Ailede Oruç
Allâhu Teâlâ; “Allah’ın varlığına, kudret ve kuvvetine delillerden biri de kendileri ile huzur bulasınız ve gönül rahatlığı içerisinde yaşayasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratmasıdır. Aranıza sevgi ve şefkat duyguları koydu. Bunda düşünenler için uyarıcı ve Allah’ın varlığını kanıtlayıcı deliller vardır” buyurmaktadır. (Er-rûm: 30/21)
Bu âyet-i kerimeye iman eden her mü’min, ailedeki sevgi ve mutluluğun Allah tarafından kendilerine bahşedilmiş bir nimet ve O’nun azamet ve kudretine bir delil olduğunu kabul eder. Bu kabul ediş ile yola çıkan insanımız, aile yuvasını Allah’ın emri ve Peygamberin kavli üzere kurarak insan olmanın şeref ve haysiyetini o yuvada koruma altına alır, böylece aile, neslin meşru yollarla devamının ocağı olur.
Aile, azgınlaşmaya meyilli suların kanalize edilmesi ile sulanan nesil bahçesi, meşrû nesil fidanlığıdır.
Her varlığın neslini mükemmel şekilde devam ettirmesi, fıtratına uygun yolda yürümesine bağlıdır. İnsan için uygun yol, Allah’ın sevgi ve şefkat duygularını yerleştireceği meşrû şekilde evlenme, evliliğini de meşrû şekilde idâme ettirmesidir.
Bitkilerin genleri ile oynandığı, sperm bankalarının kurulduğu, sokaklarda tanışıp üç günde evlenen ve beş günde ayrılan sefih insanların çoğaldığı günümüzde ayağını sırât-ı müstekîm üzere sâbit kadem tutan mü’minlere düşen görev, sahih neseplere sahip olma gayretidir.
Çocuğun anne karnında iken bile dinletilen bazı şeylere âşinâ olarak dünyaya geleceğinin ifade edildiği günümüzde, yavrularımızın dünyaya teşrifi ile birlikte ahsen-i takvîminin bozulmaması için eğitim ve öğretimine büyük ehemmiyet vermemiz gerekmektedir. Eğitim ve öğretiminin üzerinde öyle durmalıyız ki, hayata gerçek doğrunun idrâki içinde, doğru ölçülerle düşünen, dalâlet ve sapkınlıkta olanların yolundan uzak, sırât-ı müstekîm üzere yürüyen bir insan olarak başlasın.
İyi veya kötü yetişecek her nesil geleceğimizdir. Aile, ise başta iman hakikati olmak üzere ibâdet ve ahlâkı öğretme ve hayatı tanıtma mektebidir.
Mü’minler, göz bebekleri yavrularını ve ailelerini nasıl fizikî tehlikelerden koruyorlarsa, aynen cehennem ateşinden de korumakla memurdurlar.
Allah’ın yarattığı her şey insanoğlunun emrine musahhar kılınmış olup, onun dünya ve ahiret mutluluğunu temin için kitaplar indirilmiş, din vaz’ edilmiştir. Âhir zaman insanı için vaz’ edilen İslâm; ferdî, ailevî ve ictimâî olarak kulluk vazifelerini yapmak sureti ile mutluluğa ermenin, ma’rifetullâha erişmenin tek yolu, kurtuluş için şifalar sunan hakikat reçetelerinin tek kaynağıdır.
İslâm’ın sunduğu hakikat reçetelerinden biri de ramazan ayı ile birlikte gelip gönüllerimize ve bedenlerimize şifâlar sunan oruçtur.
Orucu içerisinde bulunduran ramazan, şifâ ayı, rahmet ayı, bereket ayı ve mağfiret ayı olarak isimlendirilmiştir.
Oruçla kulluğumuzu, Allah’a ubûdiyyeti, Allah’ın bizlere bahşettiği bedenî nimetleri ve çeşitli rızıklarla ilişkilerimizi idrâk eder, Allah’ın bizimle olduğu şuuruna varırız. Oruç, varlıkla yokluğun, açlıkla tokluğun farkına vardıran bir ibâdettir.
Her birimiz oruç ibâdetini, hayırla şerrin ne olduğunu ayırt edemediğimiz yaşlarda ailelerimizde tanıdık. Benim çocukluğumdan hatırımda kalanların başında; ramazan geliyor. Oruç tutacağız, neler alalım, neler hazırlayalım şeklindeki tatlı telaşlar… Bir şey tutulacak diye duyuyorum ama ne, nasıl, nasıl bir şey ve nasıl tutulacak hep merak ederdim. Evi bir bolluk, bir bereket sarar, iftarla sofralar dolu dolu olurdu.
Çocukluğumda sahura kalkış sevincinin ayrı bir yeri var bende. Babamlar kalkıp yemeğe indiklerinde uyanır; fakat utandığım için yanlarına gidemezdim. Hemen küçük kardeşimi uyandırır ve ona anamgil illiğe kalktılar derdim. O, ateşlenmiş barut gibi fırlar, sofrayı tutar, tabî ki arkadan da ben çağrılırdım. Yine de gönlüm yokmuş gibi nazlana nazlana varırdım.
Sabah olunca da oruç tutmaya başlardık. Kardeşimin ki yarım saat, benim ki de bir iki saat sürer, anam; “Oğlum! Sizinki tekne orucu… Tekneden ekmek alarak içine az bir şey koyalım, yiğin. Orucunuz tamam olur.” der ve orucumuzu âfiyetle tamamlardık.
Tam gün olarak oruç tutabilmeyi başardığımız yaşlarda arkadaşlarla kapı önünde elimizde sevdiğimiz bir yiyecekle top atılmasını bekler, topla birlikte; “Top atıldı!” çığlıkları ile sofralara koşardık. Mevsim yaz olduğu için tarlada yorulan büyüklerimiz ellerinde su maşrabalarıyla iftarı beklerlerdi.
Ellerimizdeki kıymetli yiyeceklerle arkadaşlarımıza “Bak, ağzıma kadar götürüyorum ama değdirmiyorum.” diyerek sabır gösterisi yaptığımız, kurumuş dudaklarımızla övündüğümüz o çocukluk günleri Ramazan ayının ve orucunun zihinlerimize kazındığı günlerdir.
Biz biliyoruz ki, çocuklukta öğrenilen bilgiler mermere kazınmış yazı gibidir. İleriki yaşlarda öğrenilen ise buz üzerine yazılmış yazı gibidir. Yavrularımıza vereceğimizi ancak küçük yaşlarda verirsek, onda silinmez iz bırakır. Üç dört yaşında bir çocuk hiç ders almadan ana dilini duyarak öğreniyorsa; dinini ve ahlâkını da ailede yaşananları görerek öğrenecektir. Bu konuda ana ve babaya çok iş düşmektedir. Şunu iyi bilmeliyiz ki, çocuklarımızda olanlar bizden yansıyanlardır, onlar bizim aynalarımızdır.
Ramazandan söz açıldı mı, hemen eski ramazanlar sorulur. Hâlbuki ramazanın eskisi yenisi olmaz. ramazanın zamanında belleğimize yerleştirilip yerleştirilmediğine göre değerlendirmemiz olur. Mü’min için her ramazan, afv kapılarından girmek üzere o kapılara koşulması gereken rahmet ve mağfiret ayıdır. Bu bakımdan evlerimizde ramazan ayına ve oruca ayrı bir ehemmiyet vermemiz gerekir. Ramazan ayında bizleri izleyen evlatlarımız için namazımız, orucumuz, giyim kuşamlarımız, sadakalarımız, çevremize ve akrabalarımıza davranışlarımız ve daha birçok hasletlerimiz birer örnek teşkil etsin, mermere kazınır gibi içlerine yerleşsin, onlar kulluk şuuruna sahip olsunlar ki, yarınlarımızı emin ellere teslim edebilelim.
Ailede önce karı koca rahmet ayının bilincinde olmalı, bu aylarda biyolojik anlamda bedenlerinde meydana gelen yenilenmeler yanında maddi-manevî tüm duyu organlarına da sahip olarak günahlardan berî bir hayat yaşamalıdır. Ben görmesem de Rabb’im beni görüyor şuuru ile maddî-manevî hatalardan uzak kalınmalı, yeni nesle de bu konuda örnek olunmalıdır. Çocuklarımız, ana ve babalarını oruç tutan ve orucun da kendilerini her türlü yanlıştan alıkoyduğu kimseler olarak tanımalılar. Ramazan ayı geldiğinde yavrularımıza namazı, orucu ve camiyi tanıtmalı ve sevdirmeliyiz.
Çocukluğumuzdan kalan unutamadığımız birçok hatıra var ki, onlar bize ramazanı ve onda yapılan ibâdetleri sevdirdi. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz; Akraba ve komşularla birlikte yapılan iftarlar; sahuru sohbetlerle ve mutfaktaki faaliyeti merak ederek beklemeler, yarım oruç tuttuğumuzdaki kaçamak yiyip içmeler ve iftar beklemeler… Hele namazı iyice kavrayamadığımız yaşlarda arka safta itişe kakışa kıldığımız teravih namazları… Her selam verişte bizleri kovalayan sert mizaçlı berber dayı… O bizi kovalar, biz namaza duruldu mu yine koşarak gelir, namaza dururduk.
Çocukluk ramazanlarımızın en tatlı iki hatırası da çeşitli yiyecek ve tatlılarla kutlanılan Kadir Gecesi ve bizleri sevinçten uçuran bayramlıklarımız. Hem sevinç hem de övünç olurdu bayramlıklar. Herkes kendine sevinirken, arkadaşlarınınkine de gıpta ile bakardı.
Cami ve namaz konusunda hepimizin şunu iyice bilmesi gerekir ki, çocuklarımız camilerimizin açmak üzere olan tomurcuklarıdır. Varsın dikenleri ile birlikte gül gibi açana dek camilerimizde kelebek gibi uçuşsunlar. Namazımızda, orucumuzda bizlerle olsunlar. Üç yaşında secdede iken sırtımıza binsinler. Dördünde beşinde önümüzden geçsinler, yalan yanlış namaz kılsınlar ki, altısında öğrenmeleri, yedisinde de kılmaları mümkün olsun.
Yanlış tavırlarımızla cami ve cemaate küskün olma yerine bizlerle, cami ile cemaatle ve namazla barışık büyüsünler. Camilerin yarını onlarındır.
Eşler ve yavrular sahurla seherlere alışmalı, yavrucuklar heyecanla ertesi sahuru ve seheri beklemelidir. Sahurda söz vermenin önemini, hele âlemlerin yaratıcısına söz vermenin ehemmiyetini, orucu niyetle ve niyetine sâdık kalarak kavramak, hayatımızın ilk deminde başlayan dönüm noktalarından biridir.
Yavrularımızın çocukça tuttuğu orucunu, güzel iftar ve sahurlarla değerlendirmek, gücümüz nisbetinde ödüllendirmek, en güzeli de onları sevgi ile bağrımıza basıp tebrik etmek gerekir ve bu onun için unutulmaz hatıra olur. Biz biliyoruz ki, o melek gibi saf ve temizdir. Bizim çabamız onun saflığına ve günahsızlığına, ilerde nefsinin ve şeytanın halel getirmemesi içindir.
Ramazanlarımız ailecek dışarıya açıldığımız aylar olsun. Bizlerin de sabır duygusunun yanında cömertlik, yardım şuuru, dayanışma, din kardeşlerimizle kaynaşma ve bölüşme duyguları gelişsin, niçin yaratıldığımızın idrâki içinde kul olmanın hazzını tadalım.
İftar sofrasında emrine itaat ederek tuttuğumuz orucu Rezzâk olanın rızkıyla açtığımızı vurgulamak, verdiği nimetlere ve ibâdet edebilmemiz için yaptığı lütfa şükretmek hepimizin görevidir.
Ailecek evimiz bir mektep olmalı, aile fertleri kul olmanın hazzını orada tadıp, kulluk ettikleri Allah’a el açıp istekte bulunmayı, hatalarından gözyaşı dökerek pişmanlıklarını sunup afv dilemeyi orada öğrenmeliler… Ramazan geceleri bunlar için büyük fırsatlar taşır. Ramazanımızı ailecek çiftçinin kuraklıkta yağmur beklediği gibi bekleyelim, ona kavuşunca da rahmet ve bereketinden âzamî derecede istifâde edelim.
Ramazan ayı aynı zamanda Kur’an ayıdır. Evlerimiz Kur’an’la aydınlanmalı, kalplerimiz Kur’an nûruyla dolmalı. Ben rahmet peygamberiyim diye buyuran âlemlerin Efendisini bu ayda daha iyi tanıyalım ve neslimize de tanıtma gayreti içinde olalım.
Cenâb-ı Hak: “Rabbimiz! Bize dünyada güzellik ver, ahirette de güzellik ver.” (Bakara: 2/201)
“Kadın erkek kim inanmış olarak salih amel işlerse ona hoş bir hayat yaşatırız.” (Nahl: 16/97)
“Rabbim! Bize göz aydınlığı olarak eşler ve çocuklar bahşet.” (Furkan: 25/74) diye buyurmaktadır.
Müfessirler, bu âyet-i kerimelerde vurgulanan hususların iyi bir eş, iyi bir aile, kişiyi kulluğunda sırât-ı müstekîm üzere sabit kadem tutacak, ayağını kaydırmayacak aile olduğuna işaret edildiğini ifade etmektedirler.
Aile ocaklarımız, kulluk şuurunun pişirilerek kıvama getirildiği bir mutfak, üyeleri birbirinin göz aydınlığı, toplum binasının sağlam direkleri, yıpranmaz tuğlaları olmak durumundadır.
Allâhu Teâlâ mü’min erkek ve kadınları, ailenin temel taşlarını sık sık bir arada ve özellikleriyle anar. İşte onlardan bir âyet:
“Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar, erkek ve kadın mü’minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.” (Ahzâb: 33/35)
Allah’ın övgüsüne, rahmet ve mağfiretine mazhar olabilmenin yolu; ailecek iman eden, salih amel işleyen, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden kullar olmaktadır.
Çocuklarımızı ramazanın bereketinden de istifade ederek güzelce yetiştirelim. Gelin hep beraber bin aydan daha hayırlı bir geceyi içinde barındıran bu ayda fırsatları kaçırmadan ibâdetlerimizi güzelce yapıp, icâbet saatlerinde el açıp yalvaralım. Hatalarımızdan pişmanlıklarımızı gözyaşları ile sunalım. Meşrû ve ma’kul isteklerimizi, neslimiz ve tüm insanlık için güzel arzularımızı Allah’a arz edelim.
Ailecek ve tüm ümmetçe ramazanlarımız afv, mağfiret ve bereketlere vesile olsun, mübârek olsun.
















