Bayramlarımız

Yazar: 
Hamit Haksever
Köşe: 
Hafıza-yı Beşer

 
Tarih boyunca pek çok medeniyet tarafından kültürel, dini ve milli olmak üzere pek çok bayram kutlanagelmiştir. Bunlar, önemli olayların hatırası için olabildiği gibi tabiattaki değişimler sebebiyle de olabilmektedir. Bu bayramlardan, başka dinlere ait olan ve dini mahiyeti olanları kutlamak son derece tehlikelidir. Kültürel ve milli özellikteki diğer bayramları kutlamak da uygun değildir. Nitekim İslamiyetten önceki Medine toplumunda İran menşeli Nevruz ve Mihricân bayramları kutlanmakta idi. Peygamber Efendimiz, “Allah, sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, Kurban ve Ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir.” buyurarak Nevruz ve Mihricân bayramlarının kutlanmasını yasaklamıştır. Bu gerçeğe rağmen İslam toplumları başka bayram kutlama bidatine tarih boyunca düşmüştür. Mesela Abbasiler, Fatımiler ve Selçuklular Nevruz ve Mihricân bayramlarını kutlamışlardır. Bizim Ramazan ve Kurban bayramı dışında bir bayrama ihtiyacımız yoktur.

Bayram günlerinde İslamî ölçüler içinde eğlenilmesi ve bazı oyunların oynanması câizdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ezgiler söylenmesine ve Habeşli bir grubun mızrak-kalkan gösterisine izin vermiş ve bunların engellenmesine karşı çıkmıştır. Bu misallerden Efendimiz’in (s.a.v.) bayramların toplu bir şekilde ve meşru dairede eğlenerek kutlanmasına rıza gösterdiği sonucunu çıkarabiliriz.
Osmanlı’da da Ramazan ve Kurban bayramları büyük bir coşku ile kutlanıyordu. Padişahlar zaman zaman bayram şenlikleri düzenletiyordu. Hem saray erkanının hem halkın katıldığı gösteriler büyük meydanlarda icra ediliyordu. Padişahın da bizzat katıldığı bu kutlamaları Ahi teşkilatı bünyesindeki esnaf loncaları organize ediyordu. Her esnaf grubu dört tekerlekli arabalar üzerinde meslekleri ile ilgili bir eşyayı yaparak geçerlerdi. Mesela çörekçiler bir arabaya yerleştirilmiş olan fırında çörek yaparak geçit yaparlar ve yaptıkları çörekleri padişaha ikram ederlerdi. Yine çörekçiler arasında yüzünü una bulayarak maskaralık yapıp halkı eğlendirenler de olurdu. Ciltçiler araba üzerinde cilt yapar ve bu yapılan cildi padişaha takdim ederlerdi. Hasılı her meslek erbabı kendi meslek dallarındaki en mutena ve en zor şeyi yaparak geçer ve bunu geçit sonunda padişaha arz ederdi. Geçit esnasında yaptıkları diğer ürünleri de teşhir eden esnaflar, bu şenlikler vesilesiyle ürünlerini tanıtma fırsatı da yakalamış olurlardı. Bazı esnaf loncaları orta oyunu oynar, bazıları karagöz oynatır, bazıları da meddahlık gösterileri ile halkı eğlendirirdi. Bunların dışında gözbağcılar(ilizyonist) hokkabazlık gösterileri yapar, canbazlar ip üstünde yürür, zorbazlar kafalarıyla büyük testileri kırarak kuvvet oyunları sergilerler, kûzebazlar pek çok testiyi dökmeden başları üzerinde taşıyarak hünerlerini gösterirlerdi. Güreş müsabakaları da bu şenliklerin vazgeçilmezleri arasında idi.
Osmanlı’da resmi olarak da kutlanılan Ramazan ve Kurban bayramları Cumhuriyetin ilanından sonra gelenek olarak bırakılmış, resmi protokolde kutlanmak üzere milli bayramlar ihdas edilmiştir. Milli bayramlardaki geçit törenleri için okullardaki öğrenciler kullanılmakta ve yüzlerce öğrenci haftalar öncesinden batı kültürünün mahsulü olan bando ve yürüyüş çalışmaları yapmaktadır.
Her ne kadar adı milli bayram da olsa Avrupa kültürünün tesirinde gelişen Cumhuriyet Bayramları ile tamamen kendi kültürümüz çerçevesinde şekillenen Osmanlı’daki bayram kutlamalarını kıyas etmek bile mümkün değildir. Geçmişin coşkusunu tekrar ve fazlasıyla yaşayabilmek için;
BAYRAMLARDA NELER YAPMALIYIZ?
Bayramlar, sevgi, neşe ve huzur günleridir. Bayramlarda temiz ve güzel elbiseler giymek, bayram boyunca güler yüzlü olmak gerekir. Bol bol sadaka vererek gariban insanlar, harçlık ve hediyelerle de çocuklar sevindirilmelidir. Duaların makbul olduğu arefe ve bayram günleri, gecesiyle ve gündüzüyle iyi değerlendirilmelidir.
Bayram, bayram namazı ile başlar ki bu adeta bizlerin Rabbimizle bayramlaşması gibidir. Her şeyimizi borçlu olduğumuz ve her şeyden ziyade sevdiğimiz Rabbimize bir şükrün ifadesi olan bayram namazından önce gusletmek güzeldir. Ramazan bayramında bayram namazına gitmeden önce hurma gibi tatlı bir şey yemek, kurban bayramında ise bir şey yemeyerek -mümkünse- ağzımıza giren ilk lokmanın kurban eti olmasına gayret etmek gerekir. Namaza giderken ve namazdan gelirken farklı yolları tercih etmek de menduptur. Bayram namazından sonra veya arefe günü ifa edilen kabristan ziyaretleri de ülkemizde uygulanan güzel bir âdettir. Bayramlaşırken, “Bayramınız mübarek olsun, Allah sizden ve bizden kabul buyursun.” gibi hayır dualarla tebrikleşmek de güzel bir uygulamadır.
Bayramları tatil için bir fırsat olarak görmek çok yanlıştır. Bayramlar, müslüman toplumun birbiri ile kaynaşması için önemli bir fırsattır. Bu manada müslümanlar için toplanma ve kaynaşma vesilesi olan Cuma günü de bir nevi bayramdır. Bayramlarda büyüklerin elleri öpülüp hayır duaları alınmalıdır. Hocalarımız ve ilim ehli ziyaret edilmelidir. Akraba, eş dost ziyaretlerinden başka gariban ve fakir insanlar da ziyaret edilmeli, onların dertleri ile hemhâl olunmalıdır. Zaten yüce Rabbimiz, Ramazan bayramından önce fıtır sadakası verilmesini, kurban bayramında da kurban kesilmesini vacip kılarak fakir ve muhtaçların da sevindirilmesini, bayramın müslüman toplumun tamamında sevinç ve huzur içinde geçirilmesini murad etmiştir.
Allahu Teala ömürlerimizi Ramazan ruhaniyeti ile geçirmeyi, son noktayı şehitlik mertebesi ile Rabbimize kurban olarak ve O’na kurbiyetle tamamlamayı ve böylece en büyük bayrama erişmeyi hepimize nasip etsin. Amin.