Nefislerin Dizgini: Oruç

Yazar: 
Nureddin Soyak
Köşe: 
Başyazı

 
İbadet ve kulluk için yaratılan insanın turabi ve ilahi olmak üzere iki yönü mevcuttur. Turabidir çünkü topraktan yaratılmıştır. İlahidir Rabbimiz ona kendi ruhundan üflemiştir. İnsan hayatı boyunca varlığında mevcut olan bu iki hakikat arasında gidip gelmektedir. İnsanda hangi yön ağır basarsa ona meyleder. Şehvetlerle beslenen nefsin hâkimiyetinde turabi yön ağır basarken, ibadetlerle desteklenen ruhun hâkimiyetinde ilahi yön ağır basmaktadır. Onun içindir ki imandan sonra ibadetlerin Müslüman hayatındaki önemi çok büyüktür.
Nitekim Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“İslam beş şey üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekâtı, haccı ve ramazan orucunu yerine getirmektir.” (Buhari-Müslim)buyurmaktadır.
Görüldüğü üzere harcı iman olan İslam binasının kumu, çimentosu, demiri ibadetlerdir. Malzemeleri eksik inşa edilen binanın yıkılmaya mahkûm olduğu gibi ibadetleri eksik veya hakkıyla ifa edilmeyen iman binası da şeytan ve işbirlikçilerinin vesveseleri ile yıkılmaya mahkûmdur. İbadet yapmayan, yaptığı ibadetlerden huzur almayan insan perişandır.

İbadetlerden gaye Allah Teâlâ’nın emrini yerine getirmektir. Allah Teâlâ’ya boyun eğme şeklinde yapılan her itaat ibadettir.
Allah Teâlâ’ya kurbiyyet için ibadet şarttır. İbadetsizlik itaatsizliktir. İbadetsizlik kulu Allah Teâlâ’dan uzaklaştırır. İbadet Allah Teâlâ’nın sonsuz nimetlerine karşı bir nebze şükürdür. İbadetler külfet değil nimettir. Dünyada huzur ve mutluluk ahirette ise ebedi saadettir.
Gıdaların bedeni besleyip koruduğu gibi, ibadetlerde ruhu besler ve korur. İbadetler ruhun hem gıdası hem de ilacıdır.
Şair ne güzel der:
“Heykel destek üzerinde
Benim ruhum desteksiz”
Ruhlarımızı desteksiz bırakmayalım. Ruhun desteği ihlâsla, samimiyetle yerine getirilen ibadetler ve ibadetler neticesinde elde edilen Allah Teâlâ kurbiyyetidir.
İbadet ehli bir nesil yetiştirmek zorundayız. Böyle bir nesil hem dünyamızın hem de ahiretimizin teminatıdır.
Bir taraftan kötülüklerden şikâyet edip bir taraftan da İslam düşmanlığı yapanlar ne yaptıklarının farkında mı? Bunlar belalarını arıyorlar. Akıllarını başlarına almazlarsa belalarını da bulacaklar. Hakkın emrine riayet etmeyen halkın hakkına riayet eder mi?
İbadetler Allah Teâlâ için yapılır fakat Rabbimizin ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. İbadet edenin O’na bir faydası dokunmadığı gibi isyan edeninde O’na bir zararı dokunmaz.
Rabbimiz:
“Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edende bilsin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.” (Lokman 12) buyurmaktadır.
Bedenin çeşit çeşit vitaminlerin bulunduğu gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, ruhun da gıdası olan çeşit çeşit ibadetlere ihtiyacı vardır.
Namaz bir ibadettir, oruç bir ibadettir, zekât bir ibadettir, hac bir ibadettir. İslam bu ibadetler üzerine bina olmuştur. Ramazan ayı islamın üzerine bina olduğu pek çok ibadetin harman ayıdır. Kavuşmayı Rabbimizden dilediğimiz mübarek ramazan ayını manevi bir hasat mevsimine dönüştürmeliyiz. Bu ayın alamet-i farikası olan ibadette oruçtur. Oruçlarımızı hakkıyla ifa etmeliyiz.
Rabbimiz:
“Ey iman edenler oruç sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara 183) buyurmaktadır.
Rabbimizin ifadesiyle oruç bütün ümmetleri ve bütün zamanları kuşatan bir ibadettir. Oruç ibadeti Rabbimizin kullarına en büyük ihsanlarındandır. Çünkü insan oruç ibadetiyle heva ve hevesin tasallutundan kurtulup, kuvve-i ruhiyyenin yönetiminde, kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gazabiyyeye galip gelir. Oruç tutan bir Müslüman midesini ve şehvetini kontrol altına almış olur. Genelde insanın ifsadı bu iki şeyin kontrol edilemeyişindendir.
Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“İnsanın karın boşluğuna midesinden daha zararlı bir organ konmamıştır.” buyurmaktadır.
Diğer bir hadisi şeriflerinde de:
“Ey gençler topluluğu içinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira gözü haramdan tenasül uzvunuda zinadan korumanın en güzel çaresi budur. Eğer içinizden herhangi biri buna güç yetiremezse o zaman oruç tutsun. Çünkü oruç şehevi arzuları azaltır.” (Buhari) buyurmaktadır.
Farsçadan dilimize oruç olarak geçen kelimenin Arapçası “savm”dır. “Bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamına kullanılır.
Bırakın nefsin gayri meşru isteklerini, bazı meşru isteklerinin bile yerine getirilmediği çok özel bir ibadettir oruç.
Bir kudsi hadiste belirtildiği üzere Rabbimiz:
“Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık olabilir fakat oruç başkadır. Çünkü oruç benim içindir ve onun ecrini ben vereceğim.” (Müslim – Nesai)
Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:
“Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir.” (Buhari) buyurmaktadır.
Burada Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ramazana kavuşma arzusunu ve ümmetini de buna teşvik etmesini daha iyi anlıyoruz.
“Ya Rabbi Recep ve Şaban’ı bize mübarek eyle ve bizi Ramazan’a kavuştur.”
Duaların kabulüne orucun etkisini de Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle haber vermektedir:
“Üç kimse vardır ki onların duası geri çevrilmez. Bunlar henüz iftar etmemiş oruçlu, adil devlet reisi birde haksızlığa uğramış kimsedir.” (Tirmizi)
Bütün bu ilahi ve nebevi müjdeler oruç ibadetinin Allah Teâlâ yanındaki değerini göstermekle birlikte bizlerinde bu ibadet hususunda ne kadar hassas davranmamız gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bütün bu özellikleri ile oruç kulu rabbin kurbiyyet eşiğine taşıyacak çok müstesna bir ibadettir.
Oruç ibadetinin Allah Teâlâ yanındaki kutsiyeti ve mükâfatının çok fazla oluşu riyanın en az karıştığı ibadet oluşundandır. Dolayısıyla bütün kulluk faaliyetlerimizde riyaya düşmeme konusunda çok hassas olmalıyız.
Oruç sosyal felaketlere yol açan taşkınlıkların önüne geçilmesinde de çok büyük bir öneme haizdir. Ramazan ayında işlenen suç oranlarının düşmesi bunun en açık delilidir.
Rabbimiz:
“Namaz ve sabırla yardım isteyin.” (Bakara 153) buyurmaktadır.
Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz orucun kötülüklere karşı koruyucu özelliğini bizlere haber vererek:
“Oruç kalkandır.” buyurmaktadır.
Gayesinden uzaklaştırılmadan özüne sadık kalarak yerine getirilen her ibadetin ferdi ve içtimai hayatımızla ilgili sayılamayacak kadar maddi ve manevi faydaları vardır. Bu ibadetlerin bir kısmının hikmetine vakıf olurken bir kısmına da vakıf olamamaktayız. Rabbimizin emretmiş olduğu ibadetlerin derin sırlarına vakıf olma gayretinden öte, ibadetlerimizi rabbimizin emrettiği, Rasulününde uyguladığı şekilde yerine getirme gayreti ve çabasında olmalıyız. Bizim kurtuluşumuza vesile olacak ibadetlerde bu şekilde gerçekleştirebildiğimiz ibadetlerdir.
Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“Nice oruç tutanlar vardır ki tuttukları oruçta açlık ve susuzluktan başka karları yoktur.” (Nesai – İbn-i Mace)
“Oruç tutan kimse yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira)insanları (sadece)yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenabı Hakkın ihtiyacı yoktur.”(Buhari – Tirmizi)
“Oruç sadece yemek, içmek vesaireden kesilmek değildir. Kamil ve sevaplı oruç ancak faydasız laftan, boş vakit geçirmekten, kötü söylemekten ve nefsi emmarenin bütün temayüllerinden vazgeçirmektir. Şayet biri sana söver yahut sana karşı cahilce herhangi bir harekette bulunursa, kendi kendine ‘şüphesiz ki ben oruçluyum’ de sabret.” (Hakim Beyhaki) buyurmaktadır.
Sevgisizliğin, saygısızlığın, insanların birbirine karşı tahammülsüzlüğünün arttığı günümüzde, Rasulllah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimizin asırlar öncesinden günümüzü aydınlatan nebevi tavsiyeleri ne kadarda anlamlı. Ramazan ayını da ve orucu da vesile kılarak terk edeceğimiz o kadar çok kötü ahlakımız ve kazanmamız gereken o kadar çok güzel ahlaklar var ki. Rabbimiz yar ve yardımcımız olsun.
Bakmak, işitmek, dokunmak, yemek-içmek, giyinmek ve barınmak gibi vasıtalarla nefisleri azdıran her şeyin mevcut olduğu günümüzde oruçlunun yeme, içme, cinsi münasebeti terk etmekle birlikte bütün azalarına oruç tutturarak elini, dilini, gözünü, kulağını her türlü haram ve mekruhlardan korumalıdır.
Orucun kemali içinde Salih amellerle (Kur’an-ı Kerim’in okunup yaşanması, namazın kılınması, sadakaların verilmesi vb.) desteklenmelidir.
Açlık ve susuzluğu ön plana çıkarılarak nefsin eğitildiği bu mübarek ayda, iftar ve sahur sofralarında ölçü kaçırılarak sofralar türlü türlü yiyecek ve içeceklerle yemek fuarına çevrilerek gayeden sapılmamalıdır.
Bütün bunlarla birlikte ramazan ayında iftar, sahur, teravihlerde fakir ve muhtaçlar için hazırlanan göz yaşartıcı yardım paketlerinin hazırlanmasında yaşanan tatlı telaşlar memleketimizden kulluk esintileridir. Rabbimiz samimi ama eksik, içten ama hatalı bu kulluk faaliyetlerimizi hayra tebdil edip kemale erdirsin.