Gözümüz bizi gözetliyor

Yazar: 
Selim Armağan
Köşe: 
Kur'an İklimi

 
“Sonunda oraya geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri yaptıklarına karşı kendi aleyhlerine şahitlik edecektir.” (Fussilet:20)
 
 
         Yerleri gökleri yaradan Rabbimiz hiçbir şeyi başıboş bırakmamıştır. Rakîb sıfatı da; Her şeyi görüp gözetmek, denetlemek, kontrol etmek, kulları üzerinde gözcü… gibi anlamlara gelir.
         Kuran ı Kerim, Rabbimizin murakabesini anlatırken semi, basar, alîm, habîr gibi sıfat ve esmalarına doğrudan vurgular yapılar. Bazen de kullarındaki işitme görme gibi duyularıyla vicdan ve akıllarına yönelir. Oların Kendisi ile olan irtibatlarına dikkatleri çeker. Aslında kullarının bütün azalarıyla yüce Allah’a ihsan derecesinde yönelen birer mümin ve muhsin olduğunu, günahları işlerken de ulvi yolda sıratı müstakim üzere yürürken de ne yaptıklarının farkında olduklarına işaret eder. Azaların kendi kontrolleri ellerinde olmadığı için yanlış işlerde kullanıldıklarında Âlemlerin Rabbinden hicap duyduklarını anlatır.    
Kullar açısından bakıldığında murakabe; kendi iç âlemine bakmak, gayeyi düşünmek; kalp ile daima Allah'a yönelmek, kalbi kötülüklerden korumak için nefsi kontrol altında bulundurmak ve Rabbimizin her halimizi bildiğini bilmektir. İnançta ve amelde ihsandır.

 İbnu Mes'ud (r.a) anlatıyor: "Kâ'be'nin yanında ikisi Sakifli, biri de Kureyşli veya ikisi Kureyşli biri Sakifli üç kişi biraraya geldi. Bunlar göbek yağları fazla, anlayışları kıt kimselerdi.
Birisi:" Ne konuştuğumuzu Allah işitiyor mudur, ne dersiniz?" diye bir lâf attı.
Bir diğeri:”Sesli konuşursak işitir, gizli konuşursak işitmez olmalı" dedi.
Üçüncü de:”Sesli konuşmamızı işitiyorsa, gizli konuşmamızı da işitiyordur" dedi.
Bunun üzerine şu âyet nâzil oldu:
"Siz, ne kulaklarınız, ne gözleriniz, ne de derileriniz kendi aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Bilakis Allah yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz. Rabbinize karşı beslediğiniz şu zannınız var ya İşte sizi o helâk etti. Bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldunuz" (Fussilet, 22-23).(Kütübü sitte: Tefsir: Fussilet)
         Kuranı Kerimde evrenin yaratılışından kıyamet sahnelerine oradan hesap, cennet, cehennem sahnelerine kadar her an vurgulanan gerçekliklerden biri de Yüce Allah’ın murakabesi ve şahitler göstermesidir.
“ İşte o gün yerküre, tüm haberlerini söyler/anlatır.” (Zilzal:4) Ayeti bu konudaki diğer ayetlerin özeti gibidir.
         Bu kadar gözetmenin nezaretinde seyri suluk eden insandan istenen görev nedir? Bu görevin sınırları belli midir? İnsanın gücü dâhilinde midir? Kendinin dünya ve ahreti için yararlı sonuçlar içermekte midir?
         Görev bellidir. Allah adına Allah’ın mülkünde başta kendimiz olmak üzere Allah’ın mahlûkatına sınırlı bilgi, güç ve imkânlarımızla nizamı âlem etmektir. İşte her şey gelip burada düğümleniyor. Âlemde nizam âlemin sahibinin nizamıyla sağlanır. Önce ona iman sonra yolunda istikamettir. İstikamet dünya ve dünyadakilerle sınırlı değildir. Âhirete cennete hatta oradan daha ötesine Allah’ın sınırsız rızasına ulaşma hedefidir.
         Bu görev yeri gelir kalplerde gönüllerde Allah’ı zikir olur. Deriler, tüyler ürperir. Haşyetinden, gönüller çağlar bereketli ırmakların pınarları gibi... Yeri gelir minarelerden, şerefelerden, mahfillerden, meclislerden haykırmak olur. Yeri gelir aslanından karıncasına gülünden dikenine mahlûkatına merhamet olur.
         Görevler sorumlulukları sorumluluklar da donanımlı olmayı gerekli kılar. Bizler hep insanı diğer varlıklardan ayıran en büyük özeliği akıllı olmasıdır deriz. Akıl deyince de karşımıza; Allah’ın verdiği manevi bir kuvvet nur çıkar. İnsan bu güç ile gerekli bilgileri elde eder. Düşünme, kavrama ve bilgi elde etme gücü, muhakeme kabiliyeti, kavrayış, zekâ hep akılla bağlantılı melekelerdir. Bu güç insanda ana rahminde oluşur. Erginlik çağına gelince gelişir ve olgunlaşır. 
 "Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Zira akıl etmezler. " (Bakara:171) Ayetleri beş duyunun ve özellikle bunların en önemlileri olan kulak ve göze hitap ederek bu iki organın karar alma sürecindeki önemine işaret eder. Bu iki organ iyi kullanılmazsa aklı yanlış yönlendirir de basireti köreltir. Beş duyunun ve tüm organların efendisi akıl ve vicdandır. Bu iki nurani melekenin gıdası maneviyattır. Bunlar ya Allah’ın istekleri ile desteklenip geliştirilir ya da ihmal edilerek karanlıklarla beslenir de basiret bağlanır vicdan körelir ve bu organların sahibi hakkı ve hakikati göremez.
Hz. Peygamber (s.a.v.) "Allah, akıldan daha yüce bir mahlûk yaratmamıştır." ifadesiyle insanoğlunun sahip olduğu aklın doğuştan olduğunu; "Hiç kimse kendisini hidâyete götüren ya da tehlikeden alıkoyan akıldan daha faziletli bir özellik kazanmamıştır." hadîsiyle de aklın insana sonradan verilen bir özellik olduğunu ifâde buyurmuşlardır. (Râgıp, Müfredât, 345)
Âlimlerin çoğunluğuna göre akıl, insanı ilim ve irfana ulaştıran bilgi sebeplerinden biridir. Kuranı kerim de insanlara getirdiği her teklifte bu teklifleri kabul etmeyen inkârcı kâfirleri akılsızlıkla itham etmektedir. Onların kalplerini bazen katı taşlara benzetir, bazen de hayvanlardan daha da şaşkınlıkla vasıflandırır. 
Hz. Peygamber "Akıllı, nefsini kontrol altına alıp ölümünden sonraki ebedi hayat için hazırlanan kimsedir." buyurmuştur. (İ.Mace)
Görevin en önemlisi dünyadan ahrete, süfliden ulviye, mahlûktan mabuda giderken Muhsinlerden olabilmek, Yakup (aleyhisselam)’un oğullarına vasiyeti gibi müslümanca ölebilmektir. Organ ve azalarla yüce huzura durunca her şeyiyle imana ve salih amele şahitlik eden bir hayat
“Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötülükten sakınmıyordunuz. Fakat yaptıklarınızdan birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini zannediyordunuz.” (Fussilet:22)
 Murakabe her iyiliğin temelini oluşturur. Bu sayede geçmişin bir değerlendirmesi yapılır. Gelecekler sağlam temellere inşa edilir. Rabbinin murakabesine inanan kişi kullara zarar vermek bir yana onlara yararlı olmak için koşuşturur. Bu gayretinin neticesi olarak da imanı sağlamlaşır. Ameli salihleşir. Allah’ın mahlûkuna rahmetle yaklaşır. Hayır, öğütlü olur. Allah da kullarına merhamet edene azap etmez. Onları cennetlerin en yücesinde ağırlar. Firdevslere varis kılar.
“Ne zaman sen bir işte bulunsan,ne zaman Kur'ân'dan bir şey okusan ve siz hangi işte çalışırsanız çalışın, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır. Açın gözünüzü! Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de”(Yunus:61,62)