Çocukları sevmek demek; onları anlamak demektir

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu
Köşe: 
Eğitim

 
Aile hayatının en tatlı ve sevimli meyvelerinden birisi de çocuklarımızdır. Bu tatlı ve sevimli yanlarına rağmen bir o kadar da sıkıntıları, sorumlulukları da beraberinde getirir. Allah Teala Celle Celaluhu “Kendinizi ve aile efradınızı cehennem ateşinden koruyunuz” (Tahrim 6) buyurmaktadır. Onların yetiştirilmeleri bizlerin iki cihan saadetimizi içerdiği gibi yavrularımızın gelecekleri ile de ilgilidir. Çocuklarımızın terbiye ve eğitimleri ile ilgilenmek ve gereklerini yerine getirmek bizlere büyük ve önemli sorumluluklar yükler. Bu konudaki ihmal, dünya ve ahret hayatımızın -Allahu Teala Celle Celaluhu Korusun- kararmasına neden olabilir. Bu sebeple ebeveynlerin, öğretmenlerin ve bütün yetişkinlerin görevlerini ve rollerini gerektiği biçimlerde oynamaları zorunludur. Bunun zorunluluğu ve sorumluluğu ile ilgili olarak peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bu konudaki hadislerinden birkaçını hatırlamakta yarar vardır.
“ Çocuk kalp meyvesidir ve cennet rızkındandır. Çocuklarınıza iyi bakınız, onları güzel terbiye ediniz. “
            “ Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün sadaka vermesinden hayırlıdır. “
            “ Küçüklerimize şefkatli olmayan, büyüklerimizi saymayan bizden değildir. “

            Onları terbiye etmenin, edep öğretmenin ve şefkat göstermenin temel öğelerinden birisi de çocuklarımızı sevmektir. Ebeveynlerin ve bütün sorumluların çocukları sevmesi sadece kucaklamaları, bağırlarına basmaları, öpmeleri ve okşamaları değildir. Çocuğu anlamaya çalışmak bunların önünde gelir. Bu sebeple, bu ve bundan sonraki yazılarımızda çocuğu anlamaya yönelik çalışmaların altında yatan rehberlik ve psikolojik hizmetlerin ortaya koyduğu tespitlere değinmeye çalışacağız.
            İnsan yavrusunun erişkinlik (adult) yaşına ulaşması üç evre ve her bir evre de ikişer dönem halinde ele alınmaktadır. Bunlardan birinci evreye (0-9 yaş arası ) Gelenek Öncesi, ikincisine (9-15 yaş arası) Geleneksel, üçüncüsüne (15 yaş sonrası) Gelenek Sonrası Evre denilmektedir. İnsan yavrusu bu evre ve bu evrelere ait ikişer dönemde ayrı ayrı özellikler gösterir. Çocukların bu evreleri ve dönemlerindeki fiziki, ruhsal ve sosyal özellikler, gösterdikleri tepkiler hakkında bilgi sahibi olmak; onların gelişmesinde ve terbiyesinde ebeveynlerin isabetli davranışlar sergilemesini kolaylaştıracaktır. Bu, yavrularımıza gerçek anlamda sevgimizi göstermek için son derece önemlidir. Yapılan tesbitlere göre her insan yavrusu, hayatında bu dönemlerden bir defa geçmektedir. İkinci kez deneme fırsatı yoktur. Hayatın akışını geri çevirmek ve tekrar yaşatabilmek lüksüne ve fırsatına sahip değiliz. Bunun önemine binaen bu evrelerin ve ona ait dönemlerin her birini ayrı bir makale konusu yapmaya çalışacağız. Bu yazımızın konusu birinci evre, yani “0-9 yaş “ arasıdır.
            Çocuk gelişimi deyince üç ana başlıkta ele almak gerekir: Biyolojik ve Fiziki Gelişim, Psikolojik Gelişim, Sosyal Gelişim. Ancak bu gelişimleri birbirinden kesin hatlarla ayırmak mümkün ve doğru değildir. Fiziki veya Ruhsal gelişim olmadan Sosyal Gelişimin sağlanması mümkün olmadığı gibi tersini söylemek de mümkün değildir.
            Birinci evrenin ilk dönemi olan 0-3 yaş arasında, biyolojik ve fiziksel gelişimini geçirebilmesi için önemli olan, beslenmesi ve sağlıklı olmasıdır. Bu konu tıp bilimini ilgilendirir. Doktorlarla sıkı bir ilişki içerisine girilmelidir. Bu, biraz önce söylediğimiz gibi çocuğun ruhsal ve sosyal gelişimini de etkileyecektir. Karnı doymadığı ve hastalığı nedeniyle sürekli ağlayan bir çocuğun diğer gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlaması beklenemez. Tersi, gerekmediği halde aşırı beslemek de ileride obeziteye kapı aralayacak, ruhsal ve sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir.
Çocuk sakin bir ortamda büyümelidir. Aşırı gürültü, bağırma, kavgalar, itişip kakışmalar çocuğun ruh dünyasını etkiler. Hatta bu etkinin doğum öncesi ortama kadar uzandığı da yapılan tespitler arasında yer almaktadır. Ebeveynler kavga ve çekişmelerden uzak durmalıdır. Çevresinde, kardeşlerinin birbiriyle sürekli kavga etmeleri, bağrışmaları çocuğa kötü örnekler oluşturur. Bunlar ilerdeki hayatında kavgacı, huysuz, sürekli çevresiyle çekişmeli ve uyumsuz bir tip haline gelmesinde etkili olabilir. Aşırı ağlayan veya huysuzluk eden bir çocuğun sesini kesebilmek için bazı annelerin bağırarak ve kapıları çarparak onu korkutma gibi eylemlere giriştiklerine şahit olmaktayız. Bunlar belki de ilk anda etkili gibi görünse de son derece sakıncalıdır. Bu, çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği gibi, sosyal gelişimini ve ileride diğer insanlara açılmasını önler.
            Bu dönemde; çocuk için önemli olan eylemin sonucudur. Yani ağlama eylemi ya karnının acıktığı ya altını kirlettiği veya sağlık sorunu olduğu içindir. Ağlama eylemi bunlara benzer bir sorunun açığa çıkmasındandır. Bunların giderilmesi, çocuğu anlamayı gerektirir. Bunların dışında yine tespit edilmiştir ki; çocuğun ağlaması ciğerlerinin gelişmesinde de önemli bir etkendir. Bu takdirde sabırlı olmak da çocuğu anlamanın içerisine girer. Hülasa bu dönemde çocuğa göre; doğru veya doğrular, çocuğun ihtiyacını karşılayan veya ona ödül getiren eylemlerdir. Unutulmamalıdır ki bu dönemde çocuk, son derece bencildir. Ebeveyni için çocuğun temel anlayışı ve içgüdüsü “Sen bana yardım edersen, ben de sana yardım ederim” dir. Bir de olayın şu yönüne bakmak gerekir; bu dönemde, çocuğun ebeveynine karşı elinde bulunan güç nedir? Ağlamak ve huysuzluktan başka tabiri caizse çocuğun başka bir silahı da yoktur. O bunu çok güzel kullanır. Bu dönemde itaat ve cezaya ilişkin ilk izlenimleri edinir ve derinliklerine kadar sindirir. Ağlar, karnı doyurulur, sesini keser. Ağlamama konusundaki bu tekrarlar ona itaati öğretir. Yani çocuk, ebeveyninin ağlamaması isteğine itaat alışkanlığı kazanır. Bir başka noktadan bakıldığında ağlar, karnı doyurulur. Yani ağlama eyleminin karşılığını ve ödülünü alır. Burada bir noktaya değinmekte yarar vardır. Hemen yukarıda cezadan bahsettik. Cezanın bizde olumsuz bir izlenimi vardır. Ceza Arapçada karşılık demektir. Bu müspet de olabilir, menfi de olabilir. Açlığı sebebiyle ağlamasının giderilmesi bu eylemine karşılıktır. Yani müspet anlamda bir cezadır. Doyurma konusundan önce geçen süre de ağlamasına karşılık menfi anlamda bir cezadır. Özetle, çocuk bu ilk evrede, itaat, mükafat ve ceza alıştırmalarını yaşayarak öğrenmiş olur.
            0-9 yaş arası çocuklar için doğru ve doğruların neler olduğu, itaat ve cezaya ilişkin değerlendirmelerin iç dinamiğinin ve eylemlerinin amaçlarının iyi anlaşılması gerekmektedir. Sevgi medeniyeti, yavrularımızı anlamaya bağlıdır.
            Yüce Rabbimin; yavrularını anlayan, bu anlayışla ilmik ilmik, gergef gergef, geçmişine uygun bir medeniyetin hazırlayıcısı yepyeni bir nesli bağışlaması dileğiyle…