Sorumluluklarımızı Bilelim

Yazar: 
Zeki Soyak
Köşe: 
Cuma Sohbetleri

 
Allah(c.c), nisa suresi 136. ayet-i kerimede devamla şöyle buyuruyor:
 “Kim ki Allah’ı inkâr ederse, kim ki melekleri inkâr ederse, kitapları inkâr ederse, peygamberi ve ahiret gününü inkâr ederse o mutlak surette sapıklığa düşmüştür.”
Dikkat buyurun kardeşler, Rabbimiz(c.c) tahkik ediyor. “Mutlak, şüphesiz çok büyük dalalete, çok büyük sapıklığa düşmüştür. O gerçekten sapıtmış, kâfir olmuştur.” buyuruyor. Allah cümlemizi muhafaza buyursun. Şimdi birçok ateist insanlar çıktı. Allah’ı inkâr ediyorlar. Yazık bu zavallılara. Satanist gençler türüyor şeytana tapıyorlar ülkemizde. Şu milyonlarca şehidin kanıyla sulanmış vatan topraklarında, ecdadının arasında şehitler olan, belki de alimler, arifler olan nice evlatlarımız ateist yapılıyor. Satanist yapılıyor. Şeytana tapıyor. İslam’a karşı hayat yaşıyorlar. Kur'anî hakikatlere zıt bir yaşayış içindeler. Müslümanım diyorlar gayr-ı Müslim gibi yaşıyorlar.
Değerli kardeşlerim, anneler babalar olarak, büyükler olarak hepimiz bundan mesulüz. Çocuklarımıza sahip çıkmamız lazım. Aile efradımıza sahip çıkmamız lazım. Aile efradımıza sahip çıkmakla kalmayıp komşu, akraba, ulaşabildiğimiz her mümine sahip çıkmamız lazım. Onları bu gibi kötülüklerden korumamız lazım. Bu devir öyle bir devir ki siz sahip çıkmazsanız başkası sahip çıkıyor. Onu alıp götürüyor. Allah korusun işte bir güzel yavrumuzu alıp satanist yapıyor. Şeytana taptırıyor, ateist yapıyor veyahut da tamamen İslam dışı bir hayata onu sürüklüyor. Peki, gözümüzün önünde cereyan eden bu hadiselere karşı bigâne kalırsak bu Müslümanlık olur mu? Böyle bir Müslüman olur mu? Olamaz. Allah bizi sorguya çeker, mesul tutar.

Bir Mümin gücünün yettiği kadar her hayırlı hizmette bulunmak mecburiyetindedir. Biz yapamıyorsak, bu gençlere ulaşamıyorsak, bu insanlara İslam’ı tebliğ edemiyorsak hiç değilse bu işi yapanlara yardımcı olalım. Yardımcı olamıyorsak kalben onları destekleyelim. Dua edelim. Önlerine geçmeyelim. Yaptıkları hizmetlere mani olmayalım. İslami hizmet yapan, İslami tebliğ yapan, insanlara, gençlere İslam'ı anlatan kişilerin bu çalışmalarına mani olmak demek İslam'a mani olmak demektir. Çünkü siz, böylesi çalışmalara yardımcı olmak, destek olmak bir tarafa bir de köstek oluyorsanız, önüne geçiyor, mani oluyorsanız, bu insanların, bu çocukların komünist olmasına, ateist olmasına, satanist olmasına yardımcı oluyorsunuz demektir. Onun için Allah(c.c)’a sığınalım böyle kötü işleri yapmaktan. Bunun vebalini düşünelim. İnsaf edelim. Tefekkür edelim. Ve toplumu İslamlaştırmak, yeniden İslami hayata kavuşturmak, İslam’ın esaslarını öğrenmek için bir seferberlik yapalım. Kuran’ı insanımıza öğretelim.
Ne acı günlerde yaşıyoruz aziz kardeşlerim. Hiçbir din mensubu kendi kitabından bigâne kalamaz. Her hıristiyan incilini okuyabilir. Her Yahudi Tevrat'ını okur. Hatta bırakınız böyle semavi bozulmuş dinleri, ilahi olmayan din mensupları bile kendi o uydurma kitaplarını biliyorlar. Bir Müslüman nasıl kendi kitabını okuyamaz. Bu ne basiretsizlik Allah korusun. Bir gencin kitabını, Kur'an’ı okuması için bir hafta yetiyor. Azami bir ayda bir insan, kitabını okur. Şimdi imkânlar var. Camilerde hoca efendiler, mahallemizde birçok insan Kur’an-ı Kerim’i okutacak durumda. Her Müslüman Kur’an’ını asgaride yüzüne okumasını bilmeli ve namazını sahih bir şekilde kılabilmek için ezberinde en azından “elemtera’dan aşağısı” bulunmalı ve bir de namaz duaları ezberimizde olmalıdır. Bu asgarisidir. Bunun ötesinde farz-ı ayn ilimler var. Namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, zekât nasıl verilir, ibadet-taat nasıl yapılır? Bunları çok iyi bir şekilde bilmemiz lazım. Namaz kılmak nasıl bize farz-ı ayn ise namazın nasıl kılınacağını öğrenmek de bize farz-ı ayn’dır. Onun için buna dikkat edelim. Kendimizi kontrol edelim, aziz kardeşlerim.
Bakınız nisa suresi ayet 144’de Rabbimiz(c.c) şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Sakın ha sakın Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Şayet böyle yaparsanız o zaman siz kendi aleyhinizde Allah’a apaçık bir delil vermiş olursunuz.”
Allah(c.c), “Ancak müminler kardeştirler.” buyuruyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Müslüman Müslümanın kardeşidir.” buyuruyor. Öyleyse biz Mümin kardeşlerimizle dost olmalıyız. Böyle yapmazsak Allah’a apaçık bir delil vermiş oluruz. Neye? Azab olunmamıza, çeşitli bela ve musibetlerin üzerimize gelişine.
Bugün İslam düşmanları haçlı seferinden bahsediyorlar. Masum milyonların üzerine acımasız bombalar indiriliyor. Gökten ateş yağdırılıyor. Peki, bir Müslüman olarak buna nasıl tavır almazsınız? Bunlarla nasıl dostluk kurarsınız? Bugün İslam âleminin çektiği bundandır. Devletler olarak, cemaatler olarak, fertler olarak birbirimizle çekişiyor, birbirimizle uğraşıyoruz, küçük ayrılıkları düşmanlık noktasına kadar getiriyoruz ve hatta düşmanlarımızla işbirliği yapıyoruz. Allah(c.c)’a aleyhimizde açık deliller veriyoruz. Ondan sonra da Rabbimizden yardım diliyoruz.
Allah şefaatine nail eylesin bir Allah dostu “İnsanlara şaşarım ki hep cehennemlik işler yapıyorlar da cennet bekliyorlar, cennet ümit ediyorlar.” diyor. Aziz kardeşlerim cehennemlik işler yapılarak cennet beklenilmez. Allah’ın gazabını celbeden kötülükler yapıp da Allah’ın rahmeti beklenmez. Bakınız, Ad kavmi Hud (a.s)’a hep isyan etti. Davetlerine karşı geldi ve nihayet Allah(c.c) kara bulutlar içerisinde, görülmemiş bir şekilde bir fırtına, bir azap gönderdi. Fakat o Ad kavmi ülkelerini o kara bulutlar sarmış olduğu halde “bunlar yağmur bulutları” diye birbirlerini müjdeliyorlardı. Hâlbuki onlar yağmur bulutları değil azap bulutlarıydı. Hud(a.s) son defa ikaz etti. “Ey kavmim! Bunlar azap bulutlarıdır. Tevbe edin. İmana gelin kurtulun. Yoksa helak olacaksınız.” Onlar inanmadılar. “Biz biliriz bunlar yağmur bulutlarıdır” dediler. Ama hemen onun akabinde büyük bir fırtına o koca cüsseli, güçlü, kuvvetli, uzun ömürlü bir kavmi helak etti. Hud(a.s)’a “bizden başka güçlü kavim mi var? Görmüyor musun boyumuzu posumuzu, tuttuğumuzu koparıyoruz.” diyorlardı. Allah boyuna posuna bakmıyor insanın. Münafikun suresinde Allah(c.c): “O münafıkların görkemli, gösterişli bedenlerine, cezbedici konuşmalarına bakarsınız da hoşunuza gider. Sakın ha öyle yapmayın. Onlar duvara yaslanmış keresteler gibidirler” buyuruyor. Evet, Ad kavmi de öyleydi.
Peki, Allah neye bakıyor. “Allah sizin suretlerinize, boyunuza- posunuza bakmaz. Zengine, fakire bakmaz.” Çünkü onu öyle yaratan zaten Allah’tır. Ya neyinize bakar? “Kalbinize, amellerinize bakar.” Kalbinizde iman coşkusu var mı? Allah(c.c)’ın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin aşk ve muhabbeti var mı? Yoksa ona küfürle, şirkle, nifakla çeşit çeşit huylarla kirlenmiş mi? Allah’ı mı dost edinmişin, kâfirleri mi? Allah’tan yana mısın, şeytandan, kâfirden, nefsinden yana mısın? Amelleriniz Allah rızası için mi, değil mi? Veyahut da Allah’ın emrettiklerini mi yapıyorsunuz, nehyettiklerini mi? Ona bakar.
Onun için aziz kardeşlerim kimi dost edineceğimizi, kimi düşman edineceğimizi bilelim. Üç günlük dünyaya aldanıp da ahiretimizi mahvetmeyelim. Oradaki pişmanlık işe yaramıyor. Ancak burada pişman olursak, tevbe ve istiğfar edersek o zaman tevbemiz, istiğfarımız işe yarıyor. Allah’ı razı etmeye çalışalım. Kâfirleri, münafıkları, İslam düşmanlarını değil. Çünkü onlar ta ki onların dinine dönmedikçe asla razı olmazlar. Allah(c.c): “Onların dinine dönmedikçe sizden razı olmazlar” buyuruyor. Hatta dinlerine de dönseniz yine şüpheyle bakarlar. “Acaba bunlar niye böyle ki? Cidden mi bizim dinimize döndü? Yoksa bir ajan olarak mı döndü?” diye yine de şüphe ederler. Öyleyse Müslümana yakışır tavır alalım. Müslümana yakışır davranalım. Müslümana yakışır yaşayalım. Dinimizden, tarihimizden, örfümüzden, âdetimizden tavizler vererek kâfirlere yaranmayalım. İslam düşmanlarına yaranmaya kalkmayalım. Yaranamazsınız, yaranamazsınız.
Bir insan ki İslam’a karşı, küfür içerisinde yaşamış, Müslümanları tahkir etmiş. Ölüm geldiği zaman, mezara konulunca bakar ki çeşit çeşit azap. “Eyvah! Keşke filanı dost edinmeseydim. Keşke filana yaranmak için dinimden taviz vermeseydim. Eyvah! İnsanları razı edeceğim yerde Rabbimi razı etseydim. Eyvah! Ben şeytanın, nefsimin peşinde koşmasaydım” diye pişmanlık duyacak. Bu pişmanlık mezarda hemen öldükten sonra başlayacak. Mahşerdeki o dehşeti görünce bu pişmanlık daha da şiddetlenecek. “Ya Rabbi! Beni geri çevir, ben dünyaya döneyim de şu yapamadıkları mı yapayım. İsyan, tuğyanlarımı bir daha asla hayatıma koymayayım. Sana itaat edeyim. Senin yolunda her türlü hizmeti yapayım.” diyecek. Ama oradaki pişmanlık işe yaramayacak. Çünkü geriye dönüş yok. Burada aklımızı başımıza almamız lazım. Burada tevbe ve istiğfar etmemiz lazım. Burada Rabbimize yönelmemiz lazım ki yaptıklarımızdan pişmanlık duymamızın bir faydası olsun.
Rabbimiz(c.c) bizi affeylesin, mağfiret eylesin. Rabbimiz(c.c) bizleri lütfuyla, ihsanıyla, ikramıyla Müslüman olarak yaşatsın. Son nefesimizde kemal-i iman ile Müslüman olarak ölmek nasip eylesin ve yarın o kıyametin, mahşerin dehşetli anında Rasulullah sallallahu aleyhi ve selemin, âlemlerin efendisi, canımız cananımız Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin livaül hamd adlı sancağı altında haşreylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Bizi bize, bizi nefsimize bırakmasın. Nefsimizin şerrinden, şeytanın şerrinden, şerirlerin şerrinden, hasidlerin hasedinden, münafıkların nifakından, kâfirlerin küfründen, her türlü kötülüklerden muhafaza buyursun. Ahir akıbetimizi hayreylesin.