Peygamberimiz ve insan
Nasıl bir insan tipi istenir?
Bizim değerlerimiz nasıl bir portre oluşturur?
İslam tezgâhında dokunabilsek, nasıl bir insan olacağız?
Diğer bir ifadeyle, İslam nasıl bir insan tipi oluşturur?
Üç tip insan çizilir.
Üç tip insandan söz edilir. Toplumlar üç tip insanla iç içe.
Birincisi, silik insan tipi.
İkincisi, otoriter insan tipi.
Üçüncü ise saygın insan.
Silik insan tipleri, fikirleri, görüşleri olmayan insanlardır.
Toplum mühendisliğinin bir sonucu tiplerdir.
Lenin dönemi tam bir baskı dönemidir. Eleştiri adına bir kelam bile etmek mümkün değildir. Edenler ise hayatları ile ödemek zorunda kalırlardı. Elbet edenler olmuştu. Olmuştu ama canlarından da olmuşlardı. Tam 40 milyon insan öldürülmüştü. Dünya bu ya. Her gelen giderdi. Vakti dolan yola çıkardı. Ve Lenin ölmüştü. Rus parlamentosu başkanı konuşuyordu. Lenin'in dayatmalarını anlatıyordu. Lenin'in baskı düzenini anlatıyordu. Arkadan birisi hafif sesle: “Lenin varken niçin susuyordun?” Ses yankılandı. Bir an sükut oldu. Kruççev durumunu bozmamaya özen gösterdi. Ve sonra başkan heybetle bağırdı:
-“Konuşan kim?
-Sesi çıkan kim?
-Fikir beyan eden kim?”
Ses yoktu.
Soluk yoktu.
Sıkıntılı bir hava parlamentoya tam hâkim olmuştu.
Yine Başkan: “İşte ben de o zaman böyle yapıyordum. Yani susuyordum.”
Ailede baskı varsa çocuklar silik tipler olurdu. Devlet baskı yapıyorsa milletin bireyleri silik olurdu. Silik olmaya mahkûm edilirdi. Baskının olduğu yerde özgün fikir sahipleri olmazdı.
Özgür aydınlar olmazdı.
Özgür ilim adamları olmazdı.
Özgür fertler olmazdı.
Bir bakıma sürü haline getirilirdi.
Toplumda sınıflar varsa,
Toplumda ayrıcalıklı konumlar varsa, öylesi toplumlarda sağlıklı şahsiyetli insanların vücud bulması mümkün değildi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem, Bilalleri yetiştirirken, Habbabları yetiştirirken iman atmosferinde yoğuruyordu. Allah'tan gayrısından korkmanın doğru olmadığını öğretiyordu. Peygamber Efendimiz önce bunu hayatıyla gösteriyordu. O tek başına nefse kulluğun, kullara kulluğun yanlışlığını, temelsizliğini haykırıyordu. O yalnızdı. Tek başındaydı. Ama var gücüyle Hakk’a çağırıyordu.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem Allah'tan gayrısına zerrece boyun eğmiyordu. Eğmemeyi öğretiyordu. Öyle buyuruyordu: “Yaratana isyanda yaratıklara itaat yoktur.” Bir insan hakka isyan ediyorsa, ona itaat edilmezdi.
Asıl olan Allah'a bağlılıktı.
Asıl olan O'nun ihsan ettiği hayatı yaşamaktı.
Efendimiz böylece, kulların kullar üzerindeki baskısına son veriyordu. Silik insanlara şahsiyet kazandırıyordu. Silik insanları özgürlüğe açıyordu.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem: ''İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir'' buyuruyorlardı. Bir gün Ebu Cehil, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve seleme geldi. İçinde taşıdığı ukdeyi soruyordu: ''Ben müslüman olursam ne var?'' diyordu. Peygamber Efendimizin cevabı netti: ''Diğer Müslümanlara ne varsa, sana da o var'' buyurdular. Ebu Cehil deliye dönmüştü ve var gücüyle bağırıyordu: “Beni ayak takımı ile bir tutan bu dine yuhlar olsun.”
Baskıcı toplumlarda bir bakıma krallarla köleler vardı.
Krallar kurgu yaparlardı, köleler kurgulara uyarlardı.
Onların söz hakkı olmazdı. Onların fikirleri olmazdı.
Onlar sadece efendilerine hizmet ederlerdi.
Etmezlerse sefil tablolardan tablo beğenmek zorunda kalırlardı.
Efendimiz idare edenlerle, idare edilenleri aynı kulvarda ifade buyururlardı. Tarağın dişleri gibi eşit konumda olduklarının altını çizerlerdi. Hatta bir adım daha atarlardı. İdareciler toplumun hizmetçileriydiler. Saygın toplumlarda bu böyleydi. Varoluş hikmetini derinden kavramış bireylerin hayatında bu böyleydi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem: ''Makamına gelenleri ayakta tutanlar melundurlar.'' buyuruyordu. Lanetli tiplerdi. Sorunlu insanlardı. Yüreklerinde kir taşıyanlardı. İnsanın değerinden gafil kişilerdi. Özellikle Efendimiz herhangi bir insanın, konumu ne olursa olsun, ayrıcalıklı bir saygı istemesini çok tehlikeli bulurdu. Kendini insanlardan üstün görme eğiliminin vahim boyutlarda tehlikeli olduğunu beyan ederlerdi.
İranlıların âdetiydi. Makam ve mevkii sahibi bir adam geldiğinde insanlar onun için ayağa kalkarlardı. Kollarını bağlarlardı. Yani çok yüksek bir saygı türü takdim ederlerdi. Hz. Peygamber Efendimiz arkadaşlarını bütün bu hareketlerden sakınırlardı ve: ''Kendilerine bu şekilde saygı gösterilmesini isteyenler, gidecekleri yerin cehennem olduğunu bilsinler.'' (Ebu Davud) buyururdu.
İslam nasıl bir insan tipi oluşturuyordu?
İslam nasıl bir insan istiyordu?
İslam'ın değerler sisteminde silik insana yer yoktu. Şahsiyetsiz insana yer yoktu. İslam bütün ilkeleriyle insana kişilik kazandırıyordu. Hz. Bilal dün köleydi. Özgürlük, hayallerinde bile yoktu. Efendisinin sözü üstüne söz koymayı nerdeyse aklından bile geçiremezdi. İslam’la şereflendi. Kölelik zincirleri kırıldı. Her insanın saygın olduğunu O’ndan öğrendi. Özünü Allah' a bağladı. İnsanlara bağlanmaktan kurtuldu. Özünü Allah'a bağladı. Özünü özgür-leştirdi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem: ''Herhangi biriniz zengin birine zenginliği sebebi ile saygı gösterirse dininin üçte ikisini kaybeder.'' buyuruyorlardı.
Saygınlık maldan kaynaklanmıyordu.
Saygınlık makamdan kaynaklanmıyordu.
Saygınlık ilimden, asaletten, soydan, ırktan kaynaklanmıyordu.
Saygınlık insan olmaktan geliyordu.
Saygın olmak için insan olmak yeterliydi.
İslam saygın insan tipi istiyordu. Saygın insan tipi oluşturuyordu. Silik insanı onaylamıyordu. Ebu Cehiller gibi otoriter insan tipinden de nefret ediyordu. Otoriter tipler, kendilerini ayrıcalıklı görürlerdi. Otoriter tipler, diğer insanların haklarını rahatlıkla çiğnerlerdi. Otoriter tipler, insanları kendilerine mahkûm etmek isterlerdi. İnsanların zayıf yanlarından hareketle onları kendilerine esir ederlerdi. Kendileri için istediklerini diğer insanlar için istemezlerdi. İslam, hem silik insan tipinden, hem otoriter insan tipinden uzaktı. Bağrında bu tiplere yer yoktu. İslam hem kendine saygın, hem bütün insanlara saygılı insan tipi inşa ediyordu.
















