Yok ol ve kurtul
Cenab-ı Hak kendisine muhabbet edip bilinmeyi istedi. İlk olarak da Peygamber Efendimiz ( sallallahu aleyhi vesellem) ‘in nurunu yarattı. Ondandır ki:
“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl / Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl” diye destanlaşan bir beyt bugünlere kadar geldi. Habibim dediği iki cihan sultanı Efendimiz aleyhisselatü vesselam, yaratılış cevherinin özüdür. Rabbimizin en çok sevdiği olan Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’e ne kadar çok benzersek, sünnetlerini ne kadar çok icra edersek Allah katındaki değerimiz ve sevilme oranımız da o kadar çok olacaktır.
Kalabalıklar içinde yalnızlaştıysan korkmamalısın. Hiç kimse beni anlamıyor diyorsan, kendini bu dünyaya bu havaya ait görmüyorsan, ilgisizlikten yahut beklediklerini bulamamaktan rahatsızsan müjdeler sana! Çünkü Yüce Kudret’in sevgi akışlarına muhatap olacak bir yol üzerindesin. Çünkü Habibini Mekke’de yalnızlaştırıp belli bir süreçten sonra vahye muhatap kılmıştır. Sana kimseden fayda olmadığını, sadece Kendisine (celle celaluhu) yönelmen gerektiğini anlaman için ‘sana özel’ bir kapı açılmıştır! Yalnızlaşmak seni korkutmasın. Asıl Rabb’inin sevgisinden mahrumiyet seni korkutmalıdır. El Vedûd isminin tecelligâhı olan yüreğin nasıl?
Kendini aşk denizinde yok edebildinse ne mutlu. O denizde yok olmaktan değil var olmaktan korkmalıdır. Yok ol ve kurtul. Hiçliğini bilip de yok olabilenler var olabiliyor. Çünkü: “Sen çıkınca aradan kalır seni yaradan.” Aşkta canlar değişilmez, sevmenin bedeli olarak canlar verilir. Sevgisi neticesinde canlarını verenlere El Vedûd ne diyor bak: Allah yolunda öldürülenler için ölüler demeyin. Hayır onlar diridirler. Lakin siz sezmezsiniz. (Bakara 154) Aşıklar hiç ölür mü? Hele de Allah içinse.
“Yunus öldü deyu sala verirler.
Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.”
diyor Yunus Emre’miz. Evet ölmez. Hele İbrahim Hakkı Hazretleri gibi bir yanık gönle ne buyrulur. İşte tam bir teslimiyet örneği:
“Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül yahut diken
Ya hayattır yahut kefen
Narın da hoş, nurun da hoş
Kahrın da hoş lütfun da hoş”
Nefsi radıye makamı böyle bir yer olsa gerek. Çünkü söylemesi kolay yaşaması ise hayli zor. Kahır tecellisi ile yaşamak...Herkesin işi değil.
Ya şeyhine aşık bir Necip Fazıl “Sonsuzluk Kervanı”nda nasıl anlatır aşkını:
“Sonsuzluk Kervanı, “peşinizde ben
Üç ayakla seken topal köpeğim!”
Bastığınız yeri taş taş öpeyim
Bir kırıntı yeter kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben” diyor ve gerçek aşkı maşukunun köleliğinde buluyor.
Sevgiyi Yaratan, onu yarattıklarının gönlüne nasıl yerleştirdiğini de anlatıyor: Allah (celle celaluhu) bir kulundan razı olup onu sevdiğinde, Cebrail (aleyhisselam)’i çağırır ve ona şöyle buyurur:
“Ben falan kulumu seviyorum sen de onu sev.”Cebrail aleyhisselam onu sever. Sonra semada seslenip der ki: “Allah Teâlâ falan kulu seviyor, siz onu sevin.” Semadakiler de onu sever. Sonra onun sevgisi yerdekilerin gönüllerinde yerleşir.” (Müslim Birr, 157)
“Cennetler “O (sallallahu aleyhi vesellem) geliyor!” diye süslenirken “Refik i Ala”ya deyişteki gülümsemenin adıdır aşk.” (Esma-i Hüsna, Vuslat Turabi) Aşk ikliminde yaşayan gönül: “Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri/ İsteyene vergil onu /Bana seni gerek Seni.” diyerek gönlündeki her şeyi Allah için terk eder.
