Teşekkür
Teşekkür edebilmek ne büyük bir nimettir. Çünkü nimetin farkında olmayı gerektiriyor. Farkında olmadığımız nice nimetler elden gidince anlaşılıyor. Önemli olan o nimet elden gitmeden o nimeti fark ederek, nimeti verene teşekkür edebilmektir. Hasta olmadan önce sağlığın kıymetini bilmek gibi. Ya da ölmeden önce hayatın değerini anlamak gibi.
Nimeti verene teşekkür edebilmek için nimetin ulaşmasına vesile olanlara da teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmiş olmaz” buyuruyor, Efendimiz aleyhisselatüvesselam. Yine bir soru üzerine şu muhteşem cevap veriliyor alemlerin Efendisi tarafından: “Sahip olunanların en kıymetlisi, zikreden bir dil, şükreden bir kalb, kocasının imanına yardımcı olan saliha bir zevcedir.”
Allah Rasulü buyurur: “Ey Aişe! Cibril’in bana haber verdiğine göre, Allah Teala kıyamet günü mahlukatı haşrettiğinde, bir başkasından iyilik gören kuluna şöyle buyurur: “-Sana iyilik eden kuluma teşekkür ettin mi?” O da: “-Ey Rabbim! Bana dokunan iyiliğin Sen’den geldiğini bildiğim için sadece Sana şükrettim.”der. Allah Teala ona: “- Bu iyiliklerin sana ulaşmasına vasıta kıldığım kuluma teşekkür etmedikçe Bana şükretmiş olmazsın!” buyurur.
Bütün bunlarla beraber “Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe 13) ilahi uyarısı çok şiddetlidir. Cafer Durmuş’un tefekkür ikliminde bu uyarı şu şekilde yerini bulmuş: “Bir insana sevip saydığı bir kişi sitem etse, kendisinden iyilik görüp minnettar kaldığı bir büyüğü herhangi bir konuda, “Senden daha iyisini beklerdim” diyerek çalışmalarını yetersiz bulsa, bu tür ikazları nasıl da ciddiye alır. Düşünün: Burada, lutfettiği nimetlerin en önemlilerini hatırlattıktan sonra “ Ne de az şükrediyorsununz” buyuran Allah Tealadır. Bu ilahi ikaz bizi ne kadar sarsıyor?”
Şükürsüzlük aynı zamanda nankörlüktür. Nankörlüğün yansıması ise hiçbir vicdanda yer bulamaz. Nankörlük eldeki nimetlerin kaybedilmesine de sebep teşkil eder. Eğer şükrederseniz, size verdiğim nimetleri artıracağım. Müjdesi de kaçırılmaması gereken muhteşem fırsatlardandır.
Şanlı tarihimizde bize örnek olacak bir şükür tablosu ne kadar ibretlidir. Şöyle ki: Barbaros Hayreddin Paşa Preveze’de Andre Dorya’yı perişan edip muhteşem bir zafer kazandığında; direkleri yatırılmış düşman kadırgalarını ve içinde on binlerce esiri önüne katıp Sarayburnu’ndan Haliç’e girer. Denizin üzerinde içi esir dolu düşman kadırgaları vardır. Kanuni Sultan Süleyman, vezirler ve paşalar bu muhteşem manzarayı sahilden seyretmekte iken paşalardan birisi heyecanla:
- Sultanım dünya böyle bir manzarayı acep kaç kere seyretmiştir? Siz ne kadar övünseniz azdır. Deyince Sultan gönlünden kopup gelen şu muazzam ifadeyi dile getirir:
- “Paşa! Bize; gururlanıp övünmek mi yoksa bu zaferleri bahşeden Yüce Rabb’imize hamd ile şükretmek mi düşer?
En mutlu anlarda ve en zor zamanlarda muvazeneyi yani dengeyi kaybetmeden devamlı bir şükür halinde yaşayabilmenin getirdiği bir kalb huzuru ve gönül rahatlığı paha biçilemeyecek dünya nimetlerindendir. Öyle bir nimet ki; dünyadan ahirete uzanabilecek kadar bereketli. Öyle bir nimet ki; dünyada da kazandırıyor ahirette de.
Farkında olup da şükredemediklerimiz için ve farkında olmayıp da şükretmemiz gerekenler hususunda yarattıkları adedince, nefsinin razı olduğu kadar, arşının zineti ölçüsünde, ve kelimeleri sayısınca teşekkür ediyoruz Alemlerin Rabbine. Farkındalık lütfunda bulunarak teşekkür edebilme nimetini bahşettiği içinse ne kadar şükretsek az görünüyor. Aczimizi itiraf ederek, rahmetine sığınıyoruz.
