50 yılda nasıl değiştik
Yaklaşık 50-60 yıl öncesinden günümüze kadar olan bölümde cemiyet hayatı nasıl değişti? Bu geçmiş zaman diliminde neler değişti? 1960-2010 aralığına baktığımız zaman toplumdaki çürümenin hızla devam ettiğini görüyoruz
Değişen zaman değil, değişen insanın ahlak anlayışı, edep anlayışı, hayata bakış açısı, kısaca değişen insanın ta kendisi. Belirli günlerde hep hayıflanıp duruyoruz. Ah şu eski ramazanlar, eski bayramlar, eski dostluklar ne kadar da iyiydi diye. Hepimiz sanki içimizden bir şeylerin kopup gittiğini hissediyoruz. İnanın bir şeylerin kaybolduğunu hepimiz biliyoruz ama o değerleri yeniden canlandırıp hayatımıza sokmaya hiç birimiz yanaşmıyor.
Neydi o kısa geçmişte saklı vazgeçilmez değerler, doyumsuz hazlar ve uğruna her türlü fedakarlıkların yapıldığı şeyler? Bunlardan kısa da olsa bahsetmede çok yarar olduğuna, 2010 çocuklarının bunları bilmesinin çok önemli olduğuna candan inanıyorum.
Samimi bir aile fertleri gibi herkes birbirini candan ciddi olarak severdi, birinin neşesi hepsinin neşesi, birinin kederi hepsinin kederi olurdu. Düğünlere, derneklere herkes iştirak eder, gönül hoşluğu ile hoş, güzel günler geçirilirdi. Hastalar ziyaret edilir, tatlı söz, güler yüzlerle kederi izale edilirdi. Gariplere, yoksullara darda kalmışlara gönül hoşluğu ile Allah rızası için, herkes elinden geldiği kadar yardımda bulunurdu.
Zenginlerin kesesi fakirler hesabına daima açıktı. Doktorlar bir baba şefkatiyle hastaları muayene ederler. Çok zaman fakirlerden para almazlar, icap ederse ilaç parasını ceplerinden öderlerdi. Bu fedakar insanların hatırlarına, bu adam da bana şöyle bir iyilikte bulunur veya ben de bu işin karşılığı ondan şöyle bir menfaat temin ederim düşüncesi akıllarının ucundan dahi geçmezdi. Bu gibi yardım ve hizmetler farz-ı ayn telakki edilirdi. Aynı semtte bir cenaze vukuunda bütün mahallenin halkı iştirak eder, en yakın ahbapları gibi üzülür, cenaze evini teselli eder ve o eve günlerce yemek taşınırdı.
Herkes birbirine karşı son derece saygılı idi. Şimdiki gibi bilgisiz okuryazarlar yerine, ümmî bilgili, görgülü, hatırşinas insanlar çoktu, yaşlı ile genç, zengin ile fakir kardeş sayılırdı. Zenginler de mütevazı insanlardı. Yedikleri, içtikleri, giydikleri ile öğünmezler, verenin Hak Celle ve ala Hazretleri olduğunu bildikleri için, şükürleri bol olurdu. İsraftan kaçarlar, birikenlerle fakirleri, dulları, yetimleri korurlar. Evlenemeyen gençlere evlenme hususunda maddî manevî yardımda bulunurlardı. İçtimaî İslâmî yardımda bulunmaktan büyük zevk alırlardı.
Hasetçilik, çekememezlik, gıybetçilik gibi kötü hareketlerde kimse bulunmazdı. Şayet böyle bir şeye cüret edecek olursa muhataplarından ters tepki husûle gelebileceğini bilir, halkın nazarında itibardan düşmekten korkardı.
Farzdan sonra en mühim ibadetin(müminlerin gönüllerini almak) olduğunu bilirlerdi, ağızlarından hep tatlı, ruhu teskin edici sözler sarf edilirdi.
Kimse, kimse ile çekişmez, uğraşmazdı, kimse kimseyi küçümsemez, hor görmezdi. Küçükler büyükleri sayar, büyükler de küçüklere karşı şefkatle muamele ederlerdi. Ananın babanın bir dediği iki olmazdı, yani ebeveyne karşı tam bir itaat edilirdi.
Büyükler de küçüklere karşı dikkatli olup, onların yanında hafif hareketlerde bulunmazlar idi ki, şımarmasınlar, istikbalin ciddi vakarlı, mütevazı insanları olsun diye.
Çocuk terbiyesine çok önem verilir, günümüzdeki gibi tıka basa her istediği yedirilmez, lüzumsuz arzuları yerine getirilmezdi. Bu şekilde çocuk her istediğinin yapılmayacağını bilir, uysallık tarafına meylederdi. Daima dinî, millî, içtimaî telkinat yapılır, güzel ahlaklı, hayâlı, dürüst olarak yetiştirilmelerine gayret sarf edilirdi.
Aile fertleri, muayyen zamanda hep beraber büyük bir muhabbet içinde yemeklerini yerlerdi. Anne ayrı, baba ayrı, çocuklar ayrı ayrı saatlerde yemezlerdi. Akşamdan sonra ekseriyetle evde kalınır, bazen akraba, ahbap ziyaretlerine hep beraber gidilir, bazen de misafir gelirse onlara güler yüz, tatlı dille ikramlarda bulunurlardı. Evde kalındığı zaman da çocukların anladığı şekilde hasbıhaller yapılırdı. Çocuklar izinsiz olarak hiç bir yere gidemezler, izin aldıklarında da söz verdikleri saatte evlerine dönerlerdi. Bunları okurken hepimiz ah nerede o eski günler diye hayıflanıyoruz değil mi? İsraf, savurganlık diye bir şey yoktu. Herkes bütçesini, gelirine göre ayar ederdi.
1943 senesinde, Muhterem Mustafa Asım Yörük bir öğrencisine:
Evladım, halkın bu israfı daha ne kadar devam edecek? Evvelce az maaşlılar, fakirler bile iktîsad, tasarruf kaidesini nefislerînde tatbik etdikleri için, hem maddî yani para sıkıntısına düşmezler, hem de biriken az parayı, kendilerinden daha fakir olanlara tasadduk ederlerdi. Bu suretle hem darlığa düşmezler hem de kimseye el açmazlardı. Hem de Sertacü'l-Enbiya-sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretlerinin:
Yarım hurma ile dahi olsa cehennem azabından korununuz! Hadis-i şerîfine imtisal ederlerdi.
Hatta memurlar derece ve sınıflarına göre giyim eşyası, yağ, sabun ve saire alırlardı. Mesela, az maaşlı bir memur, yüksek maaşlı memurun kullandığını kullanmaz, yediğini yemez, giydiğini giymezdi. Fakat mes'uddular, müreffeh idiler, buyurdular.
Halbuki 50sene evvel bugünkü şımarıklığın, hazımsızlığın, yarışmanın yüzde biri bile yoktu, muhterem bugünkü vaziyeti görmüş olsaydı, dili tutulur, söz edemezdi. Çünkü herkes birbirini yapmacık olarak sevmez, ciddi ve samimiyetle severdi.
Bugün helal haram demeyip, mal toplama yerine; o günlerde kanaat vardı. Herkes kendisinden evvel, komşusunun, yakınlarının menfaat ve rahatını düşünürdü. Aile hayatında erkek ailesini taltifkar lakaplarla çağırır, kendisine layık olan nezaket ve şefkati gösterirdi. Allah'ın emirlerini beraberce noksansız olarak ifa etmeğe say ü gayret ederlerdi. Evin hanımı da kocasına karşı çok itaatli idi. Olur olmaz şeylere itiraz etmez her hususta kocasına yardımcı olurdu. Kocasının alamayacağı şeyler için ısrar etmezdi. Bu sebeple bütçelerinde açık olmaz, malî sıkıntıya düşmeden mes'ud ve bahtiyar bir şekilde ömürlerini idame ettirirlerdi. Giyim ve ev eşyaları itina ile kullanılır, eskidi diye hemen atılmaz, değiştirme sevdasına düşülmezdi. (Evini cennet yapan dişi kuşudur) tabiri daimi kullanılırdı. Kendileri müsrif olmadıkları için çocuklarına da aynı duyguyu aşılarlardı.
Rabbim bizleri bu temiz toplumdan hissedar edip güzel bir yaşantıyla ve yüz akıyla, şu mübarek günler hürmetine, son nefesinizde hüsnü hatime ile huzuruna varmayı nasibi müyesser eylesin… Amin.
















