Bayramlar bayrama gitti
Alnımıza yazılan ilâhi yazı BAYRAM
Kulun yüce Allah’a niyazı, nazı BAYRAM
Bayramı severim de, Bayramda sevinemem
Havf ve reca arası gönlümde sızı BAYRAM
Bal tadında bayramlarımız vardı çocukluğumuzda. Gül kokuluydu çocukluğumuzdaki bayramlarımız… Bayram gelecek diye, günler öncesinden yüreklerimiz kıpır kıpırdı…
Günah izi yoktu dudaklarımızda… Gönül dünyamız bu kadar kirlenmemişti, kirletilmemişti…
Bir sevgi atmosferinde yaşardık. Oyuncaklarımız bize göreydi… Dünyanın en güzel oyunlarını biz oynardık. Dünya o zaman kocamandı. Uykularımız tatlıydı, düşlerimiz tatlıydı, hayallerimiz tatlıydı… Gökkuşağının altından bile geçerdik.
Mübarek Ramazan’da, davullarla kalkardık sahura. O rahmet iklimi nasıl da sarardı bizi… Küçük küçük oruçlar tutar, ellerimizde yufka ekmekten yapılmış dürümlerle, dam başında ezanların okunmasını beklerdik…
Bayram’ı beklerdik dört gözle… Gelmek bilmezdi bir türlü…
‘’ Bayram ne zaman anne?’’ diye sabırsızlanırdık…
‘’ Az kaldı yavrum’’ derlerdi hep.
Bayram yaklaştıkça, herkeste tatlı bir telaş başlardı… Ellerimize kınalar yakılırdı, mübarek annelerimiz tarafından… Eğer yeni bir elbise, yeni bir pabuç alınmışsa, onları yastığımızın altına kor öyle yatardık. O gece uyku girmezdi gözlerimize, yarın bayram olacak diye…
Bayram sabahı babamızla, Bayram namazına camiye gidişimiz, sevinçle eve dönüşümüz, büyüklerimizin ellerini öperken, onların bizi bir sevgi ve şefkat yumağı içinde sımsıcak bağırlarına basışları, ne kadar güzel, verdikleri 5-10 kuruş ne kadar büyük, ceplerimize koydukları şekerler ne kadar tatlıydı…
Ben işte şimdi, tadı hala damağımda kalan o bayramları özlüyorum…
Çocukluğumuzda imkânlarımız elbette bu kadar geniş değildi… Yokluk vardı, yoksulluk vardı… Ama daha huzurluyduk, daha mutluyduk…
İmkânlarımız arttıkça, isyanlarımız da arttı… Dünyamız küçüldü… Gelişen teknolojinin faydalarını inkâr edecek değiliz. Ama bunun yanında, bizleri mutlu kılan birçok güzelliklerimizi de alıp götürdüğünün farkında mıyız?
Bir mektup kültürümüz vardı…
Bayramlarda birbirimize tebrik kartları gönderirdik.
O mektupların, o tebrik kartlarının içine yüreklerimizi kor öyle gönderirdik… Postacının kapımızı, ‘’ Mektuuup’’ diye çalması nasıl da heyecanlandırırdı bizleri…
İçinden ya kurumuş bir gül yaprağı çıkardı, ya da bir gelincik çiçeği… Ya sevgilinin zülfünden bir tel, ya da siyah beyaz bir fotoğraf… Ya gurbet yolu gözleyen bir annenin, kâğıdın üzerine koyarak titrek elleriyle çizdiği minnacık bir çocuk eli, ya da iki damla gözyaşı…
Hasret yüklü, duygu yüklü mektuplar… Her okunuşunda ayrı bir tad aldığımız, koynumuzda sakladığımız, özlemle kokladığımız dost mektupları…
Zarfıyla, mazrufuyla mazide kaldı…
Abdürrahim Karakoç’un
‘ Çift bayram tanırız ışıktan, nurdan
Birisi Ramazan, birisi Kurban
Yâ Rab, bayram eyle bayramımızı
Yıka gönülleri kirden çamurdan’
Mısralarıyla dile getirdiği dua mahiyetindeki duygularına ‘ Amin’ diyoruz…
Gönüllerimizi, ruhlarımızı her türlü kirden yıkayıp arıtacak İslam ve İman nimetinin yanında, nurdan iki bayram ikram eden Mevlâ’ya şükürler olsun…
Bizim bir Rabbimiz, bir kılavuzumuz, bir kitabımız, bir kıblemiz ve iki bayramımız var… İnşaallah üçüncü bayramımızı da, son nefeste can emanetini gülerek canana teslim ettiğimizde yaparız…
Gayrisinin düğününden, bayramından bize ne…
Üstad Karakoç 1985 yılında bir bayram tebrik kartı göndermişti. Hala kitaplığımda bir dost hatırası olarak saklarım. Şöyle diyordu:
‘ Dilekler mi büyük, gökyüzü mü dar
Niçin menziline ermez dualar?
Gül yüzlü bayramlar nereye gitti
Neden gönüllerde gamlı bayram var?’
Bu soruları soran üstad, elbette sebeplerini bizden iyi biliyordur. Yanan yüreklerin, dert çeken insanların sancılarıdır bunlar…
Karakoç’a şöyle bir cevap vermiştim:
‘ Ne dilekler büyük ne gökyüzü dar
Ama menziline ermez dualar
Gül yüzlü bayramlar, bayrama gitti
Şimdi gönüllerde gamlı bayram var’
Ekmek gurbet, hava gurbet, su gurbet
Bayram dedi yedi beni bu gurbet
Gül yüzlü bayramlar bayrama gittiği için gönüllerde gamlı bayram var… Bayrama giden gül yüzlü, gül kokulu bayramlar bir gün geri dönerde, gam yüklü kervanların geçtiği kederli gönüllerimize misafir olur mu bilmiyorum!...
Sıla derdinde olmayan, gurbetin kahrını, bayramın kadrini nerden bilsin.
Her bayram buruk bir sevinçle birlikte bir de hüzün çeker yüreğimin taa ortasına…
Tüm İslam coğrafyasında vahşi emperyalizm tarafından toprakları işgal edilmiş, hürriyetleri ve ekmekleri ellerinden alınmış, çaresizliğin girdabında boynu bükük gözleri yaşlı çaresiz kardeşlerim gelir hatrıma…
Benim bayramlarım böyle geçer dostlar… Ya sizin bayramlarınız farklı mı söyleyin Allah aşkına…
Bayramların bayram olduğu bir bayram gelirse, beni de çağırın ne olur…
Yurdumda yoksulun yetimin yüzü
Gülerse bayramım, bayram olacak..
İnsan olan söylediği her sözü
Bilirse bayramım, bayram olacak…
Muhabbettir sevdaların derini
Seven sevdiğine veriri ser’ini
Mecnun Leyla’sına, Ferhat Şirin’i
Bulursa bayramım, bayram olacak…
Sılam gurbetimdir, gurbetim sılam
Söyleyin nerede bir karar kılam
Bayramdan bayrama, dosttan bir selam
Gelirse bayramım bayram olacak…
Sevinebileceğimiz nice bayramlara kavuşabilme dilek ve duası ile bayramınızı tebrik ediyorum.
