Mazhar Osman

Yazar: 
Ahmet Belada
Köşe: 
Tarihe Yön Verenler

 
Mazhar OSMAN (1884-1961)
 
            Yakın tarihimizin renkli, bir o kadar da karizmatik ve meşhur şahsiyeti Mazhar OSMAN’ın hayatını yazmak istedim. Mazhar OSMAN ismi geçtiğinde birçok kimsede tebessümün oluştuğunu hissedebilirsiniz. Yaptığı ve uyguladığı birçok yöntem gerek ülkemizde ve gerekse ülkemiz dışında model olarak benimsenmiştir.
            Halk arasında “mazhar Osmanlık” deyiminin hala kullanıldığı da bir gerçek. Ülkemizde yetişen bu değer; Şu anda Yunanistan sınırları içinde olan Dedeağaç’ın Sofular köyünde 1884 yılında dünyaya geldi. Kırklareli’nde Üsküdar idadisi (Lise)’ni bitirdikten sonra, Askeri Tıbbiye’den mezun oldu. Yüzbaşı rütbesiyle Gülhane Askeri Hastanesinde bir yıl stajının akabinde, Askeri Tıbbiyede akıl hastalıkları dersi muallim yardımcısı oldu.
            1908 yılında Almanya’ya giderek, Berlin ve Münih üniversitelerinde Nöroloji ve Psikiyatri ihtisası yaptı. Yaklaşık dört yıl yaptığı ihtisasın ardından yurda döndüğünde Gülhane Askeri Hastanesi Emraz-ı Akliye (akıl hastalığı) kliniğinde göreve başladı. 

            Balkan savaşı esnasında Gezici Hastane Başhekimi olarak görevlerde bulunduktan sonra Haziran 1914’te Haseki Akıl Hastalıkları Başhekimi ve Müdürü oldu. Daha sonra Haydarpaşa Askeri Hastanesine getirilen Mazhar OSMAN, bilahare Şişli Fransız Hastanesi ve Toptaşı Bimerhanesi’nden sonra, Zeynep KAMİL Hastanesi başhekimliğine atandı.
            Türkiye’de Nöro-psikiyatri dalının kuruculuğunda görev aldı. Mesleğinin zirvesine ulaşan ve hem kendisinin hem de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin tanınması ve şöhret bulmasıyla zirve yaptı. Ordinaryüs profesör olduktan sonra İ.Ü. Tıp Fakültesi psikiyatri Kliniği Başkanlığı’na getirilen Mazhar OSMAN, 1941 yılında resmi görevini bıraktı. Emekli olduktan sonra da 1952 yılına kadar öğretim üyesi olarak görev yaptı.
            Hekimliğinin dışında sosyal içerikli faaliyetlerde de bulunmuştur. Yurt içinde ve yurt dışında bazı kurum ve kuruluşların oluşumunda ya öncülük yapmış ya da üye olmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır:
·         İçki ile Mücadele Cemiyeti
·         Akıl ve Sinir Hastalıkları Cemiyeti
·         Hamburg Akıl Hastalıkları Derneği
·         Fransız Nöroloji Derneği
·         Newyork Nöroloji Akademisi
 
            Sosyal kuruluşlarla bu kadar alakadar olan Mazhar OSMAN aynı zamanda kendisinin istifade ettiği hususlardan başkalarının da faydalanması için gayret sarf etmiştir. Bazı isimleri sayacak olursak; Şükrü Kazım Tiner’i Hamburg’a, İhsan Şükrü Aksel’i Münih’e, Abdülkadir Cahit’i Nöroşüriye, Fahrettin Kerim Göray’ı Münih’e göndererek bunların alanlarında yetişmelerini sağlamıştır. Ayrıca hepsini de maddi yönden desteklemiştir.
            Zor şartlarda zor hastalıkla mücadele eder. Akıl hastalarına birçok kimsenin mesafeli durduğu, bu hastalardan kimilerinin kısmen korkmasına ve hatta hakir görmesine rağmen hastaları müşfik yaklaşımıyla, âlicenap tavırlarıyla tedavi etmeye çalışır. Bu çabalarından dolayı bazılarının kendisine deli dedikleri bile olmuştur. Hatta bununla ilgili şu espriyi yapar. “Onların bana deli demeleri bir şey ifade etmez; ben onlara deli dersem hiçbir makam değiştiremez.”
            Bu ve buna benzer sataşmalara rağmen gayret ve çabasından vazgeçmez. Büyük bir özveriyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin kurulmasını sağlamıştır. Hastalarına daha iyi mekânda daha iyi bakabilmek için kendisi için şu ilginç hatıra da nakledilir. Bir gün hastalar dışarı çıkar, hiç kime içeri sokamaz. Mazhar Hoca’ya haber verirler. Gelir onlara der ki “ Haydi sizinle trencilik oynayalım, akabinde kendisi lokomotif rolünde kof, küf diyerek hareket eder. Hepsi peşine takılır. Bir müddet dolaştıktan sonra hastaneye getirir.” Görülüyor ki, Osman Hoca hastalarıyla her halükarda dilleşebilen bir karaktere sahip.
            Hocanın duruşu konuşması, kararları kesin ve katı idi. Ama peşi şıra gelen şaşırtıcı esprilileri ve çevresine saçtığı güven ve teselli asla unutulmaz. Ortaya koyduğu unutulmaz çaba ve gayretle beraber açtığı çığır mensubu olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına gururumuz olmuştur. Daha fazla öğrenilip hatırlatılması gereken bu büyük şahsiyeti kendisiyle yapılan bir röportajla sonlandırmak istiyorum.
            -“Nasıl meşhur oldunuz?
            -Ben meşhur olduğumu bilmiyorum. Herhangi bir şubede sebatla yarım yüzyıl uğraşan her kimse benden fazla meşhur olabilir.
            -Hayatınızda en değer verdiğiniz olay nedir?
            -Diploma aldığım gün, Bir de oğlumun dünyaya geldiği gün.
            -Allah hakkında ne düşünüyorsunuz?
            -Allah’ı tanımayan var mıdır ki?
            -Güzel Sanatların hangi dalından hoşlanırsınız?
            -Edebiyat ve Musikiden
            -Bir günlük yaşamınızı anlatır mısınız?
            -Makine dedi. Sabah altıda kalkar, sekizde hastaneye yetişirim. Eskiden 6 idi. Hatta istirahat dahi etmez, Cuma tatillerinde bile klinikte çalışırdım. Şimdi son yıllarda pek erken gidemiyorum. Resmi tatil günlerinden yararlanarak dinlendiğim oluyor. Klinikte çalışırım. Akşam altıya kadar hasta kabul ederim. Saat 6’da ufak bir kahvaltı, 6:30’da ya sinemaya veya odamda dinlenmeye giderim. On ikiye kadar okur, yazarım.
            -En çok sevdiğiniz hayvan?
            -Hiçbir hayvandan hoşlanmam. İnsanların hayvanlarından bile…
            -Delilerden korkmaz mısınız? Onları sever misiniz?
            -Delilerden korkmak, akıllı geçinenlerden korkarım. Delileri saygıyla severim, zira onlar velinimetimdir. “
            Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.