmetse de kader adalet eder

Yazar: 
Abdullah Gülcemal
Köşe: 
Lâ Havle

 
1894 ‘te İstanbul’da doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi.Hayatı boyunca “Hukuk” diyenlere, hep “Guguk” dedi O… Çünkü; dönem “Milli Şef” dönemiydi…O da şeflik döneminin, astığından ve kestiğinden sorumlu olmayan ünlü valisiydi…
Keyfini kanun yapan ve “ Devlet Benim” zihniyetinin mümtaz bir temsilcisiydi.
            Zulüm eli uzundu Sayın Valinin.Kimi zaman insanlara zorla kıyafet giydirmeye çalışır, kimi zaman da sözde milletin efendisi olan köylüyü şehrin merkezine sokmazdı.Kimse de ona hesap sormazdı, soramazdı …
            1927 yılında Malatya Valiliğine, 1929 yılında da Ankara Valiliğine atandı.Görevi süresince hem valilik, hem belediye başkanlığı görevini birlikte yürüttü.
            Ne kadar mı ?
            Öyle uzun bir süre değil…Topu topu 18 yıl…Yani 9 Temmuz 1946’ da beylik tabancasını başına dayayıp, tetiği çekene kadar…
            Ankara’da Bahçelievler’de bulunan bir meydana adını verdiler.
            TANDOĞAN Meydanı …

            Bir zihniyetin tahlili açısından O’nun gençlere söylediği ve tarihe geçen sözleri oldukça manidardır.
- Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yaralı birşeyse, onu da biz getiririz, size ne oluyor ?
Öyle ya… Bizi bizden daha çok düşünenler (!) var…Gençlere ne oluyor, millete de ne oluyor !..
            Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinin 3. sınıfında öğrenciyken , 3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzura çıkarılan rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’ye şöyle der ünlü Vali ;
            “Ulan öküz Anadolulu ! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız.Komünizm gerekirse onu da biz getiririz.Sizin iki vazifeniz var:
            Birincisi, çiftçilik yaparak mahsül üretmek.
            İkincisi, çağırdığımızda askere gelmek.”
 
            Sayın Vali böyle buyurmuşlardı da, Anadolu insanı vazifesini (!) öğrenmişti.
Bu bakış; suyun öte geçesindeki bir zihniyetin, Anadolu insanına bakış açısıydı.Yalnız şu hususu belirtmekte fayda var diye düşünüyorum.
Anadolu insanı, inancının ve vatan sevgisinin bir gereği olarak, milli mücadele yıllarında öküz kağnılarıyla cephedeki evlatlarına canı pahasına, kanı pahasına cephane taşıdı amma; kozmopolit maymunlarla hiçbir ünsiyeti olmadı.
-         Herşeyin en iyisin onlar bilirdi, onlar yapardı…
-         Onlar buyuracaktı…Anadolu insanı emre amade olarak her arzularını yerine getirecekti.
-         Anadolu insanına zulüm ve hakaret onların müktesep hakkı; bunlara katlanmak ve sineye çekmek ise bizim hakkımız ve görevimizdi…
-         Vergi vermek bizim hakkımız ve görevimizdi…
-         Buyurdukları gibi, çağırdıklarında askere gitmek ve gerektiğinde ölmek bizim hakkımız ve görevimizdi…
Daha başka hakkımız ve görevlerimizde vardı bizim Anadolu insanı olarak…
-         Yükseklerdeki alçakları alkışlamak gibi bir görevimizin olduğunu biraz geç öğrendik.
-         Hak ve hürriyetlerimiz alçakça darbelerle elimizden alındığında veya alınmak istendiğinde; başımızdaki muhafızlarımızın polis mi olsun, jandarma mı olsun diye, seçme hak ve hürriyetimizin olduğunu biraz geç öğrendik.
-         Beyzadelerin belirlediği prensiplere inanıp iman etmek, ibadetlerimizi o esaslar çerçevesinde ifa etmekte vazifelerimiz arasında idi.
 
Kastamonu’da 8 sene mecburi ikâmete tabi tutulmuştu Said-i Nursi.Sürgün kararı bu sefer Isparta’ya çıkmıştır.Tutuklu olarak Çankırı üzeri Ankara’dan transit geçecek olan Bediüzzaman; ünlü valinin hışmına uğrayacaktır.
Tarih 13 Ekim 1943. Görgü şahitleri Vali Tandoğan’ın makam odasında Said-i Nursi’ye zorla şapka giydirmeye çalıştığını, fakat başarılı olamadığını ifade etmektedirler.
O merhamet insanı Üstad, baskı ve ısrarların tahammül sınırlarını aştığı bir anda dayanamaz, hararetli tartışmaların sonunda Valilik Binasını terkederken;
             -    “Nevzat, başından bulasın.” diye beddua eder…
                    Tandoğan’ın valilik döneminde, Ankara’da işlenen bir cinayetin mahkemesi Bolu’da görülmektedir.
                    Bolu Mahkemesi, Nevzat Tandoğan’ı Bolu’ya cinayet mahkemesine tanık olarak çağırır.
                    Bu çağrı, Tandoğan’ın gururuna dokunur, kendine yediremez.
        Koskoca Ankara Valisi, Boludaki bir mahkemede tanık olarak dinlenecektir.Eşyanın tabiatına aykırı bir durum.
                  “Şerefimle oynandı.” Diyerek bunu bir gurur meselesi yapan Nevzat Tandoğan, bunalıma girer, beylik tabancasını dayar başına ve tetiği çeker…
                  “Nevzat, başından bul” demişti bir Allah dostu…
                   Ve Nevzat Tandoğan başından bulur.
                   
      Nevzat Tandoğan’ın bir kopyasıda, Demokrat Parti iktidarında “Tek Parti Dönemi” nden arta kalmış Konya Valisi Cemil Keleşoğlu’dur.Ceberrut ve dindar düşmanı kart bir bürokrat.
                   Konya’da sabah namazlarından sonra okunan Risale-i Nur derslerini, yani masum bir kitap okuma faaliyetini, büyük toplumsal bir cinayet gibi görür Keleşoğlu.Derslere iştirak edenler, onun emriyle defalarca karakollara götürülür ve bayıltana kadar dövülürler.
                   Fakat, ne dindarlar okumaktan vazgeçer, ne de Vali Keleşoğlu zulmünden…
                   17 Mayıs 1960 Darbesi olur.Demokrat Parti yanlısı olduğu gerekçesiyle, darbeciler tarafından tutuklanıp Yassıada’ya götürülen vali; girdiği banyodaki muslukları sonuna kadar açarak, ayaklarını yerdeki ızgaraya sımsıkı bağlar ve jiletle bileklerinin bütün damarlarını keserek intihar eder.
                    Evet; zulm ile âbâd olanın, ahiri berbat olurmuş…
                    Kul zulmetse de kader Adalet edermiş…
                    Mesele ibret alabilmek…
                    Günümüzde ne kadar da çoğaldı, başından bulasıcalar !..

Menziline ermeyince duamız,
Şeytana atacak taş bulamadık,
Kendimize gurbet oldu yuvamız,
Başımıza uygun baş bulamadık.