Hayata Davet

Yazar: 
Selim Armağan
Köşe: 
Kur'an İklimi

 
“Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği         zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.”(Enfal:24 )
 
            “İstecibu lillahi ve rasulihi” “Allah ve Rasulü’nün davetine katılın.” Bu ve benzeri ayetler bize yön çizen, istikamet gösteren ayetlerdir. Bu ayetin bir benzerini de Bakara suresinin186.ayetinde görürüz. Orada “Kullarım sana, beni sorduğunda (Söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin davetine icabet ederim. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” buyrulmaktadır.
Dikkat edilirse birinci ayette yani Enfal:24 te kısaca; Müminlerden, Allah’ın ve Rasülü’nün hayat verecek davetine icabet etmeleri istenmektedir. Bu durumun gerçekleşip gerçekleşmediğinin gerçek nedenlerini kalplerin özünü bilen Allah bilir. Mesajı verilmekte ve ahirette kişilerin amellerinin (İşlerinin) niyetlerine göre olacağı vurgulanmaktadır. İkinci ayet olan Bakara:186 da ise kısaca davetin karşılıklı olması vurgulanmaktadır.

            İki ayetten bir sonuç çıkartılmalıdır.
            Allah, her zaman ve her yerde bizimle beraberdir. Rabbimiz bizim dualarımıza, bizim davetlerimize, bizim imdatlarımıza, tevbe ve istiğfarlarımıza mutlaka cevap vermekte ve mutlaka icabet etmektedir. Rabbimiz bize de bu ayetler vasıtası ile bir davetiye çıkartıyor ve mutlaka icabet etmemizi istiyor. Davet açık            “ lima yuhyi kum” Sizi yani bizi yaşatacak bize hayatta olduğumuzu fark ettirecek şeyler, hiç darda kalmayacağımız sıkıntı ve stres yaşamayacağımız hayatın tadına varacağımız bizi diri tutacak şeylere davet.         Davetiye iki oldu, hatta üç oldu: Allah’ın daveti , “gençlik geçmeden hayatını yaşa” diyen Şeytanın daveti, ve “Benim de hakkım…diyen “ nefsin daveti.
            Ülkemizde mevsim itibari ile maalesef yaşamak zorunda kaldığımız hayat manzaraları, gerçek hayatın manzaraları mıdır? Allah aşkına etrafımıza bir bakalım. Hangi aklı selim kabul eder sahillerde yaşananları, gece eğlencelerinde! yaşananları…yaşananları!
            “Gel sana hayatını yaşatacağım“ cümlesinin davetçileri çok önemlidir. Gel diyen şeytan ve avanesinin sesi ise, yaşanılan kesinlikle zehirdir ve ölüm emareleridir. Şeytan, babamız Adem’e (aleyhisselam) de ebedi hayatı vaat ederek yanıltmıştı. Allah’a isyanda kurtuluş ve mutluluk olamaz.
            “Gel” diyen önemlidir. Her davete gidilmez. Ezanlara icabet etmelidir. “Haydin felaha” çağrısına icabet etmelidir.
            Evet Allah ve Rasulü’nün çağrısına icabet edilmelidir. Bu çağrı sadece Kuran’da bir ayet değildir. Bu davet Allah’ın tellallarının beş vakit minarelerden davetidir. Bu davet peygamberlerin, alimlerin, salihlerin davetidir. Bu davet, en güzelin en güzele davetidir.
Dualarımız kabul oldu mu?Yoksa olmadı mı? Niçin kabul olmadı? Kabul olduysa ben niçin hemen karşılığını görmedim? Sorularının cevapları biraz da bu davette gizlidir. Allah’ın davetlerini duyduk mu? Onun istediklerini kabul ettik mi? Onun sevgili bir kulu olabildik mi? Ya da tüm bunları hiç düşündük mü?.. Yoksa ben tam bir çıkarcı menfaatçi miyim? Hep isteyen hiç vermeyen hep çağıran hiç gitmeyen miyim? Hep konuşan ve duyulsun dinlensin isteyen ve fakat kendisi Allah’ı dahi dinlemeyen miyim? Ben kimim? Bana kimin ya da kimlerin sözü geçer? Ya da Allah’tan başka kimin sözüne güvenebilirim?
Nefsimize uyup şu kötü hilekarın durumuna düşmeyelim:
- Oğlum falanca ağabeyinin düğünü var. Davetiye gönderirse gitmeyelim, göndermezse gönül koyup küselim dermiş.
Tarih boyunca insanlar hep kurtarıcılar beklemişler. Allah’a dualar etmişler, Allah da dualarını kabul edip elçiler gönderince -Talut (aleyhisselam) örneğinde olduğu gibi, Peygamberimizin örneğinde olduğu gibi…;Bu nasıl peygamber olur. Bizim olmamız gerekirdi. Bu fakir ve bunun destekçileri yok. Ya da Mekke’nin kadınları beni kınar, gibi eften püften mazeretlerle, davete katılmadılar. Kendilerine özel vahiyler indirilmediği ya da İslam toplumunda özel konumlara sahip olamadıkları için kibirlerinden haktan ve halktan uzaklaştılar.
      Biz mazeretler üretmeyelim. Bize hayatı, bütün üstün lezzet ve kıvamıyla bahşeden   Allah’ın sözüne kulak verelim. Şeytanın sözünden uzaklaşalım. Çünkü onun sözü en çürük iptir. İbrahim suresi 22.ayette “(Hesap görülüp) İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaat etti, ben de size vaat ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim…." Diyeceği ve dostluğunun güvenilmezliği şimdiden haber verilmektedir.
            Şeytanın dünyadaki temsilcilerinin hayatı yaşama malzemeleri olarak bize sunduklarına bir bakalım. Allah'ın davetine inat nikahsızlığı, fuhşu teşvik ettiler AİDS çıktı. Esrarı, eroini, alkolü, sigarayı vs. teşvik ettiler. Nesiller bozuldu. Aileler yıkıldı. Hayatın tadı kaçtı.
Allah ve Rasulü’nün hayat için koyduğu kuralları şöyle bir hatırlarsak bize dünyada da âhirette de cenneti yaşatacağını görürüz. Keşke davetin kıymetini bilebilsek. Allah’ın bitkilerinden şifa beklediğimiz kadar ayetlerinden de manevi şifalar beklesek bir demet ayet ve hadisi, şifa veren bir ilaç gibi sürekli yanımızda kalbimizde imanımızda saklasak da yaralarımıza sürsek.
            Evet gerçek hayatı isteyen müminlere ilahi kapı açıktır. Allah’ın ayetleri bizleri çağırıyor: İman edin, yardım isteyin, tövbe edin, sizin duanıza icabet edeyim, sizi rahmet pınarlarında yıkayayım, sizi manevi steril ortama alayım, her günah işlediğinizde yine gelin yine affedeyim. Hatta tövbe edin iyilik yapın diğer günahlarınızı da affedeyim dahası onları sevaba çevireyim.
            Şimdi biz de hayatımızın resmini çekelim, kendimizin, eşimizin, çocuklarımızın, akraba ve dostlarımızın resmini çekelim. Aile fotoğrafımızı çekelim, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) aile fotoğrafı ile karşılaştıralım. Yüce Allah’ın ahlakından razı olduğu ve “Sen yüce bir ahlak sahibisin” dediği örnek peygamberin ve toplumunun asrı saadetin resmi ile karşılaştıralım.
            Evimizi, işimizi, mahallemizi, sokağımızı, tatilimizi, sahilimizi kısaca bizi ve benzerlerimizi karşılaştıralım…. İşte şairin evi
 
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat:Elinde tesbih ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs)oynayan,annem ve aşıkları,
Alt kat :Kız kardeşimin (Tamtamda) çığlıkları.
 
Etrafımıza bakıp ben ve tavırlarım bu manzaraya ne kadar olumlu ya da olumsuz katkıda bulunuyor? Sualinin hesabı yapılmalıdır. Günahlarımız bizleri üzüyor, sevaplarımız da mutlu ediyorsa işte gerçek imanı yakaladık demektir. Bu anlamda alınganlık iyi bir haslettir. Kişiye hisse çıkartmayı öğretir. Her söz ve her davranıştan alınmalı, bizde olup olmadığı kontrol edilmelidir. Kötü ve çirkin olan nemelazımcı yaklaşım vurdum duymaz tavırdır, kibirdir, yanlışlarda ısrardır. Ayetlerin muhataplığından alınıp öz değerlendirme yapalım ki söz ve davranışlarımız tutarlı olsun. Kalbimizle, vicdanımız; imanımızla amelimiz tutarlı olsun.