Sözyangını

Yazar: 
M. Selçuk Özdoğan
Köşe: 
İlkadım Kitaplığı

Kıymetli okuyucularımız!
 
Bu ay sizlerle, İlkadım Kitaplığımızda iki tane daha kitap tanıyacağız. Bu kitaplarımız Senai Demirci’nin kaleme aldığı Sözyangını ve Avni Aslan- Ziya Demirel’in yazdığı Osmanlı Tarihinden İlginç Hikaye ve Anekdotlar’dır.
Sözyangını - gıybetin yaktığı dudaklardan k/özlü sözler – konu itibariyle günümüz Müslümanlarının en fazla işlediği günah olarak değerlendirilen gıybeti konu edinmiş. Gıybet gerçekten dikkat çekici. Şöyle ki sık sık telaffuz edilen bir cümle var: “ Müslümanlar zina yapmıyorlar, içki içmiyorlar, kumar oynamıyorlar ama gıybet yapıyorlar.” Yazarımız da bu konudan muzdarip olduğu için gıybeti ele almış bu yeni kitabında. Eserimizi Senai Demirci yine kendisine has üslubuyla yani cümleler uzun ve şiir tarzında yazmış. Ama okurken böyle su içer gibi kolay okunan yazılar üzerinde de uzun uzadıya düşünmeyi gerektiriyor Eser yine Senai Demirci’nin diğer eserlerinde olduğu gibi çeşitli görsellerle zenginleştirilmiş. Kitabımızda gıybetle ilgili kitabi bilgi verilmiyor. Yazarımız gıybetle ilgili farklı başlıklar bulmuş ve bunları yorumlamış. Eserimizde dikkat çeken konulardan biri “ Gıybet Testi” olan bölüm. Burada bizleri dört tane farklı başlık karşılıyor. Başlıklarda bazı bölümler nokta ile boş bırakılmış. Mesela “…nın damlasını ağzıma koymam.”  cümlesini bizler “içkinin” diye tamamlıyoruz. Peki o noktalı yeri “Gıybetin diye tamamlayabiliyor muyuz?” diye soruyor yazarımız. İlginç değil mi? Diğer dikkatimizi çeken bölüm ise 99 Esma 99 Özür bölümü. Allah Teâlâ’nın her bir ismini kısa bir şekilde açıklayarak sonunu hep gıybete bağlıyor ve her ismin sonu ya af isteği ya özürle bitiyor. Mesela Semi’ isminde “ Sen işitmiyormuşsun gibi dilimi değdirdiğim savruk sözler için, nefesime doladığım gıybetler için, dudaklarıma aldığım yalanlar için özürler diliyorum ey Rabbim.” diyor yazarımız. (Timaş Yayınları)

    İkinci eserimiz iki tane Tarih öğretmenimizin kaleme aldığı “Osmanlı Tarihinden İlginç Hikâye ve Anekdotlar”adlı eserimizdir. Eserimiz içerik olarak kendini belli ediyor. Zaten derleme olduğu için de yazarlarımızın üsluplarıyla ilgili bir şey söyleyemiyoruz. Fakat eseri okurken dikkatimi çeken husus, genellikle anlatılan hikaye veya anekdot ile üzerlerine yerleştirilen fotoğrafların alakasız olması. Görselliğe önem veren okuyucularımız için bu önemli. Eser elinize aldığınızda bitirmeden bırakamayacağınız bir özelliğe sahip. Genelde hikâyeler anlatılırken tarihi seyir dikkate alınmış. Osman Gazi’nin o meşhur rüyası ile başlamış, Sultan Vahdettin’in o acıklı hikâyesi ile bitirilmiş. Eserimizi okurken kâh aşka gelip coşuyoruz, kah da o heyecanımızı yitirip düşüncelere dalıyoruz. Tarih böyle. Zaferlerimiz olduğu gibi yenilgilerimiz de var. Doğru, alkışlanacak işlerimiz olduğu gibi eleştirilecek yanlış işlerimiz de var. Mesela dünyada 1880’lerin sonunda Cidde’ye Osmanlı Devleti tarafından kurulan tuz arıtma tesisinin ilk olduğunu okuyunca seviniyoruz. Ama böyle bir devleti kuran aile fertlerinin dünyanın çeşitli ülkelerinde sefalet içerisinde vefat ettiklerini okuyunca da hüzünleniyoruz. Yazımızı iki özdeyişle bitirelim:
 
“Tarih yalnız geçmişin kahramanlıklarıyla övünmek değil, tarih; ibret alarak geleceğe yol almaktır.”
 
 “Tarih bir milletin hem hafızası hem de vicdanıdır.”